Türkiye'de son dönemde sokakta çıplak dolaşma, sahilde cinsel ilişki ve en son Galata Kulesi yakınında bir kişinin kendini yakması sahneleri yaşandı.

Türkiye'de son dönemde sokakta çıplak dolaşma, sahilde cinsel ilişki ve en son Galata Kulesi yakınında bir kişinin kendini yakması sahneleri yaşandı. Başta İstanbul olmak üzere Türkiye'nin farklı noktalarında görülen bu olayların neden yaşandığı merak konusu.

Ekonomik zorlukların yanı sıra son birkaç yıldır etkisini sürdüren pandeminin de toplum psikolojisini olumsuz etkilediği ve özellikle anksiyete, depresyon ve stres bozukluğu gibi travmalara neden olduğuna yönelik raporlar yayımlanıyor. 

Hacettepe Üniversitesi'nden Dr. Öğr. Üyesi Göze Orhon'a göre, sokakta çıplak dolaşma, sahilde cinsel ilişkiye girme veya kendini ateşe verme gibi eylemler kriz dönemi davranışları.

Bu tip eylemleri kriz dönemleri açısından ''sembolik değer taşıyabilecek eylemler'' olarak gören Dr. Öğr. Üyesi Göze Orhon; ''2001 ekonomik krizinin Bülent Ecevit’e yazar kasa atan adamla hatırlanması gibi. Bunlar da ihtimal ki, içinde yaşadığımız dönemin toplumsal olarak hatırlanmasının imgeleri olacak'' diyor.

Orhon, bu görüntüler karşısında fazlasıyla genelleyici yorumlar, tüm bu olayların fazlaca semptomatik okumalarını yapmanın da sakıncaları olabileceğini düşünüyor

''Katmanlı bir kriz anı yaşıyoruz. Siyasal düzlemde otoriterleşme, yolsuzluk ve çözülme, devlet kurumsallığının ve kurumların erimesi. Bunları bir süredir yaşıyoruz zaten. Ardından genel pandemi ve yeterince üzerinde durulmasa da beraberinde getirdiği ruhsal sıkıntılar. İnsan etkileşimsel bir varlık. Bu etkileşim olası bütün biçimlerde sınırlanmış durumda. Pandemi çoğunlukla fizyolojik açıdan bir kamu sağlığı başlığı oldu ama psikolojik açıdan da bir kamu sağlığı sorunu olarak deneyimlendi, deneyimleniyor. Ve nihayetinde tüm bunların eşlik ettiği ağır bir ekonomik kriz, çöküş belki.Siyasal, kültürel olanın “sıradan” yurttaşa teması daha dolaylıdır belki ama, ekonomik çöküntü yurttaşın gündelik yaşamına çok kolay ve doğrudan temas ediyor. Yoksulluğu değil, açlığı konuştuğumuz bir yerdeyiz. Böyle bir çerçevenin sadece bahsettiğimiz toplumsal eylemlerin değil, genel olarak bireysel düzeyden – insanlar arasındaki basit, gündelik ilişkilerden – toplumsal düzeye pek çok olayı açıklama kabiliyeti var. Bir anomi tablosundan söz etmemiz abartılı olmaz bu açıdan.'

Çıplak dolaşmak, kendini ateşe vermek, ambulans şoförünün kendini ambulansa zincirlemesi ekstrem eylemler ve bir görülme arzusuna işaret ediyor. Yani, çıplaklık görünür olmanın kati bir yolu.

Çıplak dolaşma, sahilde cinsel ilişkiye girme veya kendini ateşe verme eylemlerinin 'görülme arzusuna' işaret ettiğini Göze Orhon, yaşananları toplumdaki 'çaresizlik duygusunun' dışa vurumu olarak görüyor:

''Bu tip sansasyonel eylemleri bir yurttaş görünürlüğü problemiyle okuma eğilimindeyim ben açıkçası. Toplumsal muhalefetin her düzlemde silindiği ya da silinmeye çalışıldığı bir ortamda yaşıyoruz. Açlığın çıplak gerçekliği, mazotun 25 lirayı aşması, maaşlarla ev kiraları arasındaki farkın neredeyse kapanması ile tüm bunların siyasal iktidar nezdinde hiç görünür olmaması arasında bir anlam boşluğu var. Tüm bunlar ile gülerek konuşan ekonomi bakanı ya da “hayat pahalılığı”ndan söz eden cumhurbaşkanı arasında derin bir kontrast var. İnsanlar bu şartlar altında zor deneyimlerinin görünmediğini düşünüyorlar. Düşünmenin de ötesinde, toplumsallaşmış bir duygu bu, çaresizlik duygusu. Çıplak dolaşmak, kendini ateşe vermek, ambulans şoförünün kendini ambulansa zincirlemesi ekstrem eylemler ve bir görülme arzusuna işaret ediyor.''

Bir süredir tartışılan bu eylemlerin bir birikimin sonucu olarak ortaya çıktığı kanaatini dile getiren Dr Orhon, "Çıplaklık burada görünür olmanın görmezden gelinmesi imkansız olan bir yolu bana kalırsa" diyor.

 "Siyasal iktidarın temsilcileriyle yurttaş karşılaşmalarını hatırlayın. Yoksulluktan söz eden bir yurttaşa “bana abartılı geliyor bu anlattıkların” denmesinden, ilaçlarıyla ilgili bakanla konuşmaya çalışan kanser hastası Dilek’in cebine para konmasına kadar çok sayıda değersizlik anına şahitlik ettik. Bu ülkenin yurttaşları siyasal iktidarla her düzeyde karşılaşmalarında – buna seçim güvenliğini dahi dahil edebilirsiniz – görülmediğini, duyulmadığını düşünüyor ve hissediyor. Çıplaklık burada görünür olmanın görmezden gelinmesi imkansız olan bir yolu bana kalırsa. Yani, çıplaklık görünür olmanın kati bir yolu. Antalya, Mardin, Elbistan gibi birbirinden çok farklı yerlerde izliyoruz aynı manzarayı.''

Bu eylemlerin özgül nedenleri olabilir. Belki hepsini altında toplayabileceğimiz çerçeve, toplumsallığın büyük ölçüde aşınması olabilir.

Orhon, giderek yaygınlaşan bu eylemlerin planlı olduğuna dair yapılan yorumlara katılmıyor fakat aralarında bir bağlantı olduğunu düşünüyor. 

Söz konusu eylemleri aynı motivasyonla okumanın doğru olmadığını düşünen Orhon, eylemlerin özgül nedenleri olabileceğine dikkat çekiyor:

''Belki hepsini altında toplayabileceğimiz çerçeve toplumsallığın büyük ölçüde aşınması olabilir. 2013’ten bu yana Türkiye’de bu aşınmayı derinleştiren çok sayıda olay oldu. 10 Ekim 2015’te barış mitinginde kaybettiğimiz insanların Konya’da bir stadda yuhalanmasından, bir süre önce Cumhurbaşkanı’nın Gezi eylemlerine katılanlara “sürtük” demesine kadar bir dizi örneğinden söz edebiliriz bu durumun. Toplum olma hali, ahlaki kültürel, siyasal bir dizi uzlaşıma dayanır. Bu uzlaşımların silikleştiği, zaman zaman da siyasal iktidar tarafından kasıtlı biçimde ihlal edildiği bir dönemde yaşıyoruz. Mutlaka bir semptom olarak okuyacaksak, toplumsallığın aşınmasının bir semptomu olarak okuyabiliriz bunları.''

Türkiye’de medya üzerinden ahlaki panik refleksinin üretilmesinin çok sayıda örneği vardır. 1990’ların sonundaki Aczmendi ya da satanistler haberleri üzerinden bu türden tepkiler ürettiler. Ama şimdi yaşanan bu olaylar için ahlaki panik tespitinin çok yerinde olmadığını düşünüyorum

Eylemler karşısındaki toplum refleksinde oluşan ‘ahlaki panik’ tespitinin yerinde olmadığını belirten Göze Orhon, bu tepkinin oluşmasında medyanın çizdiği çerçevenin etkili olduğu görüşünde. 

Bu görüntülerin siyasetçilerin de gündemine esaslı bir biçimde girmediğini dile getiren Orhon, bu ve benzeri olayların büyümesi durumunda bir kriz yokmuş gibi davranan siyasal iktidarın, bu sapma davranışı üzerine konuşmanın işine gelmeyeceğini düşünüyor.

''Muhalafet için ise yanında hizalanmak ve bir kriz imgesi olarak ele almak için fazlaca “itibarsız” bir görüntü'' diyor Orhon:

''Ahlaki panik her durumda muhafazakar bir tepkidir. Tehlikelidir de. O yüzden yerinde bir tepki olduğunu söyleyemeyeceğim elbette. Kendiliğinden de değildir. Medyanın meseleyi nasıl ele aldığı, hikayeyi nasıl çerçevelediğiyle yakından ilgilidir. Muhafazakarlaşma ahlaki paniğe sahne olmaya çok müsait bir zemin sağlar. Yukarıda söz ettiğim nedenler ahlaki panik ortamını doğrudan besler. Yanı sıra, sosyal medya da bunun için çok elverişli bir mecra. Ciddi, sorumlu ve eleştirel haber medyasının bu meseleyle çok da ilgilenmiyor oluşu, bu haberlerin daha çok “clickbaiting” (tıklanma alma) motivasyonuyla yapılıyor olması, bize medya ve ahlaki panik bahsinde birtakım ipuçları veriyor. Kolaylıkla bir ahlaki panik atmosferi yaratılabilir elbette bu olaylar üzerinden. Ama ana akım medyada bile bu tip haberlere olayın failinin akli dengesinin yerinde olmadığı bilgisi eşlik ediyor genellikle. Bu açıdan medya anlamlı bir veri sunmuyor. Türkiye’de medya üzerinden ahlaki panik refleksinin üretilmesinin çok sayıda örneği vardır. 1990’ların sonundaki Aczmendi ya da satanistler haberleri bu türden tepkiler ürettiler. Ama bu olaylar için ahlaki panik tespitinin çok yerinde olmadığını düşünüyorum.''

Ülke şokta! 900 mahkum firar etti! Ülke şokta! 900 mahkum firar etti!

Bunun toplumsal eylem biçimine dönüşeceğini düşünmediğini belirten Orhon, son dönemde peş peşe gelen ve bir çaresizlik anı refleksine benzettiği olayların devamının gelebileceğini söylüyor:

''2021’den beri sayısı kaydadeğer biçimde artan intiharlar da benzer bir çaresizliğe işaret ediyor. Elbette çok daha yıkıcı sonucu olan bir şey intihar, sonuçları bakımından kıyaslanabilecek iki eylem biçimi değil ama intiharlar da dahil, tüm bu eylemleri anomi dönemi davranışları olarak okuyabiliriz.''