İstanbul’da gerçekleştirilen edebiyat temelli şehir gezileri, katılımcılara romanları şehrin sokaklarında deneyimleme imkânı sunarak, metinleri mekânlarıyla birlikte okuma fırsatı tanımaktadır. Bu geziler, kitapları yalnızca okunan metinler olmaktan çıkarıp, şehrin içinde yeniden yaşanan bir deneyime dönüştürmektedir.
Rehberliğini Rümeyse İlter’in, kitap anlatıcılığını ise Oğuz Aktürk’ün üstlendiği bu turlar, edebiyatı mimarlık ve şehir tarihiyle bir araya getirerek katılımcıları romanların izini sürmeye yönlendirmektedir. Amaç, metinlerde geçen mekânları zihinde canlandırmanın ötesine geçip, onları şehirde birebir karşılıklarıyla birlikte okumaktır.
Daha Önce Hangi Eserler Üzerine Geziler Düzenlendi?
Daha önce Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi” ve Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” eserleri üzerine gerçekleştirilen proje, İhsan Oktay Anar’ın “Puslu Kıtalar Atlası” ile dördüncü kez hayata geçirilmektedir. Euronews'e konuşan rehber Rümeysa İlter, sanat tarihçisi olarak, kitap okurken gözlerimizi kapatıp hayal ettiğimiz dünyayı İstanbul’la birleştirmeyi amaçladıklarını ifade etmektedir.
İlter, kitaplarda geçen mekânları yalnızca okumak değil, o mekânların içine girebilmek gerektiğini vurgulamaktadır. Şu an için İstanbul’da derinliği olan kitaplarla bu çalışmaları sürdürdüklerini, ileride farklı rotaların da olabileceğini belirtmiştir.
Katılımcıların İlgi Düzeyi Nasıldır?
Oğuz Aktürk ise, 8 yıldır sosyal medya platformlarında içerik ürettiğini ve kitaplarla ilgili geziler düzenlediklerini ifade etmektedir. Özellikle kitapların içinde geçen mekânlara odaklandıklarını belirten Aktürk, şu an yalnızca İstanbul’da bu gezileri gerçekleştirdiklerini, ileride başka şehirlerde de benzer etkinlikler düzenlemeyi planladıklarını belirtmiştir. Mimarlık mezunu olan Aktürk, bu gezilerin mimarlık ile edebiyatın kesişiminde duran çalışmalar olarak değerlendirilebileceğini ifade etmektedir.
Aktürk, “Puslu Kıtalar Atlası’nı dördüncü kez okumamla birlikte bu fikir ortaya çıktı. Bazı okumalarda insanın gözünde farklı şeyler parlıyor, bu sefer de mekânlar benim için görünür oldu.” diyerek, mimarlık ve kitaplarda geçen mekânların önemini insanlara anlatmak istediğini dile getirmiştir.
Gezi Rotaları ve Katılımcı Sayıları
İstanbul’un seçilmesi, mekânı olan ve rotası çıkarılabilen kitaplar açısından büyük önem taşımaktadır. Örneğin, ‘Kürk Mantolu Madonna’ gibi İstanbul’da geçmeyen bir metinle bu formatı kurmanın zorluğuna dikkat çekilmektedir. Bu nedenle, daha çok İstanbul’da veya yakın semtlerde geçen, turistik ya da yürünebilir rotası olan kitaplar tercih edilmektedir. Katılımlar genellikle 40-45 kişi arasında değişmektedir. Önceki ‘Puslu Kıtalar Atlası’ gezisi 45 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir.
İhsan Oktay Anar’ın “Puslu Kıtalar Atlası” üzerine kurgulanarak gerçekleştirilen rota, Galata Kulesi’nden başlayarak, Camondo Evi ve Camondo Merdivenleri, Bankalar Caddesi (eski adıyla Voyvoda Yolu), Azapkapı, Galata Surları, Arap Camii, Yelkenciler Hanı, Mihal Kapı ve Karaköy üzerinden ilerlemektedir. İstanbul’un farklı tarihsel katmanlarını bir araya getiren bu güzergâh, romanın atmosferiyle şehrin dokusunu yan yana getirerek katılımcılara edebiyat ile mekân arasında doğrudan bir ilişki kurma imkânı sunmaktadır.
'Puslu Kıtalar Atlası' Romanının Önemi Nedir?
İhsan Oktay Anar’ın “Puslu Kıtalar Atlası,” 17. yüzyıl İstanbul’unda geçen tarih, felsefe, macera ve hayal gücünü bir araya getiren postmodern bir romandır. Merkezinde, dünyayı anlamaya çalışan Uzun İhsan Efendi ile hafızasını kaybettikten sonra kimliğini arayan oğlu Bünyamin’in hikâyesi yer almaktadır. Ancak roman, klasik bir olay örgüsünden ziyade, gerçeklik ve rüya arasındaki sınırın sürekli belirsizleştiği, anlatının kendi içinde katmanlandığı bir kurguya dayanmaktadır.
Metin boyunca İstanbul, yalnızca bir arka plan değil, hikayeyi taşıyan ve dönüştüren canlı bir mekân olarak öne çıkmaktadır. Romanın İstanbul ile ilişkisi, özellikle şehrin 17. yüzyıldaki çok katmanlı yapısı üzerinden kurularak, Galata, liman çevresi, ticaret yolları ve dar sokaklar korsanlar, tüccarlar, seyyahlar ve marjinal karakterlerle birlikte bir anlatı evrenine dönüşmektedir. Bu yönüyle İstanbul, gerçek ile kurmacanın birbirine karıştığı bir zihinsel alan olarak kurgulanmaktadır.
Şehir, romanda yalnızca fiziksel bir coğrafya değil, aynı zamanda insanın algısını ve gerçeklik anlayışını sürekli sorgulayan bir sahne işlevi görmektedir.
