"Haberin İşçisi"
İstanbul
Parçalı bulutlu
27°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,8629 %0.16
53,6121 %0
6.277,78 % 1,33
2.912.399 %0.818
İşçi Haber Gündem NATO Zirvesi öncesi Türkiye analizi : Avrupa'nın savunma açığında Türkiye öne çıktı

NATO Zirvesi öncesi Türkiye analizi : Avrupa'nın savunma açığında Türkiye öne çıktı

İsrail merkezli medya kuruluşu Biz, Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde Türkiye'nin savunma sanayisindeki üretim hızı, düşük maliyet avantajı ve ihracat potansiyeliyle ittifakın askeri açıklarını kapatabilecek kritik bir tedarikçi haline geldiğini yazdı.

Okunma Süresi: 6 dk

İsrail basınında yer alan bir analize göre, Ankara'da gerçekleştirilecek olan NATO Zirvesi, Türkiye açısından savunma sanayisi kabiliyetlerini Batılı müttefiklere sergileme noktasında kritik bir zemin sunmaktadır. SABAH'ın haberinde yer alan bilgilere göre; Türkiye'nin artış gösteren savunma ihracatı, hızlı ve düşük maliyetli üretim altyapısı ile insansız hava araçları, mühimmat ve elektronik harp sistemlerinde Avrupa kıtasının acil ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir seviyeye ulaştığı aktarıldı. Bu tablonun, Ankara yönetiminin NATO içerisindeki stratejik ve diplomatik etkinliğini artırabileceği belirtildi.

Avrupa ve ABD'ye karşı kapasite gösterisi

İsrail merkezli Biz tarafından yapılan değerlendirmelerde, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da toplanacak olan NATO Zirvesi'nin, Türkiye'nin son dönemde inşa ettiği askeri ve endüstriyel üretim gücünü Avrupa ve ABD yönetimine doğrudan göstermesi için bir fırsat penceresi açtığı ifade edildi. İlgili analizde, Türkiye'nin sadece niceliksel olarak büyük bir orduya veya jeopolitik bir konuma sahip olmakla kalmadığı, aynı zamanda Batılı ülkelerin göz ardı edemeyeceği bir hız ve maliyet avantajıyla silah, mühimmat ve güvenlik sistemleri sağlayan bir aktöre dönüştüğü bilgisi verildi.

Savunma ihracatı gerilim dönemlerini geride bıraktı

Haber metninde paylaşılan verilere göre, yıllık 10 milyar dolar barajını aşan savunma ihracatıyla zirve takvimine giriş yapan Türkiye, geçen yıl gerçekleştirdiği savunma ürünleri satışının yüzde 56'lık kısmını ABD, Avrupa ve diğer Batılı müttefiklere yönlendirdi. Ortaya çıkan bu istatistiki tablonun, 1970'li yıllarda yaşanan Kıbrıs Barış Harekâtı dönemi ambargoları ve 2017 yılındaki Rusya menşeli S-400 hava savunma sistemi tedariki sonrasında Ankara ile Batı blokunun arasında gözlenen uzun süreli siyasi ve askeri gerilim süreçlerine kıyasla köklü bir yapısal değişime işaret ettiği bildirildi.

Ukrayna savaşından sonra talep dört kat yükseldi

Türk savunma firmalarının imza attığı ihracat hacminin, Rusya'nın Ukrayna topraklarına yönelik askeri operasyonlara başladığı tarihten bu yana dört katlık bir artış kaydettiği aktarıldı. Mevcut savaş koşullarının, Avrupa genelinde silahlı insansız hava araçlarına, 155 milimetrelik topçu mühimmatına ve kısa teslimat süresine sahip savunma sistemlerine yönelik talebi yukarı taşıdığı kaydedildi. Eş zamanlı olarak ABD'de Trump yönetiminin müttefik ülkelere yönelik savunma harcamalarını artırma ve Washington merkezine olan bağımlılığı azaltma yönündeki çağrılarının, Ankara için hem ekonomik hem de jeopolitik sahada yeni alanlar oluşturduğu ifade edildi.

Avrupa'nın endüstriyel üretim açığı belirginleşiyor

İsrail basınındaki analizde, NATO ittifakı içerisindeki temel tartışma odağının artık sadece Avrupa ülkelerinin savunma bütçelerine ne kadar pay ayıracağı konusu olmadığı, aynı zamanda bu ülkelerin yeterli miktarda silah, mühimmat ve operasyonel sistem üretebilecek endüstriyel kapasiteye sahip olup olmadıkları sorusu etrafında şekillendiği yazıldı. Soğuk Savaş dönemi sonrasında askeri yapılarını ve savunma sanayi yatırımlarını küçültme yoluna giden bazı Avrupa devletlerinin aksine, Türkiye'nin büyük ölçekli bir ordu yapısını koruduğu ve yerli üretime dönük yatırımlarını kesintisiz şekilde sürdürdüğü vurgulandı.

ABD'nin askeri varlığını azaltma planı Türkiye'yi öne çıkarıyor

ABD'nin Avrupa kıtasındaki askeri konuşlanmasını azaltmaya yönelik stratejik planlamalarının, Türkiye'nin ittifak içindeki ağırlığını artırdığı aktarıldı. Bu projeksiyon doğrultusunda Washington yönetiminin Avrupa'da bulunan stratejik bombardıman uçakları, keşif ve saldırı görevli insansız hava araçları, savaş gemileri ve savaş uçaklarının sayısında indirime gidebileceği, Avrupa ülkelerinin ise bu operasyonel eksiklikleri kısa ya da orta vadede kendi sanayileriyle telafi etmekte zorlanacağı bilgisi paylaşıldı. Avrupa devletlerinin atacağı adımların bazı lojistik açıkları kapatabileceği fakat NATO'nun daha geniş bir savunma sanayi altyapısına gereksinim duyduğu, Türkiye'nin de bu tedarik zincirinin ana omurgalarından biri olmayı hedeflediği belirtildi.

Üretim hatlarının hızı ve iş gücü maliyetleri fark yaratıyor

Avrupa genelindeki savunma sanayisinde sadece silah envanterinin miktarında değil, üretim hatlarının işleyiş hızında da yapısal eksikliklerin bulunduğu ifade edildi. Avrupa'daki fabrikaların mevcut mühimmat veya karmaşık sistemlerin üretim hacmini artırmasının, hammadde hatlarını kurmasının ve yeni üretim bantlarını faaliyete geçirmesinin yıllar alabildiği aktarıldı. Buna karşın Türkiye'nin; halihazırda yüksek seri üretim hacmine ulaşmış endüstriyel yapısı, Batı Avrupa ülkelerine kıyasla daha uygun seviyede seyreden iş gücü maliyetleri, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin büyük operasyonel tecrübesinden elde edilen sahadan geri bildirimler ve geliştirilen ürünleri kısa süre içerisinde pazara sunabilme yeteneğiyle bu boşluğu doldurabilecek en elverişli ülkelerin başında geldiği vurgulandı.

Bayraktar TB2 ile modern savaş konsepti değişti

Türkiye'nin bu alandaki en somut ve dikkat çeken başarı örneği olarak insansız hava araçları platformları gösterildi. Baykar firması tarafından üretimi gerçekleştirilen Bayraktar TB2 modelinin, Ukrayna'daki çatışmalardan önce de uluslararası pazarda küresel ölçekte tanınan bir platform haline geldiği hatırlatıldı. Maliyet etkinliği yüksek bir sistem vasıtasıyla zırhlı tankların, askeri lojistik konvoyların ve hava savunma bataryalarının imha edilebilmesinin, modern askeri doktrinlerde ve savaş anlayışında köklü değişimleri beraberinde getirdiği ifade edildi.

Bununla birlikte, çatışmaların ilerleyen safhalarında pazar dinamiklerinin evrildiği, Rusya ve Ukrayna ordularının sahada yoğun miktarda kamikaze dron, keşif unsurları ve elektronik harp destekli insansız hava araçları konumlandırdığı, bu durumun sektörü sürekli teknolojik yenilik gerektiren devingen bir alana dönüştürdüğü yazıldı. Türkiye'nin bu spesifik pazarda uzun yıllardır faaliyet yürütmesinin, kendisine önemli bir sektörel tecrübe ve avantaj sağladığı aktarıldı.

Mühimmat stoklarındaki yetersizlik Türkiye ile aşılabilir

Küresel pazardaki talebin yalnızca büyük ana platformlarla sınırlı kalmadığı; topçu mühimmatları, elektronik harp sistemleri, akıllı füze sistemleri ve yüksek hacimli üretim yeteneğinin de kritik önem kazandığı belirtildi. Avrupa ülkelerinin son iki yıllık süreç zarfında kendi askeri mühimmat stoklarının sınırlı olduğunu ve mevcut fabrikaların üretim kapasitelerini ani talep artışlarına göre hızla esnetemediğini bizzat deneyimlediği aktarıldı. Türkiye'nin ise özellikle NATO standartlarına tam uyumlu sistemlerde bu küresel lojistik ihtiyacın büyük bir kısmını tek başına karşılayabilecek sanayi altyapısına sahip olduğu ifade edildi.

İsrail medyasındaki haberin son bölümünde, Türkiye'nin ittifakın mühimmat, insansız sistemler ve genel savunma mimarisindeki fiili açıklarını kapatma noktasında doğrudan yardımcı olabileceği savunuldu. Ürünlerin Batı Avrupa üreticilerine kıyasla daha düşük maliyetlerle, daha kısa teslimat süreleriyle ve talep edilen yüksek miktarlarda teslim edilebildiği, Ankara'nın NATO güvenlik ağındaki rolü pekiştikçe Avrupa ve ABD yönetimi karşısındaki diplomatik pazarlık gücünün de aynı oranda yükseleceği değerlendirmesi aktarıldı. Son olarak, Ankara zirvesinin sadece diplomatik bir buluşma zemininden ibaret olmadığı, Türkiye'yi jeostratejik bir geçiş ülkesi tanımının ötesine taşıyarak küresel ölçekte bir güvenlik ve savunma sanayii tedarikçisi konumuna ulaştırmayı hedefleyen bir sektör vitrini özelliği taşıdığı vurgulandı.