Dünya genelinde artan çevresel gürültü ve kontrolsüz kulaklık kullanımı, genç nüfus arasında kalıcı işitme hasarı riskini tarihin en yüksek seviyesine çıkardı. Bilim insanları, bu durumu "sessiz pandemi" olarak adlandırarak acil koruma protokollerinin uygulanması gerektiğini bildirdi.
Gençler işitme kaybı riskiyle karşı karşıya mı?
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, 12-35 yaş aralığındaki yaklaşık 1,1 milyar genç, güvenli olmayan ses seviyelerine maruz kalmaları nedeniyle işitme kaybı riskiyle karşı karşıya kaldı. Modern yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelen yüksek sesli eğlence ortamları ve kişisel ses cihazları, kulak içindeki hassas tüy hücrelerinde geri dönüşü olmayan tahribatlar meydana getirdi.
Harvard Tıp Fakültesi’nden Otolarengolog Dr. M. Charles Liberman, yaptığı araştırmalarda "gizli işitme kaybı" fenomenine dikkat çekti. Liberman, standart işitme testlerinde tespit edilemeyen ancak gürültülü ortamlarda konuşulanı anlamayı zorlaştıran sinir hasarlarının, yüksek sese maruz kalmanın ilk belirtisi olduğunu aktardı.
Yüksek sesin etkileri nelerdir?
Yapılan klinik çalışmalar, 85 desibel üzerindeki seslere uzun süre maruz kalmanın, iç kulaktaki kokleada bulunan protein yapılarını bozduğunu kanıtladı. İngiltere'deki Action on Hearing Loss derneği biyomedikal araştırma direktörü Dr. Ralph Holme, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, işitme kaybının birikimli bir süreç olduğunu vurguladı. Holme, yüksek sesle müzik dinlemenin veya gürültülü iş ortamlarında korumasız bulunmanın, kulak hücrelerini erken yaşlandırdığını ifade etti.
Uzman, ses dalgalarının şiddetinin, hücrelerin yenilenme kapasitesini yok ettiğini belirterek, korunma yöntemlerinin bir tercih değil zorunluluk olduğunu dile getirdi.
İşitme kaybını önlemek için hangi adımlar atılmalı?
Yüksek sesin yıkıcı etkileriyle baş etmek adına uzmanlar çeşitli somut çözüm yolları sunmaktadır. Bunlardan biri, 60/60 Kuralı'dır; kişisel ses cihazlarının maksimum ses seviyesinin %60’ını aşmaması ve günde 60 dakikadan fazla kullanılmaması gerektiği kaydedilmiştir. Ayrıca, dış gürültüyü pasif olarak kesen kulaklıkların kullanılması, kullanıcının müziği daha düşük seviyede dinlemesine olanak tanımaktadır.
Yüksek gürültülü bir ortamda (konser, fabrika vb.) geçirilen her bir saat için kulakların en az 15 dakika sessiz bir ortamda dinlendirilmesi önerilmektedir. Stanford Üniversitesi’nden Prof. Dr. Robert Jackler, kulak tıkacı kullanımının toplumsal bir alışkanlık haline gelmesi gerektiğini ifade etti. Jackler, özellikle yüksek sesli etkinliklerde doğru ekipman kullanımının, işitme sinirlerini korumada en etkili bariyer olduğunu sözlerine ekledi.
