"Haberin İşçisi"
İstanbul
Kapalı
17°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,3921 %-0.00
55,3705 %-0.01
6.607,46 %0.01
4.112.342 %0.83
İşçi Haber Gündem Sezgin Tanrıkulu'ndan Osman Kavala Kararına Sert Tepki: AİHM Kararları Neden Yerine Getirilmiyor?

Sezgin Tanrıkulu'ndan Osman Kavala Kararına Sert Tepki: AİHM Kararları Neden Yerine Getirilmiyor?

Sezgin Tanrıkulu, Osman Kavala'nın yeniden yargılanma ve tahliye taleplerinin reddedilmesine yönelik eleştirilerde bulundu.

Okunma Süresi: 3 dk

YENİ Parti Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Osman Kavala’nın yeniden yargılanma ve tahliye taleplerini reddetmesine tepki gösterdi. Tanrıkulu, bu kararın Anayasa’ya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerine aykırı olduğunu ifade etti.

Osman Kavala'nın Yargı Süreci Nasıl İlerledi?

Osman Kavala, 18 Ekim 2017 tarihinde gözaltına alındı ve 1 Kasım 2017 tarihinde tutuklandı. O tarihten bu yana yaklaşık dokuz yıldır özgürlüğünden yoksun bırakılmaktadır. Kavala, Gezi Direnişi nedeniyle hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edildi ve bu ceza Yargıtay tarafından onandı. Ancak, yargılaması devam ederken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu.

AİHM ve Büyük Dairesi, Osman Kavala ile ilgili ilk kararında Türkiye’yi mahkûm etti. Mahkeme, Kavala’nın kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine, tutukluluğunun Sözleşme’nin 18. maddesi kapsamında haklara getirilen kısıtlamaların amacı dışında kullanılması niteliği taşıdığına hükmetti. Buna rağmen, AİHM Büyük Dairesi’nin kararı uygulanmadı ve Osman Kavala tahliye edilmedi.

AİHM Kararının Uygulanmaması Neden Önemli?

Osman Kavala’nın avukatları, AİHM kararının ardından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yeniden yargılama ve tahliye talebinde bulundu. Ancak mahkeme, bu talepleri reddetti. Tanrıkulu, bu kararın hukuka, Anayasa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu belirtti. Mahkeme, Osman Kavala’nın iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia ederken, AİHM’nin yerel mahkemelerin yerine geçerek delilleri değerlendiremeyeceğini savundu.

Tanrıkulu, Anayasa’nın ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin gerekliliklerinin açık olduğunu vurguladı. Mahkemenin önündeki mesele, AİHM kararının gereklerini yerine getirmek ve yeniden yargılama talebini bu çerçevede değerlendirmek olmalıdır. AİHM, Osman Kavala’nın başvurusu özelinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun etkili bir iç hukuk yolu olmadığı sonucuna varmış ve Kavala’nın bu sürecin sonuçlanmasını beklemek zorunda olmadığını belirtmiştir.

Türkiye’nin Uluslararası Yükümlülükleri ve Yargı Sürecindeki Sorunlar

Tanrıkulu, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin AİHM kararında ortaya konulan gerekçeleri yok sayarak yeniden yargılama talebini reddetmesini kabul edilemez buldu. Bu yaklaşım, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesiyle güvence altına alınan kesinleşmiş AİHM kararlarına uyma yükümlülüğüyle, Ceza Muhakemesi Kanunu’yla ve Anayasa’yla bağdaşmamaktadır. Türkiye’nin hukuk devleti niteliğinin ağır biçimde zedelendiği bir dönemden geçildiği ifade edilmektedir.

Tanrıkulu, Adalet ve Kalkınma Partisi yetkililerini göreve çağırarak, AİHM kararlarının gereğinin yerine getirilmesi ve Osman Kavala’nın özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması için sorumluluklarını yerine getirmeleri gerektiğini vurguladı. AİHM kararının ardından Osman Kavala’nın durumu, yalnızca bir tutukluluk meselesi olarak değerlendirilemez. Kesinleşmiş uluslararası mahkeme kararlarına rağmen özgürlüğünden yoksun bırakılan bir yurttaşın durumu söz konusudur. Bu nedenle, hukuka ve Anayasa’ya aykırı duruma ortak olunmaması gerektiği ifade edilmektedir.