Zonguldak’taki Nersoy Tekstil’de sendikalı oldukları için işten çıkartılan işçiler aylardır direnişlerine devam ediyor. Özellikle kadın işçiler kölelik koşullarında çalıştıklarını; uluorta hakaretlere, aşağılamalara ve cinsel tacize maruz bırakıldıklarını anlattı.

HAK-İŞ’e bağlı Öz İplik-İş Sendikası’na üye oldukları için Zonguldak Çaycuma’daki Nersoy Tekstil’den atılan işçiler işlerine geri dönebilmek için aylardır eylemlerini sürdürüyor. 

Direnişin başladığı günden bu yana işten çıkarmalar sürerken sendika düşmanlığını açıktan ilan eden Nersoy Tekstil patronu, çalıştırdığı 300’ü aşkın işçiyi hakaret ve tehditlerle sindirmeye çalışmıştır.  İddiaya göre işçilere ‘küçülme’ bahanesini sunan fabrika yönetimi yaklaşık 50 kişilik işe alım yaptı. Buna karşın direniş sonlanmadı.

Tuvaletleri kilitlediler

23 Eylül’de işten çıkarılan Sedef Camcı, 34 yaşında ve bir çocuk annesi. Çoğunlukla tekstil fabrikalarında çalışmış. Çalıştığı süre boyunca, gün onun için saat 6 buçukta başlıyormuş. Okula gitmeden çocuğuna kahvaltı hazırlayıp onu yolculadıktan sonra, eşinin kahvaltısını hazırlayıp evi toparlıyormuş. Kendisinin kahvaltı yapmaya zamanı olmadığından ayakta bir şeyler atıştırarak servise yetişmeye çalışıyormuş. Saat 19.00’da evde oluyormuş.

Fazla mesailere kalmak zorunda kaldığında ise eve varışı 21.00. Yemeğini yiyip duş aldıktan sonra da evdeki işleri yapmaya devam ediyormuş. “Oturabilirsem yarım saat filan…” diye düşünürken şimdi de yaşamına direniş dâhil olmuş.

Erkek boxerlarına kemer taktığı Nersoy Tekstil’de 11 aydan fazladır çalışıyormuş Sedef. Saat başı adet sayısı vermek zorunda kaldığı için işinde oldukça seri. Kendisi aynı zamanda tansiyon hastası ve düzenli ilaç kullanmak zorunda. Ancak hemen tüm işyerlerinde olduğu gibi Nersoy Tekstil’de de kadınların sağlığını olumsuz yönde etkileyecek derecede tuvalet sorunu yaşanıyormuş.

“Ben tansiyon hastasıyım. Tansiyon ilaçları idrarla atılıyor vücuttan. Bol su içmem lazım. Yeterli içmediğimde, tuvalete gidemediğimde vücudumdan atılmıyor. Tuvalete ve suya gidenlere baskı yapılıyordu. ‘Sürekli aynı saatte gidiyorsunuz, gözüme batıyorsunuz’ diyorlardı bize. Bir gün tuvaletlerin kapısını bile kilitlediler, gitmeyelim diye. Aylık dönemi olan, rahatsız olan hatta psikolojik olarak ishal olan bir arkadaşımız çok sorun yaşadılar. Molaları beklemek zorunda kaldık tuvalet için. Molalardan 1 dakika geç geldiğimizde laf ediliyordu, molalar dışında 2 saatte bir gitmemiz gerektiğinde engelleniyorduk.”

‘Erkekli ortamda askılı giyinmeyeceksiniz‘

Herkesin asgari ücretle çalıştığı fabrikada ağırlık kaldırmaktan çok şikâyetçi olan Sedef, 30-40 kilogramlık kasaların bazen 50 kiloya bile çıktığını anlatıyor. Saatte 2 bin kemer takamadığında azarlandığını dile getiren Sedef, buradaki ayrımcılığa dikkat çekiyor:

“Kendi akrabalarından biri, benim arkamda çalışırken saatte 900 tane yapıyordu. Telefonla oynuyordu, tuvalete gidip oyalanıyordu. Biz azıcık kafamızı kaldıralım ‘Hadi hadi, niye geride kaldın’ diye bağırıyorlardı. Ayırımcılık çok fazlaydı. Bel ağrısı, omuz ve boyun ağrısı yaşıyorduk çok fazla. Kılık kıyafet konusunda da ayrımcılık yapıyorlardı. Nersoy’da bize iş kıyafeti vermiyorlardı. Müşteri geldiğinde bir önlük dağıtıyorlardı. Sonra ‘Çıkartın’ deniliyordu. Kendi kıyafetlerimizle çalışıyorduk.

CHP'li Gürer'den staj mağdurlarına destek! "Staj süresi emeklilikte sayılsın" CHP'li Gürer'den staj mağdurlarına destek! "Staj süresi emeklilikte sayılsın"

Kadınlara ‘askılı, mini etek giymeyeceksiniz, burası erkekli ortam’ diyorlardı. Ustanın akrabaları giyiniyordu. Onlara bir şey demiyorlardı. Terlik yasaktı bize, düşüyoruz diye, ama akrabaları giyerdi. Bizden biri giydiğinde ‘Sizi içeri çekip tutanak tutacaklar şimdi’ diyorlardı.” 

"Cinsel tacizde bulunuyorlardı‘

Çok gürültülü bir ortamı olan fabrikada kulaklık da dağıtılmıyormuş işçilere. Sedef’in anlattığına göre çalışanların çoğu birbirini duyduğu halde anlamamaya başlamış. İşitme sorunları yaşadıklarından eminler. Ancak doktora gitmek, rapor almak işten çıkarma bahanesi olacağı için sağlık sorunlarında hastaneye gitmiyormuş işçiler.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği (İSİG) eğitimlerinin verilmediği fabrikada düzenli sağlık taramaları da yapılmıyormuş. Müşteri talebine göre bazı dönemlerde iş yoğun olduğunda kalmak istemeyenleri zorla mesaiye bıraktırıyorlarmış. “İşim var kalamam” dendiğinde “Ne işin var, yarın hallet” diyorlarmış.

Bazı bakımcılar, makineler bozulduğunda bunu kendilerine ileten kadınları önce azarlayıp sonra cinsel içerikli imalarda bulunuyormuş. Bir başka kadın işçi, yaşananları şu şekilde dile getiriyor:

“Bazen ahlaksız konuşuyordu bazı bakımcılar. Cinsel yola vuruyorlardı. ‘Senin makineni mi yapacağım, niye bozuyorsun’ dedikten sonra ‘Sen işini hızlı mı yapıyorsun da makine bozuluyor. Başka işini de hızlı yapmayı seversin’ diyorlardı.”

Bu şekilde konuşulduğunda rahatsız olduklarını söylemelerine, hatta kimi zaman şikâyet etmelerine rağmen sorunun çözülmediğini söylüyor ve devam ediyor anlatmaya:

“Şikâyet eden kötü oluyordu. ‘Siz kuyruk sallıyorsunuz’ der gibi davranıyorlardı bize. Sözlü olarak cinsel taciz yaşanıyor burada. Kendilerini suçlu çıkartacaklar diye susup şikâyet etmeyen kadınlar var.”

‘Hastaysan 5 dakika dinlen, sonra işbaşı yap‘

İşten çıkarmayı düşündükleri işçilerin açığını arayan şefler ve vardiya amirleri olduğunu söyleyen Sedef, kendisinin de haksız yere tutanağa maruz kaldığını dile getiriyor. Nefes almak ve çalışmak dışında her şeyin yasak olduğunu belirttiği Nersoy’da, yemeklerin kötü ve tuzlu olduğuna da değiniyor. Bu nedenle birçok işçinin, işyerindeki kafeteryadan kendi paralarıyla yemek yemek zorunda kaldıklarını belirtiyor.

Rahatsızlandıklarında kendilerine izin verilmediğine ve o halde çalıştırıldıklarına bir örnek daha veriyor Sedef:

“Özel günlerini ağır geçiren arkadaşlarımız o halde çalışmak zorundaydı. Bir arkadaşımızın elbisesine bulaşmış. Mecburen kazak bağlayarak arkasını kapattı. Öyle çalışmaya devam etti. Başka bir arkadaşın parmağı makineye sıkıştı. Hastaneye götürüp, kazanın işyerinde olmadığını söyleyerek o şekilde tutanak tutturmamışlardı. Hasta olduğunu söyleyenler revire gönderiliyordu. Beş dakika dinlendikten sonra geri işbaşı yaptırılıyordu.

Bir de güvenlik araması vardı fabrika girişinde. Ondan da çok rahatsız oluyorduk. Güvenlik personeline değil, kendi güvendiği elemanlarına yaptırıyordu şef bu işi. Çantamı göstermek zorunda kalıyordum erkeğe. İçinde ped oluyor, özel eşyalarım oluyor. Bunları göstermek zorunda kalıyorduk. Herkesin olduğu yerde, açıkta yapıyorlardı bu aramaları.”

Çoğu kadınlardan oluşan Nersoy Tekstil işçileri, maruz bırakıldıkları baskıya rağmen fabrikanın önünde eylemlerini sürdürüyor.