"Haberin İşçisi"
İstanbul
Az bulutlu
27°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,8069 %0.15
53,6260 %0.11
6.286,26 % 1,47
2.876.796 %1.132
İşçi Haber Özel Haber Türkiye'de iş kazaları neden bitmiyor? İSG uzmanı en sık yapılan hataları açıkladı

Türkiye'de iş kazaları neden bitmiyor? İSG uzmanı en sık yapılan hataları açıkladı

Türkiye'de her yıl yüz binlerce iş kazası yaşanırken, binlerce işçi alınmayan önlemler veya iyi planlanmamış iş sağlığı ve güvenliği bilgileri nedeniyle hayatını kaybediyor. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile önleyici yaklaşım esas alınsa da yalnızca mevzuata uymak yeterli olmuyor. Yangın Güvenliği Danışmanı, İş Güvenliği Uzmanı ve İstanbul İtfaiye Amiri Haldun Seber, İSG'nin başarılı olabilmesi için dikkat edilmesi gereken konuları anlattı.

Okunma Süresi: 6 dk

Özel Haber: Selen Albayrak Demirtürk

İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG), en yalın tanımıyla çalışanların bedensel ve ruhsal bütünlüğünü korumak amacıyla işyerlerinde alınan her türlü önleyici tedbiri kapsıyor. Kavram dünyada sanayileşmeyle birlikte şekillenirken, Türkiye'de kanuni çerçeveye kavuşması nispeten daha yakın bir tarihe dayanıyor.

2003 yılına kadar iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin hükümler dağınık şekilde çeşitli mevzuatta yer alıyordu. Aynı yıl yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanunu, konuyu ilk kez ayrı bir bölüm hâlinde ele aldı. 2004-2012 arasında da çeşitli tüzük ve yönetmeliklerle uygulama sürdürüldü. Türkiye'nin İSG alanındaki ilk müstakil kanunu ise 30 Haziran 2012'de Resmî Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu oldu. Bu kanunla birlikte işyerlerinde risk değerlendirmesi yapılması, iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi bulundurulması, çalışanlara düzenli eğitim verilmesi gibi yükümlülükler yasal zemine oturdu.

2025 yılında bin 640 ölümcül iş kazası yaşandı

Aradan geçen on üç yıla rağmen tablo iç açıcı değil. Türkiye'de her yıl yüz binlerce çalışan iş kazası geçirirken binlercesi bir daha evine dönemiyor. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) 2024 yılında ülke genelinde 733 bin 646 iş kazası kaydedildi. Bu kazaların bin 908'i ölümle sonuçlandı. SGK İş Kazaları İstatistik Yıllığı 2025 verileri ise ülkede 558 binden fazla iş kazası yaşandığı, bunların bin 640'ının ise ölümle sonuçlandığını gösteriyor. Rakamların ağırlığı, İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) kavramını bir kez daha gündemin merkezine taşıyor.

Açıklanan tüm verilere bakıldığında yalnızca mevzuata uyum sağlamak yeterli olmuyor. Kalıcı başarı için iş sağlığı ve güvenliği kültürünün tüm çalışanlar tarafından benimsenmesi gerekiyor. İşçi Haber'e konuşan Yangın Güvenliği Danışmanı, İş Güvenliği Uzmanı ve İstanbul İtfaiye Amiri Haldun Seber, iş sağlığı ve güvenliğinin yalnızca evrak hazırlamaktan ibaret görülmemesi gerektiğini belirterek, uygulamanın sahada karşılık bulmasının önemine dikkat çekti.

'İSG'nin amacı, insanların akşam evine sağ salim dönebilmesi'

İş Güvenliği Uzmanı Haldun Seber, iş sağlığı ve güvenliğini yalnızca yasal bir zorunluluk olarak görmenin eksik bir yaklaşım olduğunu söyledi. Seber, "İş sağlığı ve güvenliği, çalışanların işlerini güvenli ve sağlıklı koşullarda yapabilmesi için alınan tüm önlemleri kapsayan bir yönetim anlayışıdır. Ancak bana göre İSG, sadece yasal zorunlulukları yerine getirmekten ibaret değildir. Asıl amaç, insanların akşam işten evlerine sağ salim dönebilmelerini sağlamaktır" dedi.

Son yıllarda bu alanda köklü bir yaklaşım değişikliği yaşandığına dikkat çeken Seber, eskiden kaza gerçekleştikten sonra çözüm arandığını, bugün ise riskleri önceden belirleyip ortadan kaldırmaya yönelik bir bakış açısının benimsendiğini belirtti. Buna rağmen bazı işletmelerde İSG'nin hâlâ sadece evrak işi olarak algılandığını vurgulayan Seber, "Sahaya inmeyen, çalışanla temas etmeyen bir İSG sistemi gerçek anlamda başarılı olamaz" diye konuştu.

Kazaların büyük bölümü önlenebilir nedenlerden kaynaklanıyor

Türkiye'de yaşanan iş kazalarının büyük bölümünün önlenebilir nedenlerden kaynaklandığını belirten Seber, risk değerlendirmelerinin yeterince uygulanmamasının, çalışan eğitimlerinin yetersiz kalmasının, güvensiz çalışma alışkanlıklarının ve denetim eksikliklerinin başlıca sebepler arasında yer aldığını söyledi. Seber'e göre ülkede en sık karşılaşılan kaza türleri yüksekten düşmeler, makine ve ekipman kazaları, elektrik kaynaklı kazalar, malzeme düşmeleri ve yangınlar olarak öne çıkıyor.

Uzun yıllar İstanbul İtfaiyesi bünyesinde yangınlara ve endüstriyel kazalara müdahale ettiğini hatırlatan Seber, bu deneyiminin kendisine önemli bir gerçeği gösterdiğini aktardı. Seber, "Birçok olay beklenmedik değil, önceden görülebilecek risklerin zamanında yönetilememesinden kaynaklanıyor. Doğru planlama, eğitim ve düzenli tatbikat birçok kazanın yaşanmasını engelleyebilir" dedi.

KBRN artık işletmelerin de gündeminde

Son dönemde sıkça duyulan KBRN kavramına da değinen Seber, bu kısaltmanın Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer tehditlerin ortak adı olduğunu hatırlattı. Kavramın geçmişte daha çok askeri alan ve savaş koşullarıyla özdeşleştirildiğini belirten Seber, "Günümüzde ise sanayi tesislerinden laboratuvarlara, sağlık kuruluşlarından lojistik sektörüne kadar birçok alanda önem kazandı" dedi.

Özellikle kimyasal madde taşımacılığı, endüstriyel üretim ve büyük şehirlerde yaşanan risklerin toplu ölümlere yol açabildiğini belirten Seber, KBRN'nin artık yalnızca uzman ekiplerin değil işletmelerin de gündeminde olması gereken bir konu hâline geldiğini söyledi. Bu tehditlerin etkisini belirleyen en önemli unsurun olayın büyüklüğünden önce hazırlık seviyesi olduğunu vurgulayan Seber, "KBRN olaylarına nasıl hazırlandığınız önemlidir" açıklamasında bulundu.

'Hazırlık kriz yaşanmadan önce yapılmalı'

KBRN tehditlerine yönelik hazırlığın yalnızca koruyucu ekipman temin etmekle sınırlı olmadığını belirten Seber, işletmelerin öncelikle kullandığı veya depoladığı tehlikeli maddeleri doğru analiz etmesi, risk uzmanlarınca gerçekçi senaryolar oluşturulması ve buna uygun acil durum planları hazırlanması gerektiğini söyledi.

Çalışanların düzenli eğitim alması, müdahale ekiplerinin görevlerini iyi bilmesi ve belirli aralıklarla gerçekçi tatbikatlar yapılmasının büyük önem taşıdığını belirten Seber, afet ve acil durumlarda ilk dakikaların kritik olduğuna dikkat çekti. Seber, "O an yaşanan panik yerine, daha önce çalışılmış bir plan devreye girmelidir. Bu nedenle hazırlık, kriz anında değil; kriz yaşanmadan önce yapılmalıdır. Ülkemizdeki deprem riskini de göze alırsak bu tür olaylara hazırlık büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin İSG alanında en çok yatırım yapması gereken alanın ne olduğu sorusuna Seber, "Bence en fazla yatırım yapılması gereken alan eğitim ve İSG kültürünün oluşturulmasıdır. En gelişmiş ekipmanlara da sahip olsanız, çalışan riski tanımıyorsa veya doğru davranışı bilmiyorsa istediğiniz sonucu alamazsınız" dedi.

İşletmelerde acil durum yönetimi ve yangın güvenliğinin daha fazla önemsenmesi gerektiğini de sözlerine ekleyen Seber, bir yangın söndürme cihazı bulundurmanın tek başına yeterli olmadığını vurguladı. Seber, "Asıl önemli olan, yangının ilk dakikalarında kimin ne yapacağını önceden biliyor olmasıdır" dedi. Bugün birçok işletmede acil durum planlarının hazırlandığını ancak bunların düzenli tatbikatlarla desteklenmesi gerektiğini belirten Seber, "Gerçek hazırlık, ancak uygulamayla mümkün olur" dedi.

'Asıl başarı, olayın hiç yaşanmamasını sağlamaktır'

Röportajını tamamlarken iş sağlığı ve güvenliğinin yalnızca İSG uzmanlarının değil, işverenden yöneticiye, çalışandan acil durum ekiplerine kadar herkesin sorumluluğunda olduğunu vurgulayan Seber, "Olay meydana geldikten sonra yapılacak müdahale elbette önemlidir, ancak asıl başarı olayın hiç yaşanmamasını sağlamaktır" diye konuştu.

Sözlerini bir çağrıyla tamamlayan Seber, işletmelerin risk yönetimine, yangın güvenliğine, acil durum hazırlıklarına ve çalışan eğitimlerine yaptığı yatırımı bir maliyet değil; insan hayatını, üretim sürekliliğini ve kurumsal itibarı koruyan stratejik bir yatırım olarak değerlendirmesi gerektiğini söyledi.