Tunca Nehri çevresinde önemli yerleşim yerleri tespit edildi!

Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ergün Karaca, "Tunca çevresinde tespit ettiğimiz ve daha önce araştırılan alanlarda MÖ 9 ile 8'inci yüzyıllar arasına ve Roma dönemine tarihlenen çok yoğun yerleşimler tespit ettik." dedi.

Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ergün Karaca, Tunca Nehri çevresinde yaptıkları yüzey araştırmalarında MÖ 9 ile 8'inci yüzyıllar arasına ve Roma dönemine tarihlenen yoğun yerleşimler tespit ettiklerini belirtti.

Karaca, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün izniyle 25 Eylül - 6 Ekim tarihlerinde Edirne'de yüzey araştırmaları gerçekleştirdiklerini söyledi.

Amaçlarının Edirne'nin antik çağını araştırmak olduğunu belirten Karaca, "Edirne ve çevresinde çok fazla araştırma yok maalesef. Daha önce hocalarımızın çalışmaları var fakat klasik arkeolojiyi ilgilendiren bir çalışmamız yoktu bölgede. Daha önce de çok araştırılmamış bir alandı. Bu yüzden Bakanlığımıza böyle bir proje sunduk. Onlar da kabul etti ve ilk sezonumuzu bu yıl gerçekleştirdik." dedi.

Karaca, araştırmalarını Tunca Nehri'nin batı yakasında yoğunlaştırdıklarını dile getirdi.

Daha önce çalışılmış alanların da içerisinde yer aldığı bölgede araştırmalar yaptıklarını ifade eden Karaca, "Tunca çevresinde tespit ettiğimiz ve daha önce araştırılan alanlarda MÖ 9 ile 8'inci yüzyıllar arasına ve Roma dönemine tarihlenen çok yoğun yerleşimler tespit ettik. Kalkolitik döneme tarihlenen taş balta bulduk. İnsanların burada yaşamlarını sürdürdüğüne dair günlük yaşama ait çanak, çömlek ve taş öğütme araç gereçleri bulduk. Bu da o bölgede yoğun bir yaşam olduğunu gösteriyor." diye konuştu.

Karaca, ilk sezon olmasına rağmen iyi veri topladıklarını, bu verileri detaylandırmak için kazı yapılabileceğini kaydetti.

Arkeolojinin yanı sıra sanat tarihi, tarih ve restorasyon bölümlerinden akademisyenlerin de yüzey araştırmalarında yer aldığını aktaran Karaca, "Lisans öğrencilerimiz de katıldı. Onlar için de önemli bir deneyim oldu, araziyi ve buluntuları görme şansı buldular. Doktora ve yüksek lisans öğrencilerimiz de katıldı bu çalışmalara. Onlar da bilgilerini artırdılar, buluntularla temas ettiler. Bu sene özellikle arazide çok fazla çizim yaptık. Birçok seramik tespit ettik." ifadelerini kullandı.

"Gladyatörler kenti"ndeki kazılarda 1900 yıllık çocuk ayak izlerine rastlandı!

Muğla'nın Yatağan ilçesindeki Stratonikeia Antik Kenti'nde yürütülen kazı çalışmalarında 1900 yıllık çocuk ayak izleri gün yüzüne çıkarıldı.

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan, "Gladyatörler Şehri" olarak bilinmesinin yanı sıra dünyanın en büyük mermer kentleri arasında gösterilen Stratonikeia'da, 1977'de başlayan kazı çalışmaları yılın 12 ayı boyunca devam ediyor.

Helenistik, Roma ve Bizans'ın yanı sıra Anadolu beylikleri, Osmanlı ile Cumhuriyet dönemleri için de önem taşıyan antik kentte, önemli eserler bulunuyor.

Stratonikeia ve Lagina Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Bilal Söğüt, AA muhabirine, Karia bölgesinin en önemli kentlerinden Stratonikeia ve Lagina'da antik dönemden bugüne farklı yapılarda arkeolojik kazı, restorasyon ve çizim çalışması yürüttüklerini söyledi.

Antik kentte 2023 kazı çalışmalarının verimli geçtiğini belirten Söğüt, Cumhuriyet'in 100. yılında güzel çalışmalar yaptıklarını ve pek çok buluntu ele geçirdiklerini dile getirdi.

"Roma hamamının bölümlerini açığa çıkardık"

Bilal Söğüt, önceki yıllarda yürütülen çalışmalarda batı cadde ve 92 kişilik latrinayı (umumi tuvalet) açığa çıkardıklarını anlatarak, "Bu yıl da batı caddenin yanında Roma hamamının jimnastik ve spor bölümleri palestra ile girişte soyunmalık apodytorium ve içinde havuz bulunan soğukluk bölümü olan frigidariumda çalışmaya başlamıştık. Bu yıl frigidarium bölümünün kazısını tamamladık." dedi.

Hamamın frigidarium kısmında, havuzlar ve çevresindeki diğer bölümlerin nişleri ile açığa çıktığını anlatan Söğüt, alanda antik dönemde yıkıldığı şekilde, dolu halinde üst örtüsüyle ilgili malzemeler bulduklarını, hamamın jimnastik ve spor bölümleri olan palestranın güney portikteki (üstü örtülü, önü sütunlu açık galeri) çalışmalarına ise devam ettiklerini ifade etti.

Hamamı desteklediği düşünülen kişinin mezarını da hamamın içinde bulduklarını hatırlatan Söğüt, şimdiki çalışmalarda ise MS. 2'nci yılda inşa edilen hamamın aynı yüzyıl içindeki düzenlemelerine dair malzemeleri orijinal şekliyle bulduklarını ifade etti.

Kentte Cumhuriyet, Osmanlı, Menteşe Beyliği, Bizans ve Roma dönemini kademeler halinde açığa çıkarttıklarını vurgulayan Söğüt, şunları söyledi:

"Özellikle Roma dönemi kalıntıları içinde tonozda kullanılan tuğlalar üzerinde yaklaşık 1900 yıl öncesine ait ayak izlerine rastladık. Bunlar çok güzeldi bizim için. Hatta bunların 2-3 yaşlarında, 3 farklı çocuğa ait ayak izleri olduğunu da tespit ettik. Biz şimdiye kadarki çalışmalarda bu tür çatı kiremitleri ve duvar tuğlaları üzerinde farklı betimlemeler buluyorduk ama ilk defa böyle bir ayak izine rastladık. Bu ayak izleri farklı yönlerden de geliyordu ve hepsi aynı yönde de değildi. Bu da bizim için güzel gelişmelerden birisi oldu. Oradaki çalışmalarımız devam ediyor. Hatta hamamda Roma döneminde yapılan kanalizasyon su giderleri sistemi halen çalıyor. Hem havuzlarda hem gezinti yerlerinde bunlar tam olarak ortaya çıkarıldı. Şu an yağmur yağdığında sanki günümüzde yapılmış gibi sular antik kanalizasyona akıyor ve havuzlarda bir damla su bile birikmiyor. Bu da güzel ve sevindirici haberlerden birisi."

Bilal Söğüt, kentte yürütülen çalışmalara Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Türk Tarih Kurumu, Muğla Valiliği, Yatağan Belediyesi ve Pamukkale Üniversitesinin destek verdiğini de sözlerine ekledi.

Dalgıçlar, Van Gölü'nün yıllar önce yükselmesiyle su altında kalan antik yolda yürüdü!

Su altı belgesel yapımcısı ve görüntü yönetmeni Tahsin Ceylan ile ekibi, Van Gölü'ndeki Çarpanak Adası'na ulaşımın sağlanması için yapılan ve yıllar önceki yükselme nedeniyle büyük bölümü suyun altında kalan 1 kilometrelik antik yolda yürüdü.

Tuşba ilçesinin Çitören Mahallesi açıklarında yer alan Çarpanak Adası, üzerindeki Ktouts Manastırı ve doğasıyla yılın her döneminde çok sayıda ziyaretçiye ev sahipliği yapıyor.

Ceylan ve ekibi de ayaklarına bağladıkları kurşun plakalarla adayı karaya bağlayan ve yıllar önceki yükselme nedeniyle büyük bölümü su altında kalan 1 kilometre uzunluğundaki yolda yürüdü.

Sahil Güvenlik Van Gölü Grup Komutanlığı ve Van Diving Dalış Okulu dalgıçlarının da katıldığı etkinlikte, Ceylan ve beraberindekiler, antik yolu görüntüleyerek kayıt altına aldı.

Ceylan, göldeki 4 büyük adadan biri olan Çarpanak Adası'nın doğasıyla çok sayıda ziyaretçiyi ağırladığını söyledi.

Van Gölü'nün önemli adalarından Çarpanak Adası'nda bulunan Ktouts Manastırı'na bir zamanlar Ermenilerin ibadet etmeye geldiğini anlatan Ceylan, "Ada yapılan yol ile karayla bağlanmıştı. Yol zamanla su altında kaldı. Biz de paletlerimizi elimize alarak ayaklarımıza bağladığımız 8 kilogram ağırlığındaki kurşun plakalarla büyük bölümü su altında kalan yolda yürüdük. Su seviyesi bazı noktalarda 5 metreyi geçiyordu. Göldeki güzelliklere dikkat çekmek istedik. Van Gölü doğal güzellikleriyle Türkiye'nin en önemli değerlerinden biri. Sahip çıkmamız, korumamız gerekiyor." diye konuştu.

Göbeklitepe'yi ara tatilde günde yaklaşık 5 bin kişi ziyaret ediyor!

UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki Göbeklitepe'de, okulların ilk ara tatilinde ziyaretçi yoğunluğu oluştu.

"Tarihin sıfır noktası" olarak nitelenen ve kültür turizminin önemli merkezlerinin başında gelen tarihi ören yerine yerli ve yabancı ziyaretçilerin rağbeti devam ediyor.

İlk ve orta öğretim kurumlarında birinci dönem ara tatilini fırsat bilen binlerce yerli turist, Şanlıurfa'daki tarihi ve turistik mekanları geziyor.

Müze müdürlüğü rakamlarına göre bölgeyi günde yaklaşık 5 bin kişi ziyaret ediyor.

Şanlıurfa Bölgesel Turist Rehberleri Odası Genel Sekreteri Müslüm Çoban, AA muhabirine, ara tatilde en fazla tercih edilen kentlerin başında Şanlıurfa'nın geldiğini söyledi.

Kente gelen herkesin Göbeklitepe'yi görmek istediğini vurgulayan Çoban, "Özellikle çocuklu ailelerimiz ara tatilin olması dolayısıyla kentimizi yoğun bir şekilde ziyaret ediyor. Çizgi filmlerde Göbeklitepe'yi tanıyan çocukların bölgeyi yerinde görmesinin heyecanına şahit oluyoruz. Şu an Göbeklitepe'de büyük bir yoğunluk var. Öğrencisi olan çok sayıda aileyi kentimizde bugünlerde görmek hepimizi memnun ediyor." diye konuştu.

Ailesiyle İstanbul'dan bölgeyi ziyarete gelen 12 yaşındaki Beste Bodur, "Burayı çok güzel buldum taşların üzerindeki motifler çok güzel. Daha önce filmde görmüştüm, buraya gelince daha detaylı görme imkanım oldu, çok sevdim." dedi.

Ankara'dan ailesiyle Göbeklitepe'ye gelen 13 yaşındaki Kaan Tokatlı, "Daha önce televizyonda görmüştüm ama burada daha güzel görünüyor." diye konuştu.

Ziyaretçilerden Mehmet Kalkan, medyada sürekli gördükleri Göbeklitepe'yi çok merak ettikleri için gezdiklerini belirterek, "Ara tatili fırsat bilerek geldik. Çocuklar burayı çizgi filmlerde takip ediyordu gerçekten de beklediğimiz gibi güzel çıktı. Tarihin sıfır noktasında olduğumuz için heyecanlıyız çocuklar da çok eğlenip memnun kaldılar, herkesin görmesini tavsiye ederiz." diye konuştu.

Konya'dan Göbeklitepe'yi ziyarete geldiğini belirten Hamdi Ataç, "Burayı muhteşem buldum. İnsanların o günün şartlarına göre bu taşları bu tepeye nasıl çıkarmışlar çok merak ettim." ifadelerini kullandı.

Düzce'de antik kentte "aslanlı mozaik" bulundu!

Düzce'de yer alan Prusias ad Hypium Antik Kenti'nde yürütülen kazı çalışmalarında "Dionysos Kült Mekanı"nı yansıtan aslanlı mozaik bulundu.

Konuralp bölgesindeki antik kentte, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün izniyle yürütülen kazı çalışmalarında yeni bulgulara ulaşıldı.

Tiyatronun üst kısmında bulunan alanda çalışan kazı ekibi, portikoya (üstü örtülü, önü sütunlu açık galeri) bağlı bir yapı içerisinde aslanlı mozaiğe rastladı.

Uzmanlar, yeni rastlanan mozaikli odanın, geç Roma dönemine ait bir kült alanını (bir toplumun veya grubun belirli değerleri, inançları, gelenekleri, sanatı ve diğer kültürel unsurları içeren genel bir yaşam tarzını ifade ettikleri alan) temsil ettiği düşünüyor.

Akropolis aşırı sıcak nedeniyle ziyarete kapatıldı Akropolis aşırı sıcak nedeniyle ziyarete kapatıldı

Duvar ölçüleri yaklaşık olarak 4,51x6,42 metre olan yeni bulgunun, iç duvarlarının ise kalın bir harç tabakası üzerine mermer plakalarla kaplı ve odanın kuzey güney yönünde dikdörtgen planlı olduğu belirlendi.

Odanın kuzeyinde de iç tarafa doğru bir platform temeli gözlemlendi. Tüm odanın ince işçilik ile yapılmış beyaz, mavi, sarı, yeşil ve kahverengi tesseralardan (çeşitli renklerdeki küçük mozaik taş) oluşan bir mozaik tabanla kaplı olduğu tespit edildi.

Geometrik desenlerle bezeli mozaiğin kenarlarının daha büyük ve renkli tesseralardan oluşan bir çerçeve şeklinde yapıldığı, ortasında ise daha küçük tesseralarla yapılan dörtgen çerçevenin iç tarafında bir sahne betimlendiği belirlendi.

Uzmanlar, bu alanda bulunan davul ve flüt betimlemeleriyle oda içinden çıkan eserlerin "Dionysos Kült Mekanı" olduğuna işaret ettiğini belirtiyor.

"İyi korunmuş, nadir bir mozaik yapı ortaya çıkarılmıştır"

Yeni bulgu hakkında sosyal medya hesabından açıklamada bulunan Düzce Valisi Selçuk Aslan, "Düzce Konuralp (Prusias ad Hypium) Antik Kenti'nde devam eden kazılarda antik tiyatroda sofanın bulunduğu üst kısımda, bir çam ağacına bakan iki aslan, ağacın dallarında davul ve pan flütün betimlendiği, dönemine ilişkin iyi korunmuş, nadir bir mozaik yapı ortaya çıkarılmıştır." ifadesini kullandı.

Düzce Belediye Başkanı Faruk Özlü de yaptığı açıklamada, tiyatro kazılarında yeni bir gelişme daha yaşandığını belirterek, tiyatro aksının tam ortasına mozaiklerle süslü alanın iyi korunmuş ve dönemini yansıtan bir yapı olduğunu dile getirdi.

Konuralp kazılarına verdikleri öneme işaret eden Özlü, şunları kaydetti:

"Konuralp Antik Kenti'ndeki kazılarda her gün yeni bir eserle karşılaşıyoruz. En son bulduğumuz eser bir aslanlı mozaiktir. Türkiye'de eşi benzeri bulunmayan bir mozaik keşfettik, ortaya çıkardık. Bu mozaik buradaki antik tiyatronun gün ışığına çıkmamış önemli bir unsuru. Daha önce de burada bir Medusa heykeli, Apollon heykeli ve yine Büyük İskender'in heykelini bulmuştuk. Bu bulduğumuz dördüncü önemli eser, aslanlı mozaik adı verilen bir eser. Arkeologlarımız Türkiye'de eşi benzeri bulunmayan bir eser olduğunu ifade ediyorlar. Bu eserleri gördükçe ne kadar önemli bir iş yaptığımızı, ne kadar doğru bir yol tuttuğumuzu daha iyi anlıyoruz. Burası Düzce'nin kalbi, inşallah Türkiye'de de önemli bir destinasyon merkezi olacak."

Yurt dışına kaçırılan eserler arasında Urartu kökenli olanları da yer alıyor!

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Kaçakçılıkla Mücadele Dairesi Başkanı Zeynep Boz, yurt dışına kaçırılan eserler arasında Urartu kökenli olanların da yer aldığını söyledi.

Programlara katılmak üzere Van'a gelen Boz, Kevenli Mahallesi'nde kaçak kazılar nedeniyle sürekli şikayet konusu olan buradaki tarihi manastır kalıntısının olduğu bölgeyi inceledi.

Kaçak kazı sonucu oluşan çukurların kapatılması ve güvenlik tedbirleriyle ilgili müze yetkilileriyle planlama yapan Boz, kültür varlığı kaçaklığıyla mücadelenin Türkiye'nin suçla mücadele alanında öncelikli konularından biri haline geldiğini söyledi.

Kültür varlıklarının yerine tekrar konulabilen unsurlar olmadığını, milli ve ulusal değerlerin yerinde korunması için mücadele ettiklerini belirten Boz, "Tarihi varlıklarımıza sahip çıkmak çok önemli. Kültür varlığı başka suçları finanse etmek için de kullanılıyor. Burada elde edilen gelirlerin önüne geçmemiz gerekiyor. Kültür varlığını bulmak için yapılan kaçak kazılar, arkeolojik alanda çok ciddi sıkıntılara yol açıyor. Tabaka, tabaka, belki diş fırçasıyla, iğneyle kazdığımız yerler hunharca katlediliyor. Bunların hepsini önlemenin yolu, elbirliğiyle bu konuda kararlı bir duruş sergilemek." diye konuştu.

Farkındalık çalışmaları yürütülüyor

Kültür varlıklarının korunması için yürüttükleri çalışmalara değinen Boz, kamera, foto kapan, çitle çevirme gibi önlemler aldıklarını ifade etti.

Bu tedbirlerden daha fazla önemi verdikleri konunun eğitim ve farkındalık faaliyetleri olduğunu vurgulayan Boz, şunları kaydetti:

"Eğitim ve farkındalık faaliyetleri kapsamında çeşitli yaş ve toplumsal duruma göre ayırdığımız gruplara eğitim veriyoruz. Yetişkin ve anaokulundan başlayıp üniversiteye kadar öğrenci gruplarına, muhtarlara, güvenlik güçlerine eğitimler veriyoruz. Bu kapsamda "Biri Arkeolog mu dedi?" diye bir çocuk kitabı yayımladık. Bir internet sitesi çalışmamız var. Kültür varlığı kaçakçılığının önlenmesine yönelik çocuklarımız için pek çok materyal burada yer alıyor. Ayrıca "Artemis'in Yolculuğu" isimli bir çizgi roman yaptık. Yurt dışına yasa dışı yollarla çıkarılmış bir eserin ülkeye getirilmesi için neler yapıldığını bu çizgi romanda anlattık."

"Urartu kökenli eserlerin kaçak kazıyla elde edilerek yurt dışına çıktığını görüyoruz"

Yurt dışına kaçırılan eserler arasında Urartu kökenli eserlerin sayısının daha fazla olduğuna dikkati çeken Boz, kültürel mirasların yeniden ülkeye getirilmesi için diplomatik girişimlerin devam ettiğini anlattı.

Urartu kökenli eserlerin çok özel olduğunu belirten Boz, şunları kaydetti:

"Urartu eserleri, bölgenin kimliğini, kültürünü gösteren, tarihinin ne kadar eskiye gittiğini ortaya koyan önemli bir Anadolu uygarlığının izleri. Bu Anadolu uygarlığını elimizden almak isteyen, hak iddia edenler var. Bunları engellemek için sahip çıkmamız gerekiyor. Bu sebeple son zamanlarda Urartu kökenli eserlerin kaçak kazıyla elde edilerek yurt dışına çıktığını görüyoruz. Bunlardan çok önemli iki grubu, İsviçre ve Macaristan'dan iade aldık. Yakında bunları müzemizde teşhir edebilecek ve halkımıza gösterebileceğiz."

Bu tür eserlerin kaçırılmamasının, yurt dışındaki iadesinden daha önemli olduğunun altını çizen Boz, "Güç birliği yaparak bu suçla mücadele etmeliyiz. Güvenlik güçleri ve bakanlığın bölgedeki kültür varlığını korumak için ciddi çalışmaları var. Her türlü gayrete rağmen Urartu eserlerinin yurt dışına kaçırılmasında artış var. Yurt dışından iadesi yapılan eserlerin ait olduğu yerde sergilenmesi bizim için önemli. Eğer halkımız ilgi gösterir, sahip çıkarsa, eserlerin burada sergilenmesi konusunda gerekli kararları veririz." değerlendirmesinde bulundu.

Mardin'in kültürünü ve sanatını tanımak için 400 yıllık konağı ziyaret ediyorlar!

Medeniyetler şehri Mardin'de kentin kültürünün ve sanatının tanıtıldığı "Yaşayan Müze" 1 yılda yaklaşık 300 bin kişiyi ağırladı.

Mardin Turizm ve Otelciler Derneği (MARTOD) Başkanı Özgür Gürgör, kentin kültürünü ve sanatsal değerlerini tek çatı altında buluşturmak için yaklaşık 4 yıl önce çalışma başlattı.

Tarihi kentteki konakları inceleyen Gürgör, merkez Artuklu ilçesindeki Birinci Cadde'de Mısırlı bir aile tarafından 400 yıl önce yaptırılan ve bir süredir kullanılmayan 2 katlı tarihi bir konak tespit etti.

Gürgör, aslına uygun olarak restore ettirdiği tarihi yapının kentin kültürel ve sanatsal değerlerinin yaşatıldığı "Yaşayan Müze" olarak hizmet vermesi için Kültür ve Turizm Bakanlığına müracaat etti.

Bakanlığın da onayı ile müzeye dönüştürülen tarihi yapıda kente özgü telkari ve bakırcılık sanatı uygulanıyor, reyhani gösterisi ve erbane dinletisi yapılıyor.

Kenti ziyaret eden yerli ve yabancı turistler kentin kültür ve sanatını tanımak için Yaşayan Müze'nin yolunu tutuyor.

"Bire bir performans sergiliyoruz"

MARTOD Başkanı Özgür Gürgör, yaklaşık 10 yıllık hayalini bu müze ile gerçeğe dönüştürdüğünü belirtti.

Bu müze ile tarihi kentin tanıtımına katkı sunmayı amaçladığını ifade eden Gürgör, "Yaklaşık 400 yıl önce yapılan bu konakta 4 aile kalıyordu zamanında. Sonra bir ara boş kaldı. Burayı restore edip Yaşayan Müze'ye çevirdik. Bakanlık tarafından da uygun görüldü. Alt katında sanat üst katında da kültür odaları bulunuyor. Yaklaşık 7 odamız aktif halde." dedi.

Gürgör, gelen misafirlere bu odalarda unutulmaya yüz tutan el sanatlarıyla ilgili sanat tarihçileri ve zanaatkarlar aracılığıyla canlı performans sergilendiğini belirterek, kentin kültürünün gelecek nesillere de aktarılmasını arzu ettiklerini söyledi.

Mardin'e bu dönemde butik turlar düzenlendiğini, kente gelen misafirlerin de müzeyi görmeden kentten ayrılmadığını anlatan Gürgör, "Gelen misafirlerimiz çok mutlu bir şekilde ayrılıyorlar. Farklı bir müze olduğunu söylüyorlar. İlgi de gayet iyi. Ayda yaklaşık 25 bine yakın misafir ağırlıyoruz. 1 yılı devirdik, 300 bine yakın bir giriş çıkış oldu. İlerleyen zamanda yılda 1 milyona yakın misafir ağırlamayı hedefliyoruz. Çok ciddi ilgi alıyoruz çünkü birebir performans sergiliyoruz. Mardin'in hem sanatını hem kültürünü tek çatı altında sergilemekten mutluyuz." diye konuştu.

"Kardeşçe sanatımızı sergiliyorlar"

Kentte farklı etnik yapıların bir arada yaşadığına değinen Gürgör, müzenin de bu zenginliği yansıttığını aktardı.

Gürgör, şunları kaydetti:

"Alt kattaki odalarımızda ustalarımızdan biri Süryani, biri Arap, biri Kürt. Ustalarımız da ayrı kültürlerden. Kardeşçe sanatımızı ve Mardin'imizin kültürünü misafirlere sergiliyorlar. Mardin'in farklı medeniyetleri var, bir mozaik gibi. Buraya gelen misafirlerimiz bunu hissediyor. Ustalarımızın farklı din ve ırktan olması daha bir renk veriyor bize."

Tarihi kentin kültür ve sanatının çok geniş bir yelpazeye sahip olduğuna işaret eden Gürgör, canlı performansları ilerleyen yıllarda daha da artırmayı hedeflediklerini söyledi.

Ustalar sanatlarını tarihi konakta tanıtıyor

Süryani telkari ustası Metin Bayruğ, kentte altın ve gümüş üzerine 45 yıldır telkari sanatını icra ettiğini belirterek, şimdi bu sanatı müzede sürdürdüğünü belirtti.

Ziyaretçilere bu sanatın tarihiyle ilgili bilgi verdiğini, bu sanatın nasıl yapıldığını uygulamalı olarak gösterdiğini dile getiren Bayruğ, "Telkari zor ve sabır isteyen 3 bin yıllık bir sanat. Müzede yaşatmaya devam ediyoruz." dedi.

Babasından öğrendiği bakırcılık sanatını 55 yıldır sürdüren 67 yaşındaki Cihat Özcan da unutulmaya yüz tutan sanatı müzede yaşatmaya çalıştıklarını ifade etti.

Diyarbakır'dan kenti ve müzeyi gezmeye gelen Yağmur Polat, müzenin kente ayrı bir hava kattığını belirterek, "Gayet güzel bir yer. Kültürü burada yaşatıyorlar. Bence burayı herkesin görmesi lazım. Mardin'in bir eksikliğini giderdi bence." diye konuştu.

Manisa'daki Aigai Antik Kenti kazısında Demeter heykelcikleri bulundu!

Geçmişi milattan önce 8'inci yüzyıla uzanan Aigai Antik Kenti'ndeki kazı çalışmaları sırasında bir sarnıçta Yunan mitolojisinde toprak ve bereket tanrıçası olarak bilinen Demeter'i tasvir eden iki heykelcik ve kabartmalı vazo parçaları bulundu.

Manisa'nın Yunusemre ilçesi Yuntdağı bölgesindeki Aigai'de, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Yusuf Sezgin başkanlığındaki ekibin kazı çalışmaları devam ediyor.

Antik çağda Yunanistan'dan bölgeye göçen Aiol halkı tarafından kurulan 12 kentten biri olan Aigai'deki çalışmalarla ilgili AA muhabirine açıklama yapan Kazı Başkanı Prof. Dr. Sezgin, buluntu anlamında verimli bir sezonu geride bıraktıklarını belirtti.

Kentte "Athena Kutsal Alanı" olarak belirlenen bölgeye ulaşan yolun kenarında sarnıç yapısı tespit ettiklerini, kazı sırasında beklenmedik buluntularla karşılaştıklarını aktaran Sezgin, şu bilgileri verdi:

"Bu yıl kazdığımız sarnıç, diğer sarnıçlardan hem formu hem de içindeki buluntular itibarıyla çok farklı. Mesela sarnıcın ağzındaki 'sarnıç bileziği' diye tarif ettiğimiz oyuğun altına özel olarak yatırılmış bir figür bulduk. Normalde sarnıçların içinde böyle figürler bulmayız. Özellikle oraya bırakılmış ya da yatırılmış, mitolojiden bildiğimiz tanrıça Demeter'i tasvir eden bir heykelcik. İlginç olan diğer nokta bu tanrıça Demeter bir tane değil sarnıcın içinden de bir tanrıça Demeter heykelciği çıktı. Yine aynı pozda tasvir edilmiş. Üçüncü buluntu ise kırık olduğu için belki çok anlaşılmıyor ama parçalar halinde kabartmalı bir vazoya ait. Parçaların üzerinde başak demetleri var. Başak demetlerinin tanrıça Demeter ile ilişkili olduğunu biliyoruz."

"Sarnıç, Demeter bayramlarıyla ilişkili olabilir"

Sarnıcın antik mitolojide bereket ve toprak tanrıçası olarak bilinen Demeter ile ilişkili olduğunu değerlendiklerini aktaran Prof. Dr. Sezgin, "Demeter, tarımın tanrıçası. Toprağın bereketini, verimliliğini sağlayan tanrıça. Bitkilerin koruyucusu bir yandan da... Aigai gibi kırsal antik kentlerde en önemli tanrıçalardan bir tanesidir. Kırsal arazide tarım yapmanın ne kadar zor olduğu düşünülürse Demeter'e çok ciddi önem veriliyor. Bu bakımdan Demeter'in çok güçlü bir kültü var Aigai'de." ifadelerini kullandı.

Sezgin, mitolojide tanrı ya da tanrıçalar adına düzenlenen bayramlar ve bu bayramların özel ritüellerinin olduğunu, sarnıcın da bu ritüellerin yapıldığı bir alan olabileceğini tahmin ettiklerini kaydetti.

Buluntuların Aigai içinde yer alan Athena Kutsal Alanı'na yaklaşık 50-60 metre mesafede ortaya çıktığına işaret eden Sezgin, sözlerini şöyle tamamladı:

"Kutsal alana giden yol üzerinde Demeter bayramlarıyla ilişkilendirilmiş bir sarnıç olabilir mi diye düşündük. Bugüne kadar hiçbir sarnıçta bu kadar çok figürle karşılaşmadık. Net bir şey söylemek mümkün değil ama muhtemelen tanrıça Demeter ya da onun bayramlarıyla ilgili bir sarnıç diye düşünüyoruz."

Kayseri'de 7,5 milyon yıllık fosiller sergilenecek!

Kayseri'nin Kocasinan ilçesindeki Yamula Barajı çevresinde süren kazılarda bulunan 7,5 milyon yıl öncesine ait olduğu değerlendirilen zürafa, gergedan ve fil gibi hayvan fosilleri sergilenecek.

Kayseri Büyükşehir Belediyesinden yapılan yazılı açıklamaya göre, Büyükşehir Belediyesi tarafından desteklenen kazılarda bulunan 7,5 milyon yıllık fosil faunası, yeniden canlandırma çalışmalarıyla vatandaşlarla buluşturulacak.

Fosillerin yer alacağı sergi, 20 Kasım Pazartesi günü Büyükşehir Belediyesi Fuaye Alanı'nda açılacak.

Sergide, 2018 yılından bu yana çıkarılan farklı türdeki canlıların fosilleri ve bu fosiller kullanılarak elde edilen replika ayaklandırmaları ile Proboscidea (Hortumgiller), Bovidae (Boş Boynuzlular), Giraffidae (Zürafagiller) ailelerinden türler sergilenecek.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, Kayseri'nin zenginliklerini gözler önüne seren 7,5 milyon yıllık fosillerin dünyada eşi ve benzerinin bulunmadığını belirtti.

Büyükşehir Belediyesi fuaye alanında açılacak sergiye vatandaşları davet eden Büyükkılıç, "Bu fosiller adeta kültür mirasımız. Bu kültürel mirası kamuoyuna en iyi şekilde anlatmak ve tanıtmak bizim görevimiz. Doğanın koruyarak bize miras bıraktığı bir alanı korumaya çalıştık, tanımaya ve tanıtmaya gayret gösterdik. Doğanın tarihini yeniden Kayseri'nin belirlediğini görüyoruz. Kayseri'miz ve uluslararası boyut açısından önem arz ediyor." ifadelerini kullandı.

Hattuşa Antik Kenti'nde fil dişinden yapılmış 2 bin 800 yıllık süsleme parçası bulundu!

Çorum'un Boğazkale ilçesinde yer alan Hattuşa Antik Kenti'ndeki arkeolojik kazıda, yaklaşık 2 bin 800 yıllık olduğu değerlendirilen fil dişi süsleme parçası bulundu.

Hititlerin başkenti Hattuşa'ya ev sahipliği yapan Çorum'un Boğazkale ilçesinde 1906'da başlayan arkeolojik kazı çalışmaları, 2006'dan bu yana Alman Arkeoloji Enstitüsü adına Prof. Dr. Andreas Schachner başkanlığında yürütülüyor.

Kazıların 117'nci yılında antik kentin Büyük Kale bölgesinin kuzey batı yamacında, Demir Çağı'nın sanat yapısı hakkında bilgi verebilecek bir eser ortaya çıkarıldı.

Yaklaşık 30 santimetre uzunluğunda, 10 santimetre genişliğindeki fil dişi parçada, parlak zemin üzerine çizilen bir sfenks (insan başlı, hayvan vücutlu heykel), bir aslan ile iki yaşam ağacı figürü bulunuyor.

Üzerindeki tabaka nedeniyle figürleri uygun ışık koşullarında görülebilen parçayla ilgili bilimsel çalışmalar devam ediyor.

Ahşap kutu ya da ahşaptan mobilyanın süsü olduğu düşünülüyor

Kazı Başkanı Prof. Dr. Andreas Schachner, AA muhabirine, eserin birçok medeniyetin izlerini taşıyan Hattuşa Ören Yeri'ndeki Demir Çağ katmanında bulunduğunu söyledi.

İyi korunmuş parçanın yaklaşık 2 bin 800 yıllık olduğunu belirten Schachner, "Kendi döneminde büyük ihtimalle bir ahşap kutu ya da ahşaptan yapılmış bir mobilyaya süs olarak eklenmişti. Eser, sağ ve sol tarafından kırık, üst ve alt tarafı orijinal haliyle elimizde. Dolayısıyla daha uzun olduğunu tahmin etmemiz mümkün." dedi.

Schachner, parçanın önemine ilişkin şunları anlattı:

"Bu eser, Boğazköy için ünik (eşsiz) bir eser. İlk kez bu kadar yoğun, bu kadar güzel işlenmiş bir sahne ile süslenmiş bir eserle karşı karşıyayız. Demir Çağ olarak Boğazköy'de çok geniş çaplı kazılar yapıldı ama bu kadar teferruatlı bir eser karşımıza çıkmadı. Hem sahne hem de kullanılan ikonografi (simgebilim) ve üslup açısından onunla Boğazköy'ün kendi döneminde, yani milattan önce birinci binde Güneydoğu Anadolu'ya doğru olan ilişkilerini, Güney Batı'ya, Yunanistan'a olan sanatsal ilişkilerini daha iyi ortaya koyabiliyoruz."

Eserin kendi dönemine ilişkin önemli ipuçları verdiğine dikkati çeken Schachner, "Böyle bir eser varsa, buranın artık küçük bir kasaba değil, daha önemli, belki bir güç merkezi olduğunu söylememiz de mümkün oluyor. Çünkü önceki yıllardaki bir başka keşif ile değerlendirdiğimizde, karmaşık bir toplumsal yapı mı yoksa hiyerarşik bir toplumsal yapıya mı işaret ettiğini söylememiz mümkün oluyor. Yavaş yavaş o dönemin toplumsal statüleri hakkında daha iyi bilgi edinmemiz mümkün oluyor." diye konuştu.

Objenin kazı ekibini heyecanlandırdığına işaret eden Schachner, "O eseri bulduğumuz için çok mutlu ve heyecanlıyız. O dönemin sanatı hakkında bize bilgi veren ilk kez böyle bir eserle karşı karşıyız. Gerçekten önemli bir obje." ifadesini kullandı.

Schachner, bilimsel çalışmaları tamamladıktan sonra eserin Boğazköy Müzesi'nde sergileneceğini sözlerine ekledi.