İran’ın nükleer programı etrafındaki gerilimin artmasıyla birlikte, ABD’nin bu programın askeri bir yola evrilmesini engellemek için hangi seçeneklere sahip olduğu sorusu yeniden gündeme geliyor.
Zenginleştirilmiş uranyum stokunun güvence altına alınması amacıyla güç kullanımı seçeneği tartışılırken, uzmanlar ve eski yetkililer böyle bir adımın son derece karmaşık; askeri, teknik ve çevresel açıdan yüksek riskler barındıran ve uygulanması uzun sürebilecek bir süreç olacağı uyarısında bulunuyor.
ABD’nin Askeri Müdahale Seçenekleri Neler?
Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre, söz konusu stokun güvenliğini sağlamak amacıyla ABD askerlerinin sahaya gönderilmesi, uzun süreli bir operasyon gerektirecek.
Bu tür bir müdahalenin, savaş koşullarında sahadaki zorlukların yanı sıra radyasyon ve kimyasal riskler nedeniyle ciddi tehlikeler içerdiği belirtiliyor.
Trump’ın Yaklaşımları ve Olası Sonuçları
ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik olası savaş için çeşitli gerekçeler sundu, ancak öncelikli hedefin Tahran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu sık sık vurguladı.
Bununla birlikte, nükleer malzemelerin zorla ele geçirilmesi seçeneğine ne kadar hazır olduğu hâlâ net değil.
Diplomasi ile Çözüm Mümkün mü?
Özel eğitimli personelin çatışma bölgesine gönderilmesiyle ilişkili riskler göz önüne alındığında, alternatif bir seçenek olarak, bu malzemelerin askeri müdahale olmadan güvence altına alınmasını sağlayacak İran ile müzakere yoluyla bir anlaşmaya varılması öne çıkıyor.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) göre, İran yaklaşık 440,9 kilogram uranyum zenginleştirmiş durumda ve bu uranyumun yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş olması, teknik olarak nükleer silah üretimi için gereken yüzde 90 seviyesine oldukça yakın.
İran’ın Nükleer Programının Durumu
UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, geçen yıl AP’ye yaptığı açıklamada, bu stokun teorik olarak İran’a programını silahlandırmaya karar vermesi halinde 10 nükleer bomba üretme imkânı sağlayabileceğini belirtmiş, ancak bunun İran’ın halihazırda nükleer silaha sahip olduğu anlamına gelmediğini vurgulamıştı.
İran’ın nükleer programının barışçıl olduğunu sürekli olarak ifade etmesine rağmen, UAEA ve Batılı ülkeler, Tahran’ın 2003 yılına kadar organize bir nükleer silah programına sahip olduğunu değerlendiriyor.
Depolama ve Güvenlik Sorunları
Bu uranyumun, ulaşılması zor yer altı tünellerinde depolandığı tahmin ediliyor.
UAEA denetçileri, İsrail ve ABD’nin saldırıları sonrasında İran’ın hava savunma sistemleri ve nükleer programının zayıflaması nedeniyle, yarı zenginleştirilmiş uranyumun bulunduğu alanları Haziran 2025’ten bu yana doğrulayamıyor.
Uluslararası İstihbarat ve Güvenlik
ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard ise 19 Mart’ta Temsilciler Meclisi’nde düzenlenen oturumda, Amerikan istihbarat topluluğunun bu stokların yerlerini tespit etmede ‘yüksek güvene’ sahip olduğunu ifade etti.
Yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum, dolduğunda yaklaşık 50 kilogram ağırlığında olan kaplarda ve uranyum hekzaflorür gazı formunda depolanıyor.
Riskler ve Olası Çözümler
Eski nükleer silah müfettişi ve Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü’nün kurucusu David Albright, bu kapların dayanıklı ve depolamaya uygun şekilde tasarlandığını belirtti.
Ancak, hava saldırıları gibi durumlarda kaplara gelebilecek herhangi bir zarar, tehlikeli maddelerin sızmasına yol açabilir.
Askeri Operasyonların Zorlukları
Eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde ABD Kara Kuvvetleri Genel Sekreteri olan Christine E. Wormuth, İran’ın nükleer malzemelerinin kara kuvvetleriyle güvence altına alınmasının ‘son derece karmaşık ve yüksek riskli bir askeri operasyon’ olacağını belirtti.
Wormuth, potansiyel depolama alanlarının çokluğunun görevi daha da karmaşık hale getirdiğine dikkat çekerek, böyle bir operasyonun muhtemelen insan kayıplarına yol açabileceğini vurguladı.
Alternatif Yaklaşımlar ve Geçmiş Örnekler
Buna karşın, Ulusal Nükleer Güvenlik Yönetimi bünyesinde Nükleer Malzeme Geri Alma Ofisi’nin eski yöneticisi Scott Rooker, en iyi çözümün ‘İran hükümetiyle anlaşma yaparak bu malzemelerin tamamının güvenli şekilde kaldırılması’ olduğunu savunuyor.
Rooker, bu yaklaşımı desteklemek için 1994 yılında ABD’nin Kazakistan ile iş birliği içinde Sovyetler Birliği topraklarından yaklaşık 600 kilogram nükleer silah uranyumunu gizli bir operasyon kapsamında taşıdığı Yakut Projesi’ni örnek gösteriyor.
