reklam
reklam
"Haberin İşçisi"
İstanbul
Parçalı bulutlu
6°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,6145 %0.03
51,9919 %-0.04
7.052,24 % -0,93
3.037.404 %-1.702
İşçi Haber Dünya Nedelin faciası: Sovyet uzay tarihinin gizlenen 126 kişilik felaketi

Nedelin faciası: Sovyet uzay tarihinin gizlenen 126 kişilik felaketi

1960 yılında Baykonur'da yaşanan ve 30 yıl gizlenen Nedelin faciasında R-16 roketinin patlaması sonucu 126 kişi hayatını kaybetti. İşte Sovyetlerin en karanlık sırrı.

Okunma Süresi: 6 dk

İnsanlık tarihinin uzay yarışında attığı adımlar her zaman zaferlerle dolu değildi; bazen bu yol, ateş, kül ve devlet sırlarıyla örülü bir mezarlığa dönüştü. Tarih yaprakları 24 Ekim 1960'ı gösterdiğinde, Soğuk Savaş'ın en gergin günlerinde, Sovyetler Birliği'nin kalbi sayılan Baykonur Uzay Üssü, dünya tarihinin gördüğü en korkunç roket kazasına sahne oldu. Batı dünyasında yıllarca sadece bir dedikodu olarak kalan, Sovyet kayıtlarında ise "uçak kazası" olarak geçiştirilen bu olay, literatüre "Nedelin Faciası" olarak geçti. Tam 126 bilim insanı, mühendis ve askeri personelin feci şekilde can verdiği bu felaket, siyasi hırsın ve aceleciliğin nasıl bir kıyıma dönüşebileceğinin en acı kanıtıydı.

Soğuk Savaş'ın Gölgesinde Siyasi Baskı ve Ekim Devrimi Hediyesi

1960 yılına gelindiğinde Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği arasındaki nükleer üstünlük kurma yarışı zirve noktasına ulaşmıştı. Sovyet lideri Nikita Kruşçev, Batı'ya karşı mutlak bir üstünlük sağlamak ve yaklaşan Bolşevik Devrimi'nin 43. yıldönümünde dünyaya gövde gösterisi yapmak istiyordu. Kremlin'den gelen emir kesindi: Yeni nesil kıtalararası balistik füze (ICBM) olan R-16, devrim kutlamalarına kadar mutlaka hazır olmalıydı.

Bu baskı, projenin başındaki isimlerin omuzlarında inanılmaz bir yük oluşturuyordu. Sovyet Stratejik Roket Kuvvetleri'nin başkomutanı Mareşal Mitrofan Nedelin ve füzenin baş tasarımcısı Mikhail Yangel, Moskova'nın beklentilerini karşılamak için zamana karşı amansız bir yarış veriyordu. Ancak bu yarış, güvenlik protokollerinin bir kenara itilmesine ve felakete giden taşların döşenmesine neden olacaktı.

‘Şeytanın Zehri’ ve R-16 Füzesinin Ölümcül Yapısı

Tasarlanan R-16 roketi, dönemin teknolojisine göre oldukça ileri ancak bir o kadar da tehlikeli bir yapıya sahipti. Yakıt olarak kullanılan maddeler, havacılık uzmanları tarafından "Şeytanın Zehri" olarak adlandırılan simetrik dimetilhidrazin (UDMH) ve oksitleyici olarak kullanılan nitrik asit karışımıydı. Bu maddeler o kadar uçucu ve aşındırıcıydı ki, herhangi bir temas anında korkunç kimyasal yanıklara ve zehirlenmelere yol açabiliyordu. Üstelik bu iki madde birbirine değdiği anda herhangi bir ateşleyiciye ihtiyaç duymadan, hipergolik bir reaksiyonla şiddetli bir şekilde alev alıyordu.

Projenin teknik zorluklarına rağmen, Mareşal Nedelin, test sürecini hızlandırmak adına güvenlik prosedürlerini askıya aldı. Normal şartlarda aylar sürmesi gereken kontroller, günlere sığdırılmaya çalışıldı. Fırlatma rampasında bekleyen devasa füze, aslında patlamaya hazır bir bombadan farksızdı.

Geri Sayım Başladı: İhmaller Zinciri ve Sızan Yakıt

23 Ekim 1960 günü, fırlatma rampası 41'de hummalı bir çalışma vardı. Rokete yakıt doldurulmuştu. Ancak testler sırasında teknisyenler, yakıt tanklarından birinde sızıntı olduğunu fark ettiler. Prosedür gereği yakıtın tamamen boşaltılması, roketin bakıma alınması ve fırlatmanın iptal edilmesi gerekiyordu. Ancak bu işlem, fırlatmanın haftalarca ertelenmesi anlamına geliyordu. Ekim Devrimi yıldönümüne yetişememe korkusu, mantığın önüne geçti. Mareşal Nedelin, yakıtın boşaltılmaması ve onarımın roket doluyken, fırlatma rampası üzerinde yapılması emrini verdi. Bu karar, oradaki herkesin ölüm fermanıydı.

Yaklaşık 150 teknisyen ve mühendis, dolu bir yakıt tankının etrafında, sızdıran kapakları tamir etmeye çalışıyordu. Ortamdaki hava, zehirli yakıt buharıyla dolmuştu. Sadece bir kıvılcım bile felaket için yeterliyken, sistemdeki elektriksel hatalar göz ardı ediliyordu.

Mahşer Günü: 24 Ekim ve 3000 Derecelik Cehennem

Tarihler 24 Ekim 1960'ı gösterdiğinde, fırlatmaya sadece 30 dakika kalmıştı. Mareşal Mitrofan Nedelin, çalışanlara moral vermek ve baskıyı hissettirmek için sığınağa girmeyi reddetti. Sandalyesini fırlatma rampasının sadece 15-20 metre yakınına koydurarak çalışmaları bizzat izlemeye başladı. Çevresinde üst düzey generaller, mühendisler ve teknisyenler vardı.

Saatler yerel saati gösterdiğinde, kontrol odasındaki bir teknisyen, bir sonraki aşamaya geçmek için yanlış bir komut gönderdi veya sistemdeki bir kısa devre (PCD - Program Akım Dağıtıcısı hatası) tetiklendi. Bu hata, roketin ikinci kademe motorunun aniden ateşlenmesine neden oldu. Oysa birinci kademe motor henüz çalışmamıştı ve altı tamamen doluydu.

İkinci kademe motorundan çıkan alevler, hemen altındaki birinci kademe yakıt tankını deldi. 100 tonun üzerinde hipergolik yakıt ve oksitleyici saniyeler içinde birbirine karıştı. Ortaya çıkan patlama, bir nükleer bombayı andırıyordu. Fırlatma rampası bir anda 3000 santigrat dereceye ulaşan bir alev topuna dönüştü.

Kaçış Yok: Eriyen Asfalt ve Buharlaşan Bedenler

Patlama o kadar şiddetliydi ki, Baykonur semaları aydınlandı. Güvenlik kameraları, dehşet anlarını saniye saniye kaydetti. Alevlerin ortasında kalan insanlar, kaçmaya çalışırken korkunç bir sonla yüzleşti. Yüksek ısı nedeniyle fırlatma rampasının etrafındaki asfalt zemin erimiş, kaçmaya çalışan teknisyenlerin ayaklarını bir bataklık gibi yakalamıştı. İnsanlar, oldukları yerde yanarak can verdiler.

Rampanın hemen dibinde oturan Mareşal Nedelin ve yanındaki üst düzey heyet, saniyeler içinde buharlaştı. Nedelin'den geriye sadece, omuzundaki mareşal apoleti ve erimiş madalyaları kaldı. Patlamanın şiddetiyle çevreye yayılan zehirli gazlar, alevden kurtulmayı başaranları da boğarak öldürdü. Toplamda, resmi olmayan kaynaklara ve daha sonra açıklanan belgelere göre 126 kişi feci şekilde hayatını kaybetti.

Şans Eseri Hayatta Kalan Tasarımcı: Yangel

Füzenin baş tasarımcısı Mikhail Yangel, patlamadan sadece birkaç dakika önce sigara içmek için güvenli bir sığınağa gitmişti. Bu "sigara molası", onun hayatını kurtardı. Patlamayı duyup dışarı fırladığında gördüğü manzara karşısında şoka girdi. Yangel, daha sonra yanmış cesetler arasında dolaşırken, ölen arkadaşlarını teşhis etmeye çalıştı. Bu travma, Yangel'in hayatının geri kalanında peşini bırakmayacak, olaydan kısa bir süre sonra ilk kalp krizini geçirmesine neden olacaktı. Kruşçev'e rapor verirken, "Neden ben de onlarla ölmedim?" diye sorduğu rivayet edilir.

Büyük Örtbas: ‘Uçak Kazası’ Yalanı

Sovyet yönetimi, olayın duyulmasını engellemek için derhal harekete geçti. Nikita Kruşçev, olayın bir devlet sırrı olarak kalmasını emretti. Ölenlerin ailelerine bile gerçeğin sadece bir kısmı, çok sonra söylendi. Dünya kamuoyuna ise Mareşal Nedelin'in bir uçak kazasında öldüğü duyuruldu. Diğer kurbanlar ise sessiz sedasız, farklı şehirlere ve tarihlere yayılan ölüm belgeleriyle defnedildi. Baykonur'daki bu cehennem, Sovyet tarihinin en derin çukurlarından birine gömüldü.

Batı istihbaratı ve uzay ajansları bir terslik olduğunu anlamıştı ancak olayın boyutu hakkında net bir bilgileri yoktu. İtalyan Haber Ajansı, olaydan kısa süre sonra adı açıklanmayan kaynaklara dayanarak bir facia yaşandığını duyursa da, Sovyetler Birliği bu iddiaları kesin bir dille yalanladı.

Glasnost ve Gerçeğin 29 Yıl Sonra Ortaya Çıkışı

Bu korkunç sır, tam 29 yıl boyunca saklandı. 1989 yılında, Mihail Gorbaçov'un başlattığı Glasnost (Açıklık) politikasıyla birlikte, Sovyet arşivleri aralanmaya başladı. "Ogonyok" dergisinde yayımlanan bir makale, 1960 yılında yaşananları tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Olayın tanıkları, dehşet anlarını, eriyen asfaltı, Nedelin'in ihmallerini ve Yangel'in travmasını anlattı.

Kaza sonrası yapılan soruşturmada, felaketin doğrudan sorumlusunun güvenlik kurallarını ihlal eden Mareşal Nedelin olduğu, ancak o da öldüğü için dosyanın kapatıldığı anlaşıldı. Kruşçev'in, hayatta kalan tasarımcı Yangel'e "Seni cezalandırmayacağım, çünkü bu senin içinde zaten bir ceza olarak kalacak" dediği belirtildi.

Nedelin Faciasının Mirası

Nedelin Faciası, uzay havacılığı tarihine kanla yazılmış bir ders olarak geçti. Bu olay, siyasi hırsların ve takvim baskısının, mühendislik etiğinin ve insan hayatının önüne geçtiğinde nelerin olabileceğini gösterdi. Sovyet uzay programı bu olaydan sonra büyük bir darbe aldı ve R-16 projesi gecikti. Ancak daha da önemlisi, bu facia sonraki yıllarda uzay güvenliği protokollerinin (hem Rusya'da hem de Batı'da) çok daha sıkı uygulanmasına vesile oldu. Bugün bile Baykonur Uzay Üssü'nde, fırlatmalardan önce ölenlerin anısına saygı duruşunda bulunulmakta ve o kara gün asla unutulmamaktadır.