ÖZEL HABER - GİZEM GÜVEN
17 Ağustos 1999 tarihinde, saat 03:02’de Türkiye tarihinin en yıkıcı depremlerinden biri yaşandı. Merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan bu büyük deprem, 7.4 büyüklüğünde ölçüldü ve yaklaşık 45 saniye sürdü. Resmî verilere göre, deprem sonucunda 17.480 kişi hayatını kaybetti, 43.953 kişi yaralandı. Yıkılan bina sayısı 133.683 olarak kayıtlara geçerken, yaklaşık 250.000 kişi evsiz kaldı. İstanbul, Kocaeli, Yalova, Sakarya, Düzce, Bursa ve Bolu gibi şehirler başta olmak üzere Marmara Bölgesi'nin büyük bir kısmı depremden ağır şekilde etkilendi.
BİR GECE YARISI, HER ŞEY DEĞİŞTİ
17 Ağustos 1999, saat 03.02. Türkiye, tarihinin en yıkıcı felaketlerinden birine uyanıyordu. Kocaeli'nin Gölcük ilçesi merkezli 7.4 büyüklüğündeki deprem, sadece binaları değil, milyonlarca insanın hayatını da yerle bir etti.
Depremin merkez üssü olan Gölcük ve çevresindeki yerleşim alanlarında, binlerce yapı saniyeler içinde yerle bir oldu. O anlarda uykuda olan binlerce insan enkaz altında kaldı. Elektrikler kesildi, telefonlar sustu, yollar çatladı, viyadükler çöktü.
TÜRKİYE'NİN KALBİNDEN VURULDUĞU DEPREM
Depremin etkilediği bölgeler, Türkiye ekonomisinin ve sanayisinin kalbi olan Marmara Bölgesi idi. İstanbul, İzmit, Sakarya, Düzce, Yalova gibi sanayi kentleri ciddi hasar gördü. Petrol rafinerileri, otomotiv fabrikaları, limanlar, köprüler ve yollar ağır zarar aldı. Türkiye ekonomisi, bu depremin etkilerini yıllar boyunca hissetti.
Tüpraş İzmit Rafinerisi'nde yangın çıktı. Yangın günlerce kontrol altına alınamadı.
İstanbul Avcılar gibi zemin açısından riskli bölgelerde yüzlerce bina çöktü.
Yalova, Adapazarı ve Gölcük neredeyse tamamen enkaza döndü.

ENKAZ ALTINDAKİ HAYATLAR
Depremin hemen ardından başlayan arama kurtarma çalışmaları, yetersiz ekipman, koordinasyon eksikliği ve iletişim sorunları nedeniyle oldukça sancılı ilerledi. Binlerce insan saatlerce, günlerce enkaz altında yardım bekledi.
Resmî kayıtlara göre:
17.480 kişi yaşamını yitirdi.
43.953 kişi yaralandı.
505 kişi sakat kaldı.
Yaklaşık 250.000 kişi evsiz kaldı.
Ancak uzmanlar, kayıtlardaki can kaybı sayısının gerçek rakamın altında olabileceğini belirtiyor.
TÜRKİYE UYANDI AMA GEÇ KALMIŞTI
Deprem, Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yüzleşmesini sağladı. Yıllardır uyarılarda bulunan bilim insanlarının sesine yeterince kulak verilmediği ortaya çıktı.
Depremin ardından şu sorular gündeme geldi:
Neden bu kadar çok bina yıkıldı?
Neden arama kurtarma ekipleri organize değildi?
Neden halk deprem konusunda eğitimsizdi?
Nerede kaldı yapı denetimi ve mühendislik?
Bu sorulara cevap olarak, yıllar boyunca ihmaller zinciri, denetimsizlik, kötü zeminlere yapılan kontrolsüz yapılaşmalar ve plansız kentleşme gösterildi.
TOPLUMSAL YARALAR VE TRAVMALAR
Bu deprem yalnızca fiziksel bir yıkım değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik bir travma yarattı. Binlerce çocuk anne-babasız kaldı, birçok aile parçalandı. Enkazdan sağ çıkanlar, hayatlarının geri kalanında deprem korkusuyla yaşadı.
Deprem, toplumda dayanışmanın da simgesi oldu. Türkiye’nin dört bir yanından gelen gönüllüler, arama kurtarma ekipleri, sağlık çalışanları, sivil toplum kuruluşları ve sıradan vatandaşlar, el birliğiyle yaraları sarmaya çalıştı.

17 AĞUSTOS SONRASI NE DEĞİŞTİ?
Depremin ardından birçok alanda değişiklikler yapıldı:
1. Deprem Yönetmelikleri Güncellendi
2000’li yılların başında deprem yönetmeliği sıkılaştırıldı. 2018’de güncellenen yönetmelik, bina dayanıklılığı açısından önemli kriterler getirdi.
2. Zorunlu Deprem Sigortası (DASK) Başlatıldı
2000 yılında yürürlüğe giren uygulama ile konutlara deprem sigortası zorunluluğu getirildi.
3. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Kuruldu
2009 yılında kurulan AFAD, arama kurtarma faaliyetlerini tek çatı altında topladı.
4. Kentsel Dönüşüm Yasası Çıkarıldı
2012 yılında yürürlüğe giren yasa ile riskli binaların yıkılması ve yeniden yapılması süreci başlatıldı. Ancak uygulamada birçok sorun yaşandı.
5. Fay Hatları Üzerine Yapılaşma Tartışıldı
Fay hatları haritalandı ve üzerine yapı yapılması yasaklandı. Ancak uygulamada hâlen tartışmalar sürüyor.
2023 VE 2024 DEPREMLERİYLE HATIRLANAN GERÇEK
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depremleri, 17 Ağustos 1999’dan sonra Türkiye'nin yaşadığı en büyük felaketlerden biri oldu. 50 bini aşkın insanın hayatını kaybettiği bu depremler, 1999’dan bu yana yeterince ders çıkarılamadığını acı bir şekilde yeniden gösterdi.

MARMARA DEPREMİNİN TANIĞI ANLATTI!
Marmara Depremi’ni yaşayanlardan 53 yaşında emekli Vafi Adak, o karanlık gecede yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Gece üç sularıydı. Can sıkıntısıyla kalktım, sigara içtim. Yatağa oturduğumda gök gürültüsü gibi bir ses duydum. ‘Allah, yağmur yağacak, kötü hava geliyor’ dedim. Birden güm güm güm sesleri gelmeye başladı. Ortalık birden beyaz kesildi, gece değil sanki gündüz oldu. Ev adeta dövülüyordu. Babam üst katta oturuyordu. ‘Ev yıkılıyor’ diye düşündüm. Sobanın devrilmesiyle büyük bir gürültü oldu. Fırladım, eşime bağırdım, ‘Kalk, çocuğu alacağız!’ dedim. Çocuğum beşiğin içinde sallanıyordu, zorla yakaladım. Bir şekilde çıkmayı başardık.”
Dışarı çıktıklarında manzara daha da korkutucuydu:
“Evimizin önündeki eski bina yıkılmıştı. Arabamızın üstüne enkaz gelmişti ama arabaya bir şey olmamıştı. Gökyüzüne baktım, bembeyaz ve yıldızlarla doluydu. Millet bağırıyor, oradan oraya koşuyordu. Elektrikler kesildi, su yoktu. Dayım göçük altında kaldı, onu çıkarmaya çalıştık ama vefat etmişti. Kız kardeşimin evi yıkılmıştı, iki çocuğunu kaybettik. Onları enkazdan çıkardık. Kardeşim yaralıydı, İstanbul’a hastaneye götürdük.”
Günler süren mücadeleyi de şöyle anlatıyor Adak:
“5-6 gün boyunca yardım ulaşmadı. Su yoktu, yiyecek yoktu. Psikolojimiz tamamen çöktü. Ancak bir hafta sonra yardımlar gelmeye başladı. Sonra çadır kentlere yerleştik, yaklaşık 8 ay orada kaldık. Ardından prefabrik evlere geçtik. Hastaneler doldu taştı, psikolojik sorunlar yaşayan çok oldu. Biz evimize dönebildik ama pek çok insanın yarası bizden daha büyüktü. Zor bir süreçti. Mevlam bir daha yaşatmasın. Ama biz deprem bölgesindeyiz, sallanmaya devam ediyoruz. Herkes şapkasını önüne koyup düşünmeli: Ne yaşadım, nasıl yaşarım, bundan sonra ne olur?”
SON SÖZ: UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ
17 Ağustos 1999, sadece bir doğal afet değil; ihmalin, plansızlığın ve hazırlıksızlığın bedeliydi. Bu felaketin yıl dönümünde, kaybettiğimiz on binlerce insanı rahmetle anıyor, geride kalanlara sabır diliyoruz.
Unutmamak, ders almak, hazırlıklı olmak…
Bunlar, gelecekte yaşanabilecek felaketlerin önüne geçmenin tek yolu.
