Türkiye, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne yine ağır bir tabloyla giriyor. Maden emekçilerinin yaşam mücadelesi, yıllardır tekrarlanan kazalar, iş güvenliği tartışmaları ve büyük facialarla gündemde kalmaya devam ediyor. Her yıl çok sayıda madenci, yer altında çalışırken iş kazalarında hayatını kaybediyor.
Bu tablo, madenciliğin Türkiye’de hala en riskli meslek gruplarından biri olduğunu gösteriyor. Son beş yılda en az 336 madencinin hayatını kaybettiği biliniyor.
Yer Altında Süren Tehlike: Yapısal Sorunlar Değişmiyor
Madencilerin karşı karşıya kaldığı temel sorunlar yıllardır aynı başlıklarda toplanıyor:
Eksik veya yetersiz iş güvenliği önlemleri
Denetimlerdeki aksaklıklar
Üretim baskısının güvenliğin önüne geçmesi
Taşeronlaşma ve düşük ücret
Eğitimsiz işgücü
Teknolojik altyapının güncellenmemesi
Kaza raporlarında en sık görülen ölüm nedenleri ise grizu patlaması, göçük, zehirlenme, oksijen yetersizliği ve mekanik kazalar olarak öne çıkıyor.
Türkiye’nin Unutamadığı Büyük Maden Faciaları
Türkiye, yer altı kaynakları açısından zengin bir ülke olsa da madencilik sektörü yıllar boyunca ağır bedeller ödenen kazalarla anıldı. Yüzlerce işçinin yaşamını yitirdiği bu facialar, çalışma koşullarındaki eksikleri, denetim süreçlerini ve iş güvenliği kültürünü yeniden tartışmaya açtı. Her biri ülkenin hafızasına kazınan bu olaylar, madenciliğin risklerini ve alınması gereken önlemlerin hayati önemini bir kez daha hatırlatıyor.

Soma Faciası – 301 Madencinin Hayatını Kaybettiği Gün (2014)
13 Mayıs 2014’te Manisa Soma’da meydana gelen facia, Türkiye tarihinin en büyük maden kazası olarak kayıtlara geçti. Yangın ve karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu 301 madenci yaşamını yitirdi.
Soma, Türkiye’de iş güvenliği, denetim süreçleri, özelleştirme politikaları ve çalışma koşullarının en sert şekilde sorgulandığı dönüm noktası oldu.
Amasra Patlaması – 2022’de Gelen Acı Haber
Bartın’ın Amasra ilçesinde Türkiye Taşkömürü Kurumu’na bağlı işletmede 14 Ekim 2022’de meydana gelen patlamada 40’tan fazla madenci hayatını kaybetti.
Bu olay, “yüksek riskli çalışma alanlarının” yıllardır çözülemeyen sorunlarla yüz yüze bırakıldığını bir kez daha gösterdi.

Erzincan İliç – 2024’ün En Çarpıcı Madencilik Felaketi
Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde 13 Şubat 2024’te yaşanan liç yığını kayması sonucu toprak altında kalan 9 işçi yaşamını yitirdi.
Facia, yalnızca can kaybıyla değil, çevresel etkileri ve işletme politikalarıyla da yoğun eleştirilere neden oldu.
Zonguldak Havzası – Türkiye’nin En Ağır Kayıplarının Adresi
Zonguldak, Türkiye’nin taşkömürü üretim merkezi olmasının yanı sıra en fazla kayıp verilen bölge olarak biliniyor.
1992 Kozlu Faciası: 263 madenci öldü
2010 Karadon Faciası: 30 madenci yaşamını yitirdi
Bu kazalar, bölgede yıllardır süren tehlikeli çalışma koşullarını gözler önüne seriyor.

Madencilerin Ortak Hikayesi: Yer Altında Ekmek, Yeryüzünde Belirsizlik
Maden işçileri için zorluk yalnızca yer altında değil; işten çıkarılma korkusu, düşük ücretler, sendikal baskılar ve bölgesel işsizlik de madenciliği bir “zorunluluk mesleği” haline getiriyor.
Zonguldak, Soma, Amasra ve Ermenek gibi bölgelerde maden işletmeleri çoğu aile için tek geçim kaynağı olmayı sürdürüyor.
Neden Hala Kazalar Yaşanıyor?
Uzmanlara göre maden kazalarının sürmesinin temel nedenleri şöyle sıralanıyor:
Bağımsız ve etkin denetim eksikliği
Teknolojik modernizasyonun gecikmesi
Acil durum yönetiminde yetersizlikler
İşçi eğitiminin standartlaştırılamaması
Güvenlik yatırımlarının ikinci plana atılması
Bu sorunlar, yıllardır hazırlanan raporlara, açıklanan vaatlere ve yapılan araştırmalara rağmen tam anlamıyla çözülebilmiş değil.

ÇOCUK MADENCİ NEİL'İN TRAJİK HİKAYESİ!
Neil Gallagher henüz 18 yaşındaydı. Fotoğraftaki ışık, yüzünü kısmen gölgede bıraksa da üzerindeki derin acıyı ve öfkeyi gizleyemedi. Gallagher, o dönem Amerika’nın Pennsylvania eyaletinde yaşayan binlerce çocuk işçiden yalnızca biriydi. Kömür, cam, pamuk ve ipek gibi pek çok endüstrinin hızla büyüdüğü bu bölgede çocuk emeği son derece yaygındı. 1900 yılı itibarıyla ülkedeki tüm işçilerin yüzde 18’ini 16 yaşından küçük çocuklar oluşturuyordu. Gün ışığı görmeden, havasız madenlerde günde 10 ila 12 saat çalışan bu çocuklar için hayat, daha başlamadan ağır koşullarla sınanıyordu.
Neil, henüz 9 yaşına geldiğinde madende kırıcı olarak işe başlamıştı. Ancak 13 yaşındayken iki kömür vagonu arasında sıkışarak ağır bir kaza geçirdi; sol bacağı ezildi ve hayatta kalabilmesi için kesilmek zorunda kaldı. Şirket ne tazminat ödedi ne de hastane masraflarını üstlendi. Tüm zorluklara rağmen Neil, protez bacağıyla yarı zamanlı olarak madende çalışmayı sürdürdü.
Çalıştığı bölümdeki kömür tozu o kadar yoğundu ki çoğu zaman göz gözü görmezdi. Bu toz, yıllar içinde madencilerin ciğerlerine işleyerek onları sessiz ve kaçınılmaz bir ölüme sürüklüyordu. Neil de bu kaderden kaçamadı. Genç yaşta geçirdiği kazadan kurtulmuş olsa da, uzun yılların birikimi olan kömür tozu nedeniyle tüberküloza yakalandı. Açgözlü sanayinin binlerce kurbanından biri olarak, daha sadece 35 yaşındayken hayata veda etti.

SOMA MADEN FACİASI ÖNLENEBİLİR MİYDİ?
Nilay Vardar’ın haberine göre, Eski Maden Mühendisleri Odası Başkanı Mehmet Torun, Soma maden faciasının önlenebilir bir kaza olduğunu ifade ederek sektördeki yapısal eksiklere dikkat çekti. Torun, madencilikte güvenlik standartlarının güçlendirilmesi gerektiğini vurgularken, mevcut sistemin işçilerin yaşamını riske atan ciddi sorunlar barındırdığını belirtti.
‘Taşeronlaşma Durdurulmalı, Üretim Kamu Eliyle Sağlanmalı’
Torun, facianın ardından alınması gereken acil önlemleri şöyle sıraladı:
Madencilikte taşeronlaşma ve özelleştirmenin derhal durdurulması.
Maden üretiminin kamu eliyle yürütülmesi.
İşçilerin maaş, çalışma süresi ve güvenlik koşullarının iyileştirilmesi.
Hem işveren hem kamu tarafından yürütülen denetim mekanizmalarının işverene bağlı olmaktan çıkarılması.
Denetim süreçlerinin bağımsız bir fon tarafından finanse edilmesi.
Nitelikli denetçi sayısının artırılması ve bağımsız bir denetim yapısının kurulması.
Erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi ve madenlerde koruma odalarının yaygınlaştırılması.
Torun, madencilikteki bu yapısal sorunların çözülmesi halinde benzer kazaların önüne geçilebileceğini söyledi.
‘Kömür Yanması Yaygındır Ancak Ölümcül Olmamalı’
Mehmet Torun, Soma’daki kazanın trafo patlamasından değil, büyük ihtimalle kömür yanması sonucu ortaya çıkan karbonmonoksit gazının yayılımından kaynaklandığını belirtti. Madenlerde kömürün kendiliğinden yanmasının bilinen bir risk olduğunu aktaran Torun, bu tür durumların önceden tespit edilip kontrol altına alınabildiğini ifade etti.
Torun’un değerlendirmesine göre:
Kömür ocaklarında bazı damarlar yanmaya müsaittir.
Düzenli gaz ve sıcaklık ölçümü yapılır.
Kızışma tespit edildiğinde bölge barajlarla kapatılarak oksijen teması kesilir.
Yangın tamamen söndüğünde gerekli ölçümler yapılarak alan yeniden üretime açılır.
Torun, Soma’da uygulamaların neden işlemediğinin teknik incelemeler sonucunda netleşeceğini söyledi. Sensör kayıtlarının facianın nedenine ışık tutacağı ifade edildi.
'Denetim Kağıt Üstünde Kalmamalı'
Torun, madencilikte hem iç hem dış denetimde yaşanan yapısal sorunların altını çizerek, denetim mekanizmasının işçinin can güvenliğini sağlayacak şekilde güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Soma faciasında iş güvenliği uzmanlarının ve denetim raporlarının bulunmasına rağmen yüzlerce işçinin hayatını kaybetmiş olmasının sorgulanması gerektiğini belirtti ve şu sorunlara dikkat çekti:
Mevzuata göre maden mühendisi, teknik nezaretçi olarak eksiklikleri tespit edip gerekirse üretimi durdurabilir.
Ancak mühendislerin maaşlarını doğrudan işverenden almaları, bu yetkinin bağımsız kullanılmasını zorlaştırıyor.
Üretimi durdurmanın işten çıkarılma riski doğurduğu ifade ediliyor.
Torun, bu nedenle mevcut denetim sisteminin pratikte etkisiz kaldığını belirtti.
4 Aralık: Bir Kutlama Değil, Bir Hatırlatma
Dünyanın birçok ülkesinde 4 Aralık, madencilerin emeklerini ve önemini anmak için kutlanan bir gün ancak Türkiye’de bu gün, büyük faciaların gölgesinde daha çok “yas, farkındalık ve adalet talebi”yle karşılanıyor.
Çünkü her büyük kazadan sonra aynı soru tekrar gündeme geliyor:
“Bu kez neden önlenemedi?”
4 Aralık Dünya Madenciler Günü, Türkiye’de hala çözülmemiş sorunlara, yitirilen yüzlerce cana ve yer altında devam eden büyük risklere işaret ediyor. Madenciler her gün yaşamlarını ortaya koyarken, kamu otoriteleri ve işletmeler için tek gerçek sorumluluk değişmiyor:
Madencinin hayatını korumak.
Kaynak: Vikipedi
Guardian
Turkish Minute
Uluslararası İşçi Dayanışması Derneği
