reklam
reklam
"Haberin İşçisi"
İstanbul
Açık
11°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,8963 %0.07
52,8807 %-0.11
6.908,86 % -0,64
3.426.028 %1.505
İşçi Haber Gündem Bahçeli : Çocuklarımızı denetimsiz mecraların hoyratlığına terk edemeyiz

Bahçeli : Çocuklarımızı denetimsiz mecraların hoyratlığına terk edemeyiz

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Lideri Devlet Bahçeli, partisinin haftalık grup toplantısında konuştu. Konuşmasında ülke gündemini ele alan Başkan Bahçeli, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okul saldırılarını eleştirdi.

Okunma Süresi: 6 dk

MHP'nin haftalık grup toplantısında konuşan MHP Başkanı Devlet Bahçeli'nin konuşmasından bazı satırbaşları:

"Türkiye Büyük Millet Meclisi ateş çemberine alınmış bir vatanın yoklukla imtihan edilen ocakların namusundan başka sermayesi kalmamış bir ulusun bağrından doğmuştur. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın bizlere yüklediği en ağır vazifelerin başında hiç şüphesiz eğitim gelmektedir.

'Şanlıurfa ve kahramanmaraş'taki hadiselerin tek boyutlu değerlendirilmesi mümkün değil'

Geçtiğimiz hafta Şanlıurfa'da ve akabinde Kahramanmaraş'ta yaşanan elim hadiselerin sığı, yüzeysel ve tek boyutlu değerlendirmelerle geçiştirilmeleri mümkün değildir. 14 Nisan'da Şanlıurfa'nın Siverek ilçesindeki okul saldırısında 16 kişi yaralanmıştır. 15 Nisan'da ise Kahramanmaraş'ta bir okulda düzenlenen silahlı saldırıda 9'u öğrenci, 1'i fedakar öğretmen kardeşimiz olmak üzere 10 vatan evladımız hayatını kaybetmiş, 13 kişi yaralanmıştır. Bu vahim gelişmeler vicdanlarda derin yarıklar açmıştır.

Sürecin tüm sebepleri, sonuçları ve arka plandaki gelişmelerle birlikte serin kanlı, sağduyulu ve çok gönlü bir bakış açısıyla ele alınması zaruridir. Burada mesele yalnız bir asayiş dosyası olarak ele alınamaz. Karşımızdaki tablo çağımızın çocuk ruhu üzerinde kurduğu baskılarla, aile bağlarında meydana gelen gevşemeyle okul ikliminin ihtiyaç duyduğu destekle dijital dünyanın denetimsiz alanlarıyla ve toplumsal değer aktarımındaki kırılmalarla birlikte değerlendirilmelidir.

Bir çocuğun zihninde şiddet, öfke, yalnızlık ve taklit arzusu aynı anda birikiyorsa orada yalnız ceza hukukunun konusu bulunan bir fiil meydana gelmez. Aynı zamanda toplumun dikkatle okuması gereken bir işaret gelir. Modern çağın tehlikeleri çoğu zaman eski çağların tehlikeleri gibi açık, görünür ve sınırları belli biçimde gelmez. Dijitalleşmenin her geçen gün daha da yaygınlaştığı günümüz dünyasında evlatlarımızın ekran başında geçirdikleri sürelerin de aynı oranda artması, sosyal medya platformlarında kullanılan saldırgan dile daha fazla maruz kalmaları, akran zorbalığının arkadaş grupları, mesajlaşma ve sohbet uygulamaları ve oyunlar içinde sinsice yaygınlaşması, çocuklarımızın ruh sağlıklarını örselemekte, kimlik gelişmelerine zarar vermekte ve sosyal hayatlarını içten işe aşındırıp onları sanal dünyaya mahkum etmektedir.

‘Çözüm yalnızca okul kapısında bekleyecek güvenlik görevlisinin varlığı değildir’

Çocuklarımızın şahsiyet inşasını tesadüflerin insafına, savrulmaların akışına, denetimsiz mecraların hoyratlığına terk edemeyiz. Zira fertte başlayan çözülme cemiyete sirayet eder. Sözde sosyal medya fenomenlerinin sözleri, kıymetli öğretmenlerimizin öğretilerinin önüne geçtikçe, sınırsız ve denetimsiz özgürlük fikirleri okulu, terbiye gücünü budadıkça çocuklarımız kapsamı öngörülemeyen içerik tufanının işine savrulduğunda böylesi trajedilerin zemini genişlemektedir.

Çözüm yalnızca okul kapısında bekleyecek güvenlik görevlisinin varlığı değildir. Çözüm yalnızca adım başı duvarlara asılacak kameralar değildir. Hadise vuku bulduktan canlarımız yuvalarından uçtuktan sonra pansuman tedbirler sıralamak bizim meşgalemiz değildir. Mesele daha derindedir. Mesele daha vahimdir. Mesele daha geniştir. Biz bu meselenin üzerini örtenlerden değil, kökünü kazıyanlardan olacağız.

Bu mücadele, günü kurtarmanın değil geleceği inşa etmenin mücadelesidir. Aileyi tahkim etmeden mektepleri terbiye ve şahsiyet inşa eden asli mevkiine yeniden kavuşturmadan rehberlik ve psikososyal destek mekanizmalarını kuvvetlendirmeden bize rahat yoktur.

‘Aile çocuğun ilk mektebidir, Okul çocuğun ikinci evidir’

Aile çocuğun ilk mektebidir. Okul çocuğun ikinci evidir. Devlet çocuğun en geniş himaye çatısıdır. Bu üç halka arasında bağı zayıflarsa çocuk yalnızlaşır. Yalnızlaşan çocuk bazen kendisini sanal kalabalıkların içinde arar. O kalabalıklar ise her zaman masum bir arkadaşlık zeminini sunmaz. Orada merhamet yerine alay, sabır yerine öfke, dostluk yerine sürü psikolojisi, hayat sevgisi yerine şiddet merakı bulunabilir. O halde yapılması gereken çocuklarımızı yalnız disiplinle kuşatmakla sınırlı kalamaz. Onları dinlemek, anlamak, yönlendirmek, meşgul etmek, güvenli bir anlam dünyası içinde büyütmek ve şahsiyet sahibi kılmak gerekir.

Çocuk yalnız emir isteyen bir varlık değildir. İlgi isteyen, aidiyet isteyen, görülmek isteyen, güveni isteyen bir emanettir. Eğitim sistemimizde de bu hakikati merkeze alması şarttır. Eğitim bilgi aktarımından ibaret bir faaliyet olarak görülemez. Eğitim insanın iş düzenini kurma sanatıdır. Matematik, tarih, fen ve edebiyat kadar merhamet, ölçü, sabır, haysiyet, sorumluluk ve insan hayatının dokunulmazlığı da öğretilmelidir.

Öğretmenlerimiz yalnız sınıfta ders veren görevliler olarak düşünülemez. Onlar toplumun ahlaki omurgasına temas eden, çocuklarımızın şahsiyet dünyasını inşa eden müstesna şahsiyetlerdir. Bu vesileyle altını kalın çizgilerle çizmek isterim ki, öğretmeni sıradanlaştıran bir anlayışın eğitim davası baştan ölü doğmuştur. Öğretmen mektebin haysiyeti, maarifin taşıyıcısı, kolonu, milletin istiklaline istikamet veren ilim ve irfan neferidir. Annelerimizin okul kapısında bıraktığı minik elleri tutan, temiz ve saf kalplerini güzelliklerle donatan, bilgilerle zihnini açan, becerileriyle küçük bileklere güç veren, kabiliyetleri fark eden, gözlerindeki ışığı güçlendiren nizam veren, adap bildiren, terbiye kazandıran öğretmenlerimizdir.

'Modern şehir hayatı ve sosyal bağların zayıflaması aileyi ve çocuğu yalnızlaştırır'

Öğretmeni ikinci bir ana baba sayan, yücelten, baş tacı eden, hürmet gösteren bir gelenekten kopup, ders anlatan bir memur konumuna sürüklemek izaha mümkün olmayan bir gaflettir. Öğretmenin itibarının zedelendiği, sözünün değersizleştirildiği sınıf içindeki otoritesinin aşındırıldığı bir düzende ne sağlam bir eğitim nizamı kurulur, ne de milli ve manevi kıymetlerle yorulmuş bir nesil inşa edilir. Öğretmeni zayıflayan bir milletin geleceği güçlü olamaz.

Öğretmenin nesillerimizin yetiştirilmesindeki fonksiyonu da, öğrencilerimiz ve ailelerimiz nezdindeki saygınlığı da tartışma konusu edilemeyecek kadar hassas bir öneme sahiptir. Ailelerin desteklenmesi de aynı derecede hayatıdır. Modern şehir hayatı, çalışma temposu, ekonomik baskılar, dijital dünyanın istilası ve sosyal bağların zayıflaması aileyi çoğu zaman yalnız bırakmaktadır.

Aile yalnız kaldığında çocuk da yalnız kalır. Bu nedenle aileye hedef göstermek yerine aileyi güçlendirmek, rehberlik sistemlerini yaygınlaştırmak, çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerini erişilebilir kılmak ve okul aile devlet iş birliğini daha işlevsel hale getirmek gerekir. Bu sorumluluk hepimizindir. Siyaset kurumu bu meselede çekişme dili üretmemelidir. Akademi sahici bilgiyle gösterilmelidir. Bürokrasi kurumlar arası eş güdümü güçlendirmelidir. Aileler evlatlarının iş dünyasına daha dikkatle bakmalıdır ve ailelerin dijital farkındalık kapasitesi arttırılmalıdır. Medya acıyı çoğaltan bir yayıncılık anlayışından uzak durmalıdır.

‘seçim diye tutturanlar milletin derdiyle değil, kendi telaşlarıyla konuşmaktadır’

Son günlerde hiç durmadan iğnelenen vakitsiz seçim çağrısı, basiretsiz muhalefetin ayak oyunlarıdır. Seçim, seçim diye tutturanlar, milletin derdiyle değil, kendi telaşlarıyla konuşmaktadır. Yersiz ve vakitsiz özgüven patlamaları yaşayıp ölçüyü kaçıranların tüm Türkiye'nin gündemini tayin etmeye kalkması boş bir gayrettir.

Seçim, siyasi cambazlıklarla, yapay kriz çığırtkanlıklarıyla öne sürülecek bir oyuncak değildir. Sandığın ne zaman konuşacağı bellidir, onun hükmü vakti geldiğinde tecelli edecektir. Ara veya erken seçim diye tutturanlara diyeceğimiz de budur. Türkiye'nin istikbaliyle oynatmayız. İstikrarı tartışmaya açmayız. Milli iradeyi istismar siyasetine kurban etmeyiz. Türkiye yoluna devam edecektir ve hiç kimse bu yürüyüşü durduramayacaktır. Çünkü bu yürüyüş bir partinin değil bir milletin yürüyüşüdür."