Ramazan ayında kurulan iftar sofraları, yalnızca açlığı gidermenin ötesinde derin bir manevi anlam taşıyor. Oruçlu bir kimseyi iftar sofrasında ağırlamanın sevabı ise en çok merak edilen konular arasında yer alıyor. Dinimizde önemli bir yere sahip olan bu güzel davranış, Peygamber Efendimizin müjdesiyle büyük bir fazilet olarak öne çıkıyor.
Ramazan ayı, paylaşma, yardımlaşma ve kardeşlik duygularının güç kazandığı mübarek bir zaman dilimi olarak kabul ediliyor. Bu ayda kurulan her sofra, sadece fiziksel bir ihtiyacı karşılamakla kalmıyor; aynı zamanda gönülleri buluşturan ve toplumsal dayanışmayı artıran bir vesile niteliği taşıyor. İftar davetleri, aile bağlarını ve sosyal ilişkileri pekiştirirken, manevi kazanç açısından da önemli bir ibadet olarak değerlendiriliyor.
Hadis-i Şerif ile Müjdelenen Büyük Sevap
Oruçluya iftar ettirmenin fazileti, hadis-i şerif ile açıkça ifade ediliyor. “Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz" Hadis-i Şerif | Tirmizi Bu müjde Muhammed tarafından verilmiş olup, Ramazan ayında yapılan ikramın manevi değerini ortaya koyuyor.
Bu hadis, iftar ettirmenin sadece sosyal bir dayanışma örneği değil, aynı zamanda sevabı yüksek bir ibadet olduğunu gösteriyor. Oruç tutan kişinin kazandığı sevap kadar bir mükâfatın, ona iftar imkânı sağlayan kimseye de yazılacağı bildiriliyor.
İftar Ettirmek Sadece Büyük Sofralar Kurmak Değildir
Dinimizde oruçluya iftar ettirmek, yalnızca geniş katılımlı ve zengin sofralar hazırlamak anlamına gelmiyor. Maddi imkânların sınırlı olması bu faziletten mahrum kalmaya neden olmuyor. Bir hurma, bir bardak su ya da mütevazı bir ikramla dahi olsa bir oruçlunun iftarına vesile olmak, aynı müjde kapsamında değerlendiriliyor.
Bu yönüyle iftar ikramı, herkesin imkânı ölçüsünde yerine getirebileceği bir ibadet olarak öne çıkıyor. Ramazan ayında yapılan küçük ya da büyük her paylaşım, hem toplumsal dayanışmayı güçlendiriyor hem de manevi kazanç kapısını aralıyor.
