İnsanlığın nerede ve ne zaman ortaya çıktığı sorusu, bilim dünyasının en tartışmalı başlıklarından biri olmayı sürdürmektedir. Yıllardır modern insanın kökenine dair kabul gören zaman çizelgesi, Fas’ta ortaya çıkarılan 773 bin yıllık fosillerle ciddi biçimde sorgulanmaya başlamıştır. Yeni analizler, insan evriminin sanılandan çok daha erken bir dönemde şekillenmiş olabileceğini ve Afrika’nın bu süreçte oynadığı rolün yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Kayıp geçmişin izinde: Türümüzün karanlık başlangıcı
Modern insanın, Neandertallerin ve Denisovalıların hangi ortak atadan türediği bugüne kadar netleşmiş değildir. Genel kabul, bu ayrışmanın yaklaşık 750 bin yıl önce yaşandığı yönündeydi. Ancak Fas’ta ortaya çıkarılan ve yeniden analiz edilen fosiller, bu zaman çizelgesini ciddi şekilde sarsmaktadır.
Casablanca yakınlarındaki bir mağarada bulunan fosiller, erken insan evrimi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Jean-Jacques Hublin ve ekibinin radarına girmiştir. Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’nde İnsan Evrimi Bölümü’nün başında bulunan Hublin, uluslararası araştırmacılarla birlikte yürüttüğü çalışmanın sonuçlarını Nature dergisinde yayımlamıştır.
Türümüzün şafağı: Homo sapiens’in kayıp öncüleri
Fosiller, Kazablanka’nın güneybatısındaki Thomas-Quarry-I adlı kazı alanından gelmektedir. Burası yeni keşfedilmiş bir nokta değildir; 1980’lerin sonlarından bu yana taş aletler ve erken insan izleriyle biliniyor. Ancak bugüne kadar fosillerin yaşı konusunda net bir tarihlendirme yapılamamıştı. Bu noktada devreye Dünya’nın manyetik alanı girmektedir.
Milano Üniversitesi’nden Serena Perini’nin yürüttüğü manyetostratigrafik analizler, fosillerin gömüldüğü tortullarda manyetik alanın yön değiştirdiği bir dönemin izlerini ortaya koymuştur. Dünya tarihinde nadiren gerçekleşen bu kutup tersinmeleri, jeologlar için adeta zaman damgası niteliği taşımaktadır.
Toprak altındaki üç hayat: İnsanlığın saklı tanıkları
Bir uyluk kemiğindeki ısırık izleri, kalıntıların bir yırtıcı tarafından taşındığını göstermektedir. Büyük ihtimalle bir sırtlan. Bu da mağaranın yalnızca insanlar için değil, yırtıcılar için de bir sığınak olduğunu düşündürmektedir. Anatomik detaylar ise işin en çarpıcı kısmıdır.
Fosiller, Avrupa’da yaşamış Homo antecessor ile benzerlikler taşımaktadır. Aynı zamanda diş yapısında, daha sonraki Homo sapiens’te görülen özelliklerin izleri bulunmaktadır. Bu durum, Afrika ve Avrupa’daki erken insan toplulukları arasında sanılandan çok daha yakın bir bağ olduğunu göstermektedir.
Ortaya çıkan tablo şu şekildedir: Neandertallerin, Denisovalıların ve modern insanların ortak atası, düşünüldüğünden daha erken bir dönemde ve Afrika’da yaşamıştır. Avrupa’daki Homo antecessor hattı, bu atadan türeyerek Neandertallere uzanırken Fas’taki fosiller, Homo sapiens’e giden yolu temsil ediyor olabilir. Her iki hattın kökeninde ise Afrika dışına ilk çıkan insan türlerinden biri olan Homo erectus’un bulunması son derece muhtemeldir.
Yaklaşık 800 bin yıl önce Afrika’daki bazı Homo toplulukları Orta Doğu üzerinden Avrupa’ya göç ederken, bazıları kıtada kalmıştır. Aynı kökten gelen bu gruplar zamanla bambaşka evrimsel yollara saptı. Fas’taki buluntular, Afrika’da kalan kolun hikâyesini anlatmaktadır. Bu soy hattından, yüz binlerce yıl sonra modern insan ortaya çıkmıştır. Ancak 800 bin ile 300 bin yıl arasındaki kritik dönem hâlâ karanlıkta kalmaktadır; bu boşluğu dolduracak fosiller neredeyse yoktur.
