Türkiye'nin Batı ile entegrasyon sürecindeki en kritik ve en sancılı başlıklarından biri şüphesiz Avrupa Birliği (AB) üyeliğidir. 1963 yılında atılan ilk imzadan bugüne kadar geçen 60 yılı aşkın sürede, ilişkiler zaman zaman "stratejik ortaklık" zirvesine çıktı, zaman zaman ise kopma noktasına geldi. İşte Türkiye'nin Ankara Anlaşması ile başlayan, Helsinki Zirvesi ile umutlanan ve bugün "bekleme odasında" devam eden AB yolculuğunun kilometre taşları...
İlk Adım: 1963 Ankara Anlaşması
Türkiye'nin Avrupa macerası, Avrupa Ekonomik Topluluğu'na (AET) 31 Temmuz 1959 tarihinde yaptığı ortaklık başvurusuyla fiilen başladı. Bu başvuru, 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan ve ilişkilerin hukuki temelini oluşturan Ankara Anlaşması ile resmiyet kazandı. Bu anlaşma, Türkiye'nin gelecekte Gümrük Birliği'ne ve nihayetinde tam üyeliğe giden yolunu açan "kurucu belge" niteliğindeydi.
Özal'ın Cesur Hamlesi ve Gümrük Birliği
Süreç, 1980 darbesi ile kesintiye uğrasa da sivil siyasete geçişle birlikte yeniden hız kazandı. Dönemin Başbakanı Turgut Özal, 14 Nisan 1987 tarihinde Türkiye adına "tam üyelik" başvurusunda bulunarak tarihi bir hamle yaptı. Ancak AB Komisyonu, 1989'da Türkiye'nin üyeliğe ehil olduğunu kabul etmekle birlikte, o dönem için hazır olmadığını belirtti. İlişkilerdeki en somut adım ise 1 Ocak 1996 tarihinde Gümrük Birliği'nin yürürlüğe girmesiyle atıldı. Böylece Türkiye, tam üye olmadan AB ile Gümrük Birliği kuran ilk ve tek ülke oldu.
Dönüm Noktası: Helsinki Zirvesi ve Müzakereler
Türkiye-AB ilişkilerindeki en büyük kırılma, 1999 Helsinki Zirvesi'nde yaşandı. Bu zirvede Türkiye'ye resmen "Aday Ülke" statüsü verildi. Bu karar, Türkiye'de kapsamlı demokratikleşme paketlerinin ve anayasa değişikliklerinin yolunu açtı. Reform rüzgarı meyvesini verdi ve 3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye ile AB arasında Katılım Müzakereleri resmen başladı.
Müzakerelerin Yavaşlaması ve Mevcut Durum
Büyük umutlarla başlayan müzakere süreci, 2006 yılından itibaren Kıbrıs sorunu, Fransa ve Almanya'nın tutumu gibi siyasi engeller nedeniyle yavaşladı. Birçok müzakere faslı siyasi blokajla askıya alındı. Özellikle 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası ilişkilerde tansiyon yükselirken, Avrupa Parlamentosu müzakerelerin askıya alınmasını talep eden kararlar aldı.
Günümüzde ise Türkiye-AB ilişkileri; Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, Vize Serbestisi diyaloğu ve sığınmacı mutabakatı ekseninde, "tam üyelik" hedefinden ziyade "stratejik ve ticari iş birliği" çerçevesinde, donmuş bir müzakere süreciyle devam etmektedir.
