Atina yönetiminin Batı Trakya’daki Türk azınlığa karşı uyguladığı sistematik baskı politikaları, Türkiye’nin yoğun diplomatik girişimleri neticesinde dünya kamuoyunun en önemli gündem başlıklarından biri haline geldi. Özellikle İskeçe ve Gümülcine bölgelerinde yaşayan soydaşların 'Türk' kimliğini ısrarla reddeden Yunan hükümeti, bölge halkını yalnızca dini bir azınlık olarak tanımlama çabasını sürdürüyor. Oysa Türklerin kimlik, eğitim ve dini hakları, 1923 Lozan Antlaşması ile uluslararası hukuk tarafından güvence altına alınmıştır.
Dernekleşme Özgürlüğüne Yönelik İhlaller
Yunanistan’ın azınlık haklarına yönelik ilk müdahaleleri, Türklerin dernekleşme özgürlüğünü kısıtlama üzerinde yoğunlaşıyor. İsimlerinde veya tüzüklerinde Türk kelimesi geçtiği gerekçe gösterilerek Rodop Türk Kadınları Derneği hukuksuz bir şekilde feshedildi. Ayrıca İskeçe Türk Birliği ve Evros Gençlik Derneği gibi köklü yapılar, çeşitli bahanelerle faaliyetleri durdurularak baskı altına alındı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Bekir-Ousta ve Emin dosyalarında Yunanistan’ın örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğine hükmetmesine rağmen, Atina yönetimi bu bağlayıcı kararları uygulamamakta direnerek hukuksuzluğunu sürdürüyor.
Eğitimde Asimilasyon Politikası
Hukuki engellerin ötesinde, eğitim alanı bölgedeki asimilasyonun en yıkıcı kanallarından biri olarak öne çıkıyor. Türk azınlık ilkokulları, öğrenci yetersizliği iddiasıyla sistematik bir biçimde kapatılıyor. Bu kısıtlayıcı politikalar sonucunda, bölgedeki azınlık okullarının sayısı 2026 yılı itibarıyla 76 gibi düşük bir seviyeye gerilemiş durumda. Eğitim hakkına yönelik bu müdahaleler, Türk kimliğinin yeni nesillere aktarılmasını doğrudan hedef alarak kültürel bir erozyon yaratmayı amaçlıyor.
Müftülük Krizi ve Din Özgürlüğü
Bölgedeki inanç özgürlüğü, 40 yılı aşkın süredir devam eden bir müftü atama kriziyle kuşatılmış durumdadır. Yunanistan, 1985 yılından bu yana azınlık iradesini yok sayarak İskeçe ve Gümülcine’ye kendi belirlediği müftüleri atama dayatmasında bulunuyor. Batı Trakya Türkleri ise bu baskılara boyun eğmeyerek, demokratik yollarla seçtikleri liderlerini tanıyor. Halk, Gümülcine’de İbrahim Şerif’i, İskeçe’de ise Mustafa Trampa’yı meşru müftüleri olarak kabul etmeye devam ediyor.
BM Nezdinde Diplomatik Kıskaca Alındı
Türkiye’nin bu haklı mücadelesi, 2 Kasım tarihinde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne taşınarak küresel bir boyut kazandı. Ankara, etnik kimliğin resmen tanınması, seçilmiş müftülerin kabul edilmesi ve AİHM kararlarının hayata geçirilmesi konusunda Atina’yı köşeye sıkıştırdı. BM toplantısında Azerbaycan ve Kuzey Makedonya gibi ülkelerden gelen destekler, Yunanistan’ın bölgedeki kimlik ve ibadet özgürlüğünü hiçe sayan eylemlerinin uluslararası alanda daha fazla tepki çekmesine yol açtı.
