Gizli Bahçe

Frances Hodgson Burnett

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. Syf: 280. Basım Tarihi: 2021. İlk Yayın Tarihi: 1908

Frances Hodgson Burnett, doğum adıyla Frances Eliza Hodgson, (d. 24 Kasım 1849 - ö. 29 Ekim 1924), İngiltere'nin Manchester kentinde bir kuyumcunun kızı olarak dünyaya geldi. Babasının ölümünden sonra ailesi 1865 yılında ABD'nin Knoxville (Tenessee olarak da bilinir) kentine taşındı. Orada Amerikan gazeteleri için yazmaya başladı. 1868 ila 1922 yılları arasında birçok roman ve oyun yazdı. Bunların arasında en bilinenleri The Secret Garden, A Little Princess ve Little Lord Fauntleroy 'dur. 1873 yılında Dr. Swan Burnett ile evlendi, sonrasında ise Lionel ve Vivian adlı iki oğlu oldu. Büyük oğlunun ölümünden sonra kocasından ayrıldı. 1901'den sonra Bermuda ve Long Island adasında yaşamını sürdürdü. Orada hristiyanlık, bahçıvanlık ve tinsellik ilgisini çekti. 75'inci doğum gününden birkaç hafta önce vefat etti.

MUBI'den 'Uçurtmayı Vurmasınlar' filmine yönelik restore çalışması MUBI'den 'Uçurtmayı Vurmasınlar' filmine yönelik restore çalışması

Kitabımız çocuk kitabı olarak değerlendirse de aslında daha çok yetişkinlerin okuması gereken bir eser. Şeker Portakalı tarzı çocukların bakış açısıyla yazılmış ama yetişkinler için dersler içeriyor. Sevgi ve inancın “sihir” adı altında elle tutulabilecek kadar somutlaştırılması, baharla, bitkilerle ve hayvanlarla özdeşleştirilmesi sadece çocuklara değil, büyüklere de yaşam sevinci aşılayabilecek kadar güzel. Anne ve babasını kolera salgınında kaybeden ve onlardan gerekli sevgi şefkati görmeyen, bakıcı ellerinden büyüyen Mary’in Hindistan’dan İngiltere’ye eniştesinin yanına gönderilmesiyle başlıyor hikaye. Öyle çok ihmal edilen bir çocuk ki evde tüm aileye, hizmetçilere bulaşan koleradan sağ kurtuluyor. Mary görevliler aracılığıyla İngiltere’de yaşayan eniştesi Archibald Craven’ın yanına, Misselthwaire Malikanesi’ne yolculuk yapıyor. Archibald Craven, huysuz, çirkin bir adam ve bir o kadar şanslı. Güzel bir kadın tarafından çok sevilmiş ve mutlu bir evlilikleri olmuş. Birbirlerine öyle düşkünlermiş ki yapayalnız olabilecekleri bir bahçe yapıp o bahçede kitaplar okumuş, sohbetler etmişler. Ancak Archibald hayat arkadaşını 10 yıl önce kaybetmiş ve o günden sonra yaşayan ölüye dönmüş. Öyle üzülmüş ki doktorlar tımarhaneye kapatılması gerektiğini bile söylemişler. Yaşadığı acı kayıptan sonra biricik eşiyle yaptıkları o özel bahçenin kapılarını kilitleyip anahtarı da kimse bulamasın diye toprağa gömmüş. Mary uzun bir yolculuğun sonunda 100 odalı, çoğu da kilitli olan o ıssız malikâneye geliyor, kendine ayrılan odaya yerleşiyor. Şimdiye kadar bir bakıcı tarafından giydirilmiş, bakımları yapılmış olan Mary, kendine yardımcı olacak olan Martha’yla bazı çatışmalar yaşıyor. Kendi bilgisine göre Martha ona her şeyde yardım etmekle görevli ama Martha, Mary’nin onun çoktan yapabilmesi gereken şeyleri yapamadığını görünce onun yarım akıllı olduğunu düşünür. Mary yetersiz görülmenin de hırsıyla kendi kendine bir şeyler yapmaya, yaptıkça da insanlarla iyi iletişim kurabilmeye başlıyor. Martha 14 çocuklu bir ailenin kızı. Yaşadıkları, anlattıkları Mary’nin şimdiye kadar yaşadığı hayata çok yabancı bu yüzden Mary onun anlattıklarını ilgiyle dinlemeye başlıyor. Birbirlerine sevgi ve şefkatle yaklaşan insanların hikâyelerini dinledikçe ruh yapısı da değişiyor. Bu değişimi görmek, sevginin küçük bir kızı nasıl da güzelleştirip canlandırdığını okumak çok tatlı bir his bırakıyor. Ne kadar olumlu değişimler geçirse de eniştesi Archibald’dan da çok çekiniyor.

Martha’nın bir de kardeşi var her şeye yetenekli olan, enerji dolu bir çocuk: Dickon. Mary günlerini Martha’nın, Dickon’un hikâyeleriyle, Dickon’la tanışma hevesiyle, yalnız başına bahçeye çıkarak, kendi kendine oyunlar uydurarak geçirmeye başlıyor. Martha’nın onun için aldığı bir atlama ipi onun en büyük mutluluk kaynağı oluyor. Böylece tüm arsayı ip atlaya atlaya dolaşıyor. Malikânenin bahçıvanı Ben ile tanışıyor, oda çok aksi bir yaşlı ancak Mary uyumlu bir insan olmaya başladıkça Ben’in de huysuzluğu geçiyor, bahçe ve çiçekler hakkında sohbetlere başlıyorlar. Ben ona kuşların, doğanın dilinden bahsediyor ve aralarında güzel bir arkadaşlık başlıyor. Mary, eniştesi Archibald’ın kilitli bahçesinin varlığını öğreniyor ve dolanırken bir şekilde o ‘gizli’ bahçeyi buluyor. Terk edilmiş o bahçede güzel bitkilerin hayatta olduğunu, şans verilirse eski güzel günlerine dönebileceklerini fark ediyor. Ancak her şeyi gizli yapmak zorunda çünkü çalışanlardan ve eniştesinden bundan dolayı azar yiyeceğini düşünüyor. Zaten eniştesi Archibald soğuk birisi olduğu için Mary’yle başta tanışmıyor, tanıştıklarında da resmi bir şekilde sadece ‘ihtiyaçlarını’ soruyor. Bahçeyi sahiplenmesini meşru kılmak için, Mary ondan ekip dikebilmesi için bir toprak parçası istiyor, Archibald bu istekte biricik eşini hatırlıyor. Neredeyse gülümseyerek: ‘’İstediğin bir toprak parçası gördüğünde, orayı al ve canlandır çocuğum’’ diyor o sert adam. Mary bu güvenceyle iyice yoğunlaşıyor bahçe işine. Bahçe sayesinde Dickon’la da tanışıyor. Kuşlarla, doğayla, hizmetçilerle arkadaşlık kurmaya başlıyor ve kendisi de şaşırıyor bu duruma. Bahçe, ikisinin mimarlığını yaptığı gizli buluşma alanları oluyor. Kitap buradan devam edecek sanıyoruz ama çok daha güzel bir yere evriliyor, Mary bir gece, geceleri bağırarak ağlayan ama varlığı özellikle herkes tarafından gizlenen Colin ile tanışıyor. Colin histerik, şımarık, hastalık hastası bir çocuk. Mary gibi o da yapayalnız kalmış, emrine sadece hizmetçiler verilerek yaşıtlarıyla bile iletişime giremeden büyümüş. Korkuları yüzünden kendini engellemiş, yapabileceği şeyleri bırakmış, kendini odasına kapatıp o güzel baharları ve kışları kaçırmış, insanları hep kendisinden uzaklaştırmış. Mary’yi görmek ona hem mucize hem de ilaç gibi geliyor ve aralarında güzel bir arkadaşlık başlıyor.

Sevgisizlik yaşayan iki çocuğun, bir araya gelince birbirlerini nasıl daha iyi bir hale getirdiği sürecine şahit olduğumuz romanda, sevginin onarıcı bağı onları kurtarıyor, iyi bir insan olmayı, kendilerine ve çevrelerine iyi gelmeyi yaşayarak öğreniyorlar. Çocukların birbirlerini iyileştirmesi, etrafındakileri de iyileştirmelerini okumak çok güzel, hikâye farklı farklı yerlere dağılıp sonunda çok güzel şekilde bağlanıyor. Sizin de üstünüzde güzel bir etki bırakacağına inancım tam.

Editör: Havva Yorgancı