Lider Büro Sendikası Kadın Kolları Genel Başkanı ve Zorunlu Emeklilik Mağdurları Platformu (ZEM) Başkanı Tülin Özer, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) kamu işçiliğinde eşitlik ilkesine aykırı sonuçlar doğurduğunu açıkladı. Özer, taşeron işçilerin kadroya geçirilmesi amacıyla 2017 yılında yürürlüğe giren düzenlemenin hem kapsam dışı bırakılan çalışanları hem de kadroya geçen işçilerin haklarını olumsuz etkilediğini belirtti.
Kapsam Dışı Taşeron İşçiler ve Hak Kaybı
Özer’in açıklamasına göre, KHK yalnızca belirli kamu kurumlarında çalışan taşeron işçileri kapsıyor. Hastane bilgi işlem, çağrı merkezi, laboratuvar ve yemekhane gibi birimlerde görev yapan binlerce işçi ise kapsam dışında kalıyor. Bu durum, aynı işi yapan çalışanlar arasında statü ve hak farklılıkları yaratıyor ve çalışma barışını bozuyor.
Kadroya geçen kamu işçilerinin özlük hakları da sınırlı kalıyor. Tayin hakkının olmaması, meslek kodlarının sabitlenmesi ve görev tanımlarının daraltılması, kariyer gelişimini engelliyor. Zorunlu emeklilik uygulamaları ve işe iade haklarındaki kısıtlamalar da çalışanların iş güvencesini tehdit ediyor.

Mevcut Sorunlara Çözüm Önerileri
Tülin Özer, KHK’nın fiilen bir yasa gibi uygulanmasının Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu vurguladı. Özer’in önerileri arasında şunlar yer alıyor:
- 696 sayılı KHK’nın iptal edilerek tüm kamu hizmeti veren taşeron işçileri kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmesi.
- Kadroya geçişte eşitlik ilkesinin sağlanması; iş tanımı, kurum türü veya hizmet alanı ayrımı gözetilmemesi.
- Kadroya geçen işçilerin tayin hakkı, görev yeri değişikliği, meslek kodu güncellemesi ve kariyer gelişimi imkanlarının iade edilmesi.
- Zorla emekli edilen çalışanların işe iade taleplerinin bir defaya mahsus değerlendirilmesi.
- Kamu işçiliğini düzenleyen, taşeronluk sistemini tamamen ortadan kaldıran ve eşit işe eşit ücret ile hak ilkesini temel alan yeni bir yasanın hazırlanması.
Özer, sosyal devlet ilkesi gereği, kamu hizmeti veren tüm çalışanların eşit haklara sahip olmasının yalnızca hukuki bir zorunluluk değil, vicdani bir sorumluluk olduğunu vurguladı.
