ÖZEL HABER - DAMLA EROĞLU
Ankara'da 15 Temmuz 2020 tarihinde antrenman dönüşü alkollü sürücü Çağdaş Şenyüz'ün çarpıp kaçması sonucunda 19 yaşındaki Umut Gündüz hayatını kaybetti. Gözaltına alınıp tutuklanan Şenyüz, ''Uzun tutukluluk hali'' sebep gösterilerek 4 ay sonra serbest bırakıldı. ''Taksirle ölüme neden olmak'' suçlamasıyla açılan davada sanık Çağdaş Şenyüz'e, ''İyi hal indirimi'' uygulanarak 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezası verildi. Tutuksuz yargılanan Şenyüz, cezaevine girmedi.
Umut'un lisanslı bir sporcu olduğunu ve her türlü kurala uyduğunu, bu olayın bir kaza olmadığını vurgulayan baba Menderes Gündüz, ''Bunun üzerinde durmamızın nedeni şudur; Lisanslı bisiklet sürücüsü, kara yollarında, trafikte ve köy yollarında nasıl ilerlemesi gerektiğinin eğitimini almış kişidir. Umut, akşam saatlerinde bisiklet sürdüğü için kaskının üzerinde ve bisikletinde çok güçlü bir çakar sistemi bulunuyordu. Ayrıca giydiği formalar fosforluydu'' dedi.
ALKOLLÜ SÜRÜCÜ, IŞIK VE HIZ İHLALİ YAPARAK ÖLÜME NEDEN OLDU
Araç sürücüsü Çağdaş Şenyüz'ün alkollü olduğunu ve olay yerine gelmeden birçok trafik ihlali yaptığının altını çizen baba, ''Araç kullanılırken hız yapılacaksa sol şeritten yapılır. Trafikte önünüzdeki aracı sollayarak geçersiniz. Fakat bu şahıs sağ taraftan geçerek çok hızlı bir şekilde ilerliyordu. Orada bulunan başka bir araç sürücüsü de şahsın 'Uçak hızında' ilerlediğini söyledi. Daha önce ışık ihlali yapan şahıs, hızını kesmeden devam etti ve ardından Umut ile bir başka bisikletliye çarptı. Çarpmanın etkisiyle Umut yola savruldu ve yere düştü'' ifadelerini kullandı.

'KAÇMAYIP AMBULANSI ARASAYDI OĞLUM HAYATTA OLACAKTI'
Umut yerde yaralı halde yatarken şahsın kısa bir süre etrafına baktığını ve daha sonra olay yerinden hızla uzaklaşarak evine gidip uyuduğunu anlatan baba, bu durumun 'kaza' olarak değerlendirilmesine tepki gösterdi. Yaralı birini görmezden gelmenin bir 'cinayet' olduğunu söyleyen baba Gündüz, ‘’Umut, yerde yaralı halde kaldı. Yanındaki arkadaşı şok içerisinde olduğundan ve ilk yardım bilgisine sahip olmadığından müdahale edemedi. Olayı gören başka bir araç sürücüsü ise hemen ambulansı aradı. Oğlum çocukluğundan beri spor yaptığı için dayanıklıydı. Bu sayede 10-15 dakika hayatta kalabildi ancak maalesef daha sonra yaşamını yitirdi. Eğer şahıs kaza anında ambulansı aramış veya olay yerinde ilk müdahale yapılmış olsaydı, Umut kurtulabilirdi. Belki ağır hasar alacaktı ama yine de şu an yanımızda olacaktı. İşte bu yüzden diyoruz ki, bu olay kaza değil cinayettir'' tepkisinde bulundu.

'PLAKASI DÜŞTÜĞÜ İÇİN ŞAHIS YAKALANABİLDİ'
Kaza sırasında aracın plakasının düşmesiyle şahsın kimliğinin tespit edildiğini söyleyen baba, Şenyüz'ün uykusunda gözaltına alındığına dikkat çekerek, ''Eğer olay yerinde plaka düşmüş olmasaydı bu kişi bulunamayacaktı. Umut'a çarptıktan sonra gidip nasıl evinde rahat bir şekilde uyuyabiliyor? Kendisi de 'Plaka düşmeseydi beni bulamayacaklardı' diyor'' dedi.
'ŞAHSIN SERBEST BIRAKILDIĞINI TESADÜFen öğrendik'
Gece saatlerinde evinde gözaltına alınan sanık Şenyüz, ''Uzun tutukluluk mağduriyeti'' gerekçesiyle serbest bırakıldı. Şenyüz'ün serbest bırakıldığını tesadüf sonucu öğrendiklerini ve kendilerine bilgi verilmediğini söyleyen baba, ''Mahkemesi görülmeden, iddianame hazırlanmadan bu kişiyi serbest bıraktılar. Neden ve hangi gerekçeyle bırakıldığına dair bize hiçbir bilgi verilmedi. Avukatımız iddianame takibine gittiğinde savcının kaleminden şahsın serbest bırakıldığını öğrendi'' açıklamasında bulundu.
Türkiye'de motorlu taşıtların karıştığı ölümlü olayların kaza olarak değerlendirilmesine tepki gösteren baba Gündüz, ''Adalet sistemimizde, 'Ölen ölmüştür, biz kalanı kurtaralım' mantığı var. Bizi de en çok kahreden durum bu'' dedi.

AİLE, SORUŞTURMANIN EKSİK YÜRÜTÜLMESİNE TEPKİ GÖSTERDİ
Taziyeleri kabul ettikleri yedinci günde emniyetten arandığını belirten baba Gündüz, ''Bir polis memuru bana, 'Olayın yaşandığı yerde kamera kaydı var mı?' diye sordu. Ben de ona oraya gidecek bedensel ve ruhsal gücümün bulunmadığını ve bilgimin olmadığını söyledim. Bu kez bana hipodromdaki kameraları sordu. Ben de, 'Nereden bilebilirim. 7 gündür taziye evinden çıkmadım' yanıtını verdim. Soruşturmayı yürüten görevlilerin işlerini yapmaması, bu davadan adil bir sonuç çıkmayacağını gösterdi'' ifadesinde bulundu.
Soruşturmanın doğru ve eksiksiz yürütülmesi için taziye sürecini hızlı bir şekilde sonlandırdıklarını belirten baba, eşiyle birlikte olay yerindeki kameraları bulabilmek için bölgeye gittiklerini söyledi. Pandemi nedeniyle kazanın yaşandığı yerdeki hipodromun kapalı olduğunu ve güvenlik kameralarının çalışmadığını anlatan baba Gündüz, ''Daha sonra TRT’ye ait vericilerin bulunduğu yerde iki kamera tespit ettik. Görüntülerde aracın hızı ve çocukların ilerleyişi net bir şekilde görülüyordu. Ancak TRT, görüntülerin yalnızca 7 gün saklandığını belirtti. Yani soruşturma doğru şekilde yürütülmedi, kimse görevini yapmadı. Pandemi döneminde alkollü ve hızlı araç kullanan bir kişi, bir gencin ölümüne neden oldu'' diyerek tepki gösterdi.

İDDİANAME 9 AY SONRA HAZIRLANDI
İddianamenin 9 ay sonra hazırlandığına dikkat çeken baba Gündüz, ''Bunun amacı kamuoyu baskısını zamanla azaltmaktı. Biz, kasıtlı cinayet yönünden ağır ceza beklentisi içindeydik ancak dosya büyük bir hayal kırıklığı oldu. İlk duruşma neredeyse 1 yıl sonra, 24 Haziran 2021’de görüldü. Biz bu iddianameyle ilgili olarak Adalet Bakanı ile görüşmek istedik ama görüşemedik. Bunun üzerine bakanlık önünde oturma eylemi yaptık. Fakat yine engellemelerle karşılaştık'' açıklamasında bulundu.
'SUÇLU BİZMİŞİZ GİBİ DAVRANIYORLARDI'
İlk duruşmanın gerçekleştiği salonda bulunan 4-5 sıranın dosyalarla kaplı olduğunu ve sadece bir sıranın ayrıldığına tepki gösteren baba Gündüz, ''Bu durumu mahkeme heyetine söylediğimizde yerlerinin olmadığını söylediler. Sadece basın ve Adalet Komisyonu üyeleri duruşmaya girebildi'' dedi.
Duruşma sırasında eşi ve kendisinin konuşturulmadığını iddia eden baba Gündüz, ''Söz aldığımızda azarlanıyorduk. Sanki suçlu olan bizmişiz gibi davranıyorlardı. Sanığa gelince, 'Hadi anlat bakalım, ne oldu? Şu oldu, bu oldu, değil mi?' tarzında yönlendirici sorular soruldu. Sanık duruşma boyunca pişmanlık ifade etmedi. Avukatımız bunu tutanaklara geçmesi için dile getirdiğinde, mahkeme başkanı sanığa doğrudan 'Pişman mısın?' diye sordu. Bunun üzerine sanık 'Pişmanım' yanıtını verdi'' ifadelerini kullandı.

AİLE, ADALET BAKANI YILMAZ TUNÇ İLE GÖRÜŞTÜ
İkinci duruşmada da salonun daha da küçüldüğünü ve sadece bazı basın ve milletvekillerinin girdiğini belirten baba Gündüz, ''Salona adım atar atmaz savcı mütalaasını okumaya başladı. Kararın zaten önceden verilmiş olduğu hissediliyordu. Bu duruşmadan önce, o dönemin Adalet Komisyonu Başkanı, şimdiki Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile görüşmüştük. Süreci tarafsız bir şekilde aktarmaya çalıştık ve yasal düzenlemelerin gerekli olduğunu vurguladık. Kendilerinden yeni yılda yasal düzenleme yapılacağına dair kısmen de olsa bir söz aldık. Ancak savcı duruşmada mütalaayı okuduğunda, avukatlarımız bize zaman kazanmamız gerektiğini söyledi. Biz de Yılmaz Tunç ile görüştüğümüzü ve yeni yılda düzenleme yapılacağı sözünü aldığımızı mahkeme başkanına ilettik. Buna rağmen mahkeme, üçüncü duruşmayı 27 Aralık’a erteledi. Ne yazık ki duruşmayı yeni yıla aktarmadı'' dedi.
UMUT GÜNDÜZ'ÜN BABASI HAKKINDA DAVA AÇILDI
Son duruşmada sanığın her duruşmada olduğu gibi takım elbiseyle geldiğini ve sürekli saatini kontrol ettiğini söyleyen baba Gündüz, ''Çıkacak sonucu biliyordu ve onun rahatlığı vardı üzerinde. Mahkeme başkanı kararı okumaya başladığında, ben zaten söyleyeceklerini biliyordum. Bu tür davalarda çıkan sonuç hep aynı oluyor. Kararın açıklanmasının ardından hakime dönerek, “Bu sanığın elinde kan var, ancak sizin verdiğiniz bu karar kamuoyu vicdanında büyük bir katliam yaratmıştır. Sizin kaleminizde de kan var” dedim. Bunun üzerine mahkeme başkanı, kendisine tehdit ve hakaret ettiğim gerekçesiyle tutanak tuttu ve dava açtı. Söylediğim sözler nedeniyle 10 gün sonra ifadeye çağrıldım. Yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık iki ay içinde mahkemeye çıkarıldım. Oğlum öldürülmesine rağmen iddianamesi dokuz ayda hazırlanmışken, benim sözlerim için yalnızca iki ayda dava başladı'' açıklamasında bulundu.

AİLE, DAVANIN 'CİNAYET' OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİNİ TALEP EDİYOR
TBMM önünde bir çağrı yapmak istediklerini fakat buna izin verilmediğini ve engellendiklerini söyleyen baba Gündüz, ''Oğlumun birinci ve ikinci yıldönümünde bir açıklama yapmak istedik fakat yine tepkiyle karşılaştık'' dedi.
Kararı istinafa taşıyan Umut Gündüz'ün ailesi, mahkemenin kararı onaması nedeniyle bu kez Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu ve oradan çıkacak sonucu bekliyor. Baba ise davanın tarafsız bir şekilde yürütülmesini, motorlu taşıtların karıştığı ölümlü olayların bir 'kaza' değil 'cinayet' olarak yargılanması talebinde bulunuyor.
