ÖZEL HABER- DİLARA ADAK
Türk televizyonunda 1990’lardan bu yana aile kavramı dramatik bir değişim yaşadı. 1990’lı yıllarda televizyon dizileri, aileyi geniş dayanışma ve mahalle kültürü çerçevesinde yansıtıyordu. Örneğin “Bizimkiler” dizisi, mahalle sakinlerinin birbirine destek olduğu, geniş aile kavramının ön plana çıktığı örneklerden biriydi.
2000’li yıllarda diziler, çekirdek aileye odaklanmaya başladı. “Çocuklar Duymasın”, modern çekirdek ailenin iş ve ev yaşamındaki dengesini ve eşitlikçi rolleri gösteren bir örnek olarak öne çıktı. Bu diziler, toplumsal değişimi ve modernleşmeyi yansıtırken, izleyicilerin aile algısını da yeniden şekillendirdi. Kadınların iş hayatına katılımı, bireyselleşme ve apartman yaşamı gibi unsurlar dizilerde görünür oldu.
2010’lardan itibaren dizilerde aile içi çatışmalar, boşanmalar ve sırlar artmaya başladı. “Yaprak Dökümü”, “Aşk-ı Memnu”, “Medcezir”veya “Kırgın Çiçekler" gibi yapımlar aile içindeki çatışmaları ve bireyselleşmeyi ön plana çıkaran örnekler olarak dikkat çekti. Dijitalleşme ile birlikte diziler artık farklı aile modellerini ve modern bireysel yaşamları da temsil etmeye başladı. Diziler, çeşitliliği ve farklı aile yapılarını ekrana taşıyarak toplumsal farkındalığı artırdı.

Diziler mi toplumu bozuyor, toplum mu dizileri yönlendiyor?
90’lardan dijital çağa, Türk televizyonu aileyi hem korudu hem de dönüştürdü. Türk televizyonunda 1990’lardan bu yana aile kavramının nasıl değiştiğini ve kadına şiddetin dizilerde nasıl temsil edildiğini Sosyolog Aleyna Bora ile konuştuk. Bora, diziler ve toplum arasındaki karşılıklı etkileşime dikkat çekerek, toplumsal bilinçlenmenin ekran yoluyla nasıl sağlanabileceğini detaylı bir şekilde açıkladı.
Aleyna Bora, dizilerin ve toplumun birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayarak, "Bence diziler toplumu etkiliyor, toplum da dizileri etkiliyor. Bunları birbirinden ayırmak mümkün değil; ikisi sürekli birbirini besliyor." ifadelerini kullandı.
1990’larda “Bizimkiler” gibi diziler, geniş aileyi, mahalle dayanışmasını ve kolektif yaşamı öne çıkarmıştı. Bora’ya göre, bu diziler sadece toplumu yansıtmıyor, aynı zamanda insanlara “aile budur” mesajını vererek kültürü pekiştiriyordu.
Bora'ya göre, diziler toplumla paralel bir şekilde evriliyor. Bora bu konuda, “Apartman hayatı, kadınların iş yaşamına katılımı ve ev içindeki rollerin değişimi, dizilerde de kendini gösterdi. Artık aile daha eşitlikçi bir yapıya yöneldi. Bunun yanında aldatmalar, yasak ilişkiler gibi çarpıklıklar da eklendi ve Türk televizyonu faklı bir boyut kazandı” ifadelerini kullandı.
2000’lerin sonlarından itibaren dizilerde aile içi çatışmalar, entrikalar, boşanmalar ve sırlar öne çıkmaya başladı. Bora’ya göre bu, toplumsal değişimi yansıtırken izleyicinin aile algısını da dönüştürdü. Bora’ya göre, eskiden aile güvenli bir liman olarak görülürken artık sorunların kaynağı olarak da algılanabiliyor. Bu diziler izleyicide aileye dair yeni bir bakış açısı oluşturuyor.

Kadına Şiddetin Dizilerdeki Temsili
Aleyna Bora, kadına şiddetin dizilerde gösterilme biçimine de dikkat çekti. Bora, "Kadına şiddet toplumda bilinen bir sorun ama dizilerde çoğunlukla romantize ediliyor veya normalleştirilmiş gibi gösteriliyor. Bu, izleyicide yanlış bir algı yaratıyor." diyerek toplumun kanayan yarasına da vurgu yaptı. Bora, dizilerde kadına şiddetin doğrudan gösterilerek romantize edilmesinin yerine, sonuçlarının ve alınacak cezaların öne çıkarılmasının daha etkili olduğunu savunarak "Şiddeti açıkça göstermek yerine üstü kapalı bir biçimde işlemek ve cezanın ne olduğunu göstermek toplumsal bilinç için çok daha faydalı. Bu şekilde bireysel ve kolektif bilinç değişebilir." ifadelerini kullandı.
Sosyolog Aleyna Bora, dizilerin toplumsal bilinçlendirme aracının en güçlü mecralardan biri olduğunu vurguladı. Bora, “Her genç haber okumuyor ama televizyon, dizi veya dijital platform izliyor. Bu nedenle diziler, toplumu bilinçlendirmek için büyük bir fırsat sunuyor.” diyerek televizyonun bir kitle iletişim aracı olarak toplum üzerindeki etkileme gücünün pozitif yönde kullanılması gerektiğini söyledi.
Toplum ve Diziler: Karşılıklı Aynalar
Bora’ya göre diziler ve toplum arasındaki ilişki karşılıklı ve birbirini sürekli besliyor. Ona göre, toplum dizilere malzeme veriyor, diziler topluma ayna oluyor. Bazen yeni sosyolojik ufuklar açabiliyor. Diziler toplumu mu etkiliyor, toplum dizileri mi? Bunun cevabını ayırmak mümkün değil.
Ayrıca Aleyna Bora'ya göre, kolektif yapının değişimi, toplumun bakış açısını genişletebilir ve diziler bu değişimi yansıtabilir. Televizyon, aile kavramı ve toplumsal sorunlar üzerinde en güçlü araçlardan biridir.
Dijitalleşmenin etkisiyle çeşitlenen aile modelleri, izleyiciye farklı yaşam biçimlerini normalleştirme imkanı sunarken, kadına ve çocuğa yönelik şiddetin üstü kapalı ve sonuçlarıyla birlikte gösterilmesi, toplumsal bilinçlenme için kritik bir araç olarak öne çıkıyor. Kısacası, diziler sadece eğlence aracı değil, aynı zamanda toplumun değerlerini şekillendiren ve yeniden yorumlayan güçlü bir ayna işlevi görüyor.
