Araştırmacılar, 18. yüzyılda Londra’da yaşamış iki kadına ait akciğer dokularında soğuk algınlığına yol açan rinovirüse ait genetik materyal bulmuş ve virüsün RNA dizilimini yeniden oluşturmayı başarmıştır. Bu çalışma, bugüne kadar tespit edilen en eski insan viral RNA örneği olarak kayda geçmiştir.
Keşfin Arka Planı Nedir?
Bu keşif, tarihi tıbbi örneklerde saklı virüsleri inceleyerek bu yaygın hastalık etkeninin evrimsel geçmişini izlemeyi amaçlayan geniş çaplı bir araştırmanın parçasıdır. Araştırma ekibi, 18. yüzyılda yaşamış iki kadının akciğer dokularını inceleyerek, rinovirüsün genetik bilgisini taşıyan RNA moleküllerini bulmayı hedeflemiştir.
Çalışmanın zorluğu, rinovirüsün genetik bilgisini taşıyan RNA molekülünün son derece kırılgan olmasıdır. RNA, ölümden sonra genellikle saatler içinde bozulduğu için, geçmişe ait örneklerde sağlam genetik iz bulmak oldukça nadirdir.
Hangi Örnekler İncelendi?
Courrier International'ın haberine göre, incelenen örnekler, İngiltere’deki Glasgow Üniversitesi Anatomi Müzesi koleksiyonundan gelmektedir. Bu koleksiyon, 18. yüzyılda Dr. William Hunter tarafından oluşturulmuştur. Araştırmacılar, yaklaşık 1770 ve 1777 yıllarında ölen iki kadına ait akciğer dokularında, formalin yerine alkolde muhafaza edilmiş olmaları sayesinde korunmuş 20–30 nükleotit uzunluğunda viral RNA parçaları saptamıştır.
Bu küçük genetik parçalar bir araya getirilerek virüsün dizisi yeniden kuruldu. Fred Hutchinson Kanser Merkezi'nden Erin Barnett, canlı hücrelerdeki RNA zincirlerinin genellikle bin nükleotitten daha uzun olduğunu hatırlatarak, bu çalışmada “uzun ve bozulmamış zincirler yerine çok sayıda küçük parçadan bütün diziyi yeniden oluşturduklarını” belirtmiştir.
Sonuçlar ve Önemi Nedir?
Elde edilen sonuçlar, söz konusu soğuk algınlığı virüsünün, günümüzde A19 olarak bilinen modern genotipe oldukça yakın fakat artık soyu tükenmiş bir koldan geldiğini göstermektedir. İsveç Stockholm Üniversitesinden Love Dalén, keşfin önemini, “Formalin kullanılmadan önce saklanan ıslak örneklerden RNA geri kazanmanın mümkün olduğunu göstermesi” sözleriyle vurgulamıştır.
Bu bulgu, yalnızca nezle virüsünün geçmişine değil, tarihi tıbbi koleksiyonlarda saklı kalmış başka viral izlerin de gün yüzüne çıkarılabileceğine işaret etmektedir.
