Diyabet, vücudun kan şekerini düzenleyen insülin hormonunun üretimindeki yetersizlik ya da üretilen insülinin etkili şekilde kullanılamaması sonucu ortaya çıkan metabolik bir hastalık olarak tanımlanıyor. Dünyada hızla artan bu sağlık sorunu, erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabildiği için farkındalık çalışmaları büyük önem taşıyor.
Dünya Diyabet Günü’nün Ortaya Çıkışı
Diyabet tedavisinde dönüm noktası, 1921 yılında Prof. Dr. Frederick Banting ve Charles Best’in insülini keşfetmesiyle atıldı. Bu önemli buluş, hastalığın yönetiminde yeni bir dönemin kapılarını açtı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ise Prof. Dr. Banting’in doğum günü olan 14 Kasım tarihini, 2007 yılından itibaren “Dünya Diyabet Günü” olarak resmen tanıdı. Bu gün, hastalığa ilişkin küresel farkındalığı artırmayı amaçlayan en geniş kapsamlı sağlık etkinliklerinden biri olarak kabul ediliyor.

Farkındalığın Amacı: Erken Tanı ve Etkin Tedavi
Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF), 2017 yılından itibaren Dünya Diyabet Günü’nü belirli temalarla güçlendirerek diyabetle mücadeleye yön veren bilinçlendirme programlarına öncülük ediyor. Bu çerçevede yürütülen çalışmaların temel amacı, diyabetin erken dönemde tespit edilmesini sağlamak ve hastalığın ilerlemesiyle ortaya çıkabilecek ciddi komplikasyonların önüne geçmek.
Erken tanı konulması ve tedavinin zamanında başlaması, diyabetin yol açtığı sağlık sorunlarını önemli ölçüde azaltıyor. Bu durum hem fiziksel hem de maddi ve manevi yüklerin hafifletilmesine katkı sağlıyor. Dünya Diyabet Günü, bu nedenle tüm bireyleri sağlıklı yaşam alışkanlıklarına ve risk farkındalığına davet eden küresel bir çağrı niteliği taşıyor.
Diyabet, farklı mekanizmalarla ortaya çıkan iki temel türde incelenir: Tip 1 ve Tip 2 diyabet. Her iki tür de kan şekeri kontrolünü etkiler ancak nedenleri, gelişim süreçleri ve yönetim şekilleri bakımından önemli farklılıklar gösterir.
Tip 1 Diyabet nedir?
Tip 1 diyabet, bağışıklık sisteminin vücudun kendi hücrelerine karşı saldırması sonucu pankreasın insülin üretemez hale gelmesiyle ortaya çıkar. Bu durum tamamen insülin eksikliğine bağlıdır. Genetik yatkınlığın etkili olduğu bu diyabet türü, yaşam tarzı faktörlerinden bağımsız gelişir ve günümüzde tamamen önlenmesi mümkün değildir. Daha az yaygın görülen Tip 1 diyabet, zayıf ya da ideal kilosundaki bireylerde de ortaya çıkabilir.
Tip 2 Diyabet nedir?
Tip 2 diyabet, insülinin etkili şekilde kullanılamaması veya yetersiz kalmasıyla gelişir ve genellikle yaşam tarzı faktörleriyle ilişkilidir. Obezite, fiziksel aktivite eksikliği ve sağlıksız beslenme bu diyabet türünde önemli etkenler arasında yer alır. Aile öyküsünde Tip 2 diyabet bulunan kişilerin hastalığa yakalanma riski daha yüksektir. Toplumda daha yaygın görülen Tip 2 diyabet, düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve ideal kilonun korunması gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle büyük ölçüde önlenebilir.

Diyabet Risk Faktörleri Nelerdir?
Diyabet gelişiminde rol oynayan birçok unsur bulunur ve bu faktörler Tip 1 ile Tip 2 diyabet için farklılık gösterebilir. Riskleri doğru şekilde tanımak, özellikle Tip 2 diyabet için erken önlem alınmasını kolaylaştırır.
Tip 1 Diyabet İçin Risk Faktörleri
Tip 1 diyabetin ortaya çıkmasında genetik ve bağışıklık sistemi temelli etkenler ön plandadır. Ailede diyabet öyküsünün bulunması, hastalığın gelişme ihtimalini artıran önemli bir unsurdur. Genetik yatkınlık, özellikle belirli coğrafi bölgelerde yaşayan kişilerde daha belirgin olabilir. Ayrıca Tip 1 diyabet, çoğunlukla genç yaşlarda ortaya çıkma eğilimi gösterir.
Tip 2 Diyabet İçin Risk Faktörleri
Tip 2 diyabet, yaşam tarzı ve metabolik faktörlerle daha yakından ilişkilidir. Obezite ve fazla kilo, en önemli risk unsurları arasında yer alırken, 45 yaş ve üzerindeki bireylerde hastalığın görülme sıklığı artar. Düzenli fiziksel aktivitenin yetersiz olması da kan şekeri kontrolünü olumsuz etkileyerek diyabet riskini yükseltir.
Ailede Tip 2 diyabet öyküsünün bulunması, genetik yatkınlık nedeniyle riski artırırken, prediyabet tanısı olan kişilerde hastalığın ilerleme olasılığı daha yüksektir. Gebelik döneminde gestasyonel diyabet yaşayan kadınlar da ilerleyen yıllarda Tip 2 diyabet geliştirme açısından daha fazla risk taşır. Polikistik over sendromu (PCOS) bulunan kadınlarda insülin direnci daha sık görüldüğünden diyabet eğilimi artabilir. Bunun yanı sıra bel çevresinde yağlanmanın artması, metabolik sendromla birlikte diyabet riskini belirgin şekilde yükseltir.
Şeker hastalığı (diyabet), kan şekeri düzeyinin sürekli olarak yüksek seyretmesiyle karakterize kronik bir metabolik hastalıktır.

şeker hastalığı nasıl tedavi edilir?
Şeker hastalığı tamamen ortadan kaldırılamaz, ancak kontrol altına alınabilir, ancak erken tanı, düzenli tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleri ile kan şekeri dengesinin korunması mümkündür. Bu sayede diyabet kontrol altına alınabilir, belirtiler azalabilir ve komplikasyon riski en aza indirilebilir. Düzenli ilaç kullanımı, sağlıklı beslenme, egzersiz ve doktor kontrolleriyle kan şekeri dengesi korunabilir.
Bu süreç, hastalığın “geçmesi” değil, “etkin şekilde yönetilmesi” olarak değerlendirilir.
Şeker hastalığı iki ana tipte değerlendirilir:
Tip 1 diyabet, pankreasta insülin üreten hücrelerin bağışıklık sistemi tarafından yok edilmesiyle ortaya çıkar. Bu nedenle ömür boyu insülin tedavisi gerektirir ve tamamen geçmez.
Tip 2 diyabet ise genellikle yaşam tarzı, obezite ve genetik faktörlerle ilişkilidir. Erken dönemde fark edilirse, kilo kontrolü, sağlıklı beslenme ve egzersiz ile ilaçsız remisyon (uzun süreli iyileşme) sağlanabilir.
Yani şeker hastalığı “tamamen ortadan kalkmaz” ancak belirtilerin ve yüksek kan şekeri değerlerinin uzun süreli kontrol altına alınması mümkündür.
Şeker Yükselince Ne Yapılır?
Kan şekeri aniden yükseldiğinde (hiperglisemi), öncelikle kan şekeri düzeyinin ölçülmesi ve duruma göre doktorun önerdiği insülin dozunun uygulanması gerekir.
Bol su içmek, vücuttaki fazla şekeri idrarla atmaya yardımcı olabilir. Ancak sık idrara çıkma veya susuzluk hissi eşlik ediyorsa, bu durum tıbbi değerlendirme gerektirir.
Şiddetli hiperglisemi belirtilerinde (nefes darlığı, mide bulantısı, baş dönmesi, ağızda aseton kokusu) acil tıbbi müdahale gerekebilir.

Şekeri Ne Düşürür?
Kan şekeri seviyesinin yükselmesinin en tipik nedeni beslenme alışkanlıklarıdır. Yenilen ve içilen yiyecekler, özellikle glisemik indeksi yüksek besinler vücuttaki kan şekeri düzeyinin yükselmesine neden olur. Bu yüzden şeker hastalarının yoğurt, ayran, balık, nişastasız besinler, greyfurt, erik, elma, fındık, ceviz, armut gibi glisemik indeksi düşük, daha sınırlı karbonhidrat alımı ve çözünebilir lifler başta olmak üzere lifli besinler tüketmeleri gerekir.
Şekeri düşürmenin yolları şunlardır:
- Karbonhidrat alımını azaltmak (ekmek, makarna, şekerli ve gazlı içecekler)
- Kiloyu dengelemek
- Bol sıvı tüketmek
- Egzersiz yapmak
- Düzenli şeker ölçümü yaptırmak
- Kalori alımını azaltmak için porsiyon kontrolü yapmak
- Brüksel lahanası, avokado, brokoli gibi lifli gıdalar tüketmek
- Stresten uzak durmak şekeri düşürmeye yardım eder.
İnsülin nedir, ne işe yarar?
İnsülin, pankreas tarafından üretilen ve kan şekerini düzenleyen hayati bir hormondur. Besinlerle alınan karbonhidratlar, sindirim sonrası glukoza dönüşür ve insülin, bu glukozun hücrelere taşınmasını sağlayarak enerji üretiminde kullanılmasına yardımcı olur. İnsülinin yetersiz salgılanması veya etkisiz olması durumunda kan şekeri seviyesi yükselir ve bu durum diyabet olarak bilinir. Tip 1 diyabette insülin üretimi yetersizdir, Tip 2 diyabette ise vücut insüline karşı direnç geliştirir. İnsülin tedavisi, diyabet yönetiminde kan şekerini kontrol altına almak için sıkça kullanılır.

Kaynak: Sağlık Bakanlığı - Lokman Hekim Sağlık Grubu - Türkiye Diyabet Vakfı - Büyük Anadolu Hastaneleri
