Aşırı sıcaklar yaz tatili rotalarını kuzeye kaydırma eğilimini artırıyor. Norveç gibi serin ülkelere olan ilgi artarken, bu durum hassas doğa alanları üzerinde daha fazla ziyaretçi baskısı yaratıyor. Norveç'in güneyinde yer alan dağlık Jotunheimen bölgesi, tur operatörü Georg Sichelschmidt için ideal bir yürüyüş rotası olarak görünse de, bölgedeki kartalların yuva yaptığı bilgisi, bu patikanın kullanımını sorgulatıyor.
Patika açık olmasına rağmen, Sichelschmidt, kartalların yuvalarını rahatsız etmek istemediği için bu rotayı kullanmamaya karar verdi. Doğa temelli turizm şirketi JVB Travel'ı yöneten Sichelschmidt, doğaya saygılı davranmanın önemini vurgularken, iklim değişikliğinin yaz tatili alışkanlıklarını yeniden şekillendirdiğini belirtiyor.
İklim değişikliği ve turizm alışkanlıkları nasıl etkileniyor?
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) 2026 turizm eğilimleri raporuna göre, Güney Avrupa'da daha uzun süren ve daha şiddetli hale gelen sıcak hava dalgaları, daha serin destinasyonlara olan ilgiyi artırıyor. Bu değişim, Norveç gibi ülkelerde artan ziyaretçi sayılarının doğanın ne kadar dayanabileceği konusunda kaygıları artırmasına yol açıyor. Turizm sektörü, yaz tatili alışkanlıklarındaki bu değişimi pazarlamak için 'coolcation' kavramını kullanmaya başladı. Bu kavram, sıcak bölgeler yerine daha serin yerlerde tatil yapmayı ifade ediyor.
Ancak Kanada'daki Waterloo Üniversitesi'nde iklim ve turizm uzmanı olan Daniel Scott, bu eğilimin ne kadar yaygın olduğunu söylemek için henüz erken olduğunu ifade ediyor. Rezervasyon şirketleri ve otellerin, sıcaklık nedeniyle tatil rotasını değiştirenlerin sayısını gösteren veriler yayımlamadığını belirten Scott, insanların bu durumu düşündüğünü ve bazılarının buna göre hareket ettiğini aktarıyor.
Artan ziyaretçi sayısının doğaya etkileri nelerdir?
Sichelschmidt, bu eğilimi doğrudan gözlemlediğini ifade ediyor. Akdeniz ve Kuzey Avrupa bölgelerine seyahat düzenleyen iş ortakları, yaz aylarında yürüyüş ve bisiklet gibi 'aktif' kuzey tatillerine ilginin arttığını kaydediyor. Temmuz ve Ağustos aylarında sıcaklıkların 40 derecenin üzerine çıkması, Fransa, İspanya veya İtalya'da yürüyüş yapmayı zorlaştırıyor. Bu durum, İskandinav ülkelerine olan ilgiyi artırıyor. Ancak artan ziyaretçi sayıları, doğa üzerinde daha fazla baskı yaratıyor.
Kuzey Norveç, artan ziyaretçi sayılarının hassas çevreler üzerindeki etkilerini göstermeye başladı. Lofoten takımadalarında yaklaşık 25 bin kişi yaşıyor ve Norveç İstatistik Kurumu'na göre, bölge 2025 yılında 807 binden fazla ticari geceleme kaydetmeyi hedefliyor. Bu artış, doğa üzerindeki mevcut baskıyı daha da artırabilir. Takımadalar, yüzlerce kuş türüne ev sahipliği yaparken, artan ziyaretçi sayıları bazı türlerin olumsuz etkilenmesine yol açabilir.
Turizmi yönetmek için ne tür önlemler alınıyor?
Norveç Arktik Üniversitesi'nde turizm araştırmacısı Elina Hutton, yuva yapan kuşların yaz sonlarında özellikle savunmasız olduğunu belirtiyor. Ayrıca, ren geyikleri gibi diğer yaban hayvanları da ziyaretçi baskısına karşı hassas. Lofoten'in kıyı fundalıkları ve bataklıkları da yaya trafiğine karşı son derece duyarlı. Yürüyüşçüler, ıslak zeminlerde ilerlerken bitki köklerine zarar verebiliyor ve dağ kayalarının üzerindeki ince toprak tabakasını aşındırabiliyor. Hutton, ziyaretçi sayısındaki artışın Lofoten'deki patikaları nasıl etkilediğini uydu verileriyle takip ediyor.
Tur operatörleri, ziyaretçileri iyi yönetilen patikalara yönlendirerek en hassas bölgelerden uzak tutarak çevreye verilen zararın azaltılmasına yardımcı olabileceğini ifade ediyor. Ancak bu kararlar yalnızca tur operatörlerine bırakılamaz. Destinasyonların, ziyaretçilerin nereye yönlendirileceğine ve doğanın ne kadar baskıyı kaldırabileceğine karar vermesi gerekiyor. Norveç, turizmi yönetmek için yeni yöntemler denemeye başladı. 2027'den itibaren turizm baskısının yüksek olduğu yerleşim yerlerinde yüzde 3 oranında konaklama vergisi uygulanması planlanıyor.
Hutton, bu verginin ziyaretçi sayısını azaltmayacağını, ancak daha iyi patikalar ve altyapı inşa etmek için kaynak sağlayabileceğini belirtiyor. Bazı ülkelerde ekoturizm girişimleri, ziyaretçileri doğa koruma çalışmalarına dahil ediyor. Örneğin, Faroe Adaları'ndaki 'Closed for Maintenance' girişimi, doğal alanların yeniden ziyaretçilere açılmadan önce gönüllüleri patikaları onarmaya davet ediyor. Hutton, destinasyonların, belediyelerin ve turizm işletmelerinin ne kadar ziyaretçi ağırlayabileceklerini düşünmeleri gerektiğini vurguluyor.
Serin destinasyonlar da ısınıyor. İnsanlar gezegeni ısıtan fosil yakıtları kullanmaya devam ettikçe, güvenilir biçimde serin kalacak yerler bulmak zorlaşıyor. Daniel Scott, Euromonitor'un dünyadaki en popüler 100 kent destinasyonunda sıcaklık riskinin nasıl değiştiğini inceleyen bir araştırmanın bulgularını paylaşıyor. Araştırma, turistlerin giderek daha yüksek sıcaklıklara maruz kalacağını gösteriyor. 2015 ile 2025 arasında yalnızca dokuz kentte sıcaklığın 32 dereceye çıktığı günlerin yıllık ortalaması 10'un altında kalacak. 2050'li yıllarda bu sayının yarıdan fazla azalması bekleniyor.
Hutton, destinasyonların aşırı sıcakların ortaya çıkardığı turizm fırsatlarını memnuniyetle karşılamasını kaygı verici buluyor. Sichelschmidt, şirketinin pazarlamasında 'coolcation' kavramını kullanmamaya karar verdi. Bu durumu tanıtım amacıyla kullanmak istemediğini belirten Sichelschmidt, gezegenin durumu hakkında konuşmanın zor olduğunu ifade ediyor.
