ABD Başkanı Donald Trump, 29 Ekim’de Savunma Bakanlığına “derhal nükleer silah testlerine başlanması” yönünde talimat verdiğini açıklayarak hem Washington’da hem dünya kamuoyunda büyük tartışma başlattı. Trump, bu kararın gerekçesi olarak Rusya ve Çin’in nükleer alanda büyük ilerleme kaydettiğini ve ABD ile arayı kapattığını öne sürdü.
ABD, resmi kayıtlara göre son nükleer silah denemesini 1992’de, George H. W. Bush döneminde gerçekleştirmişti. Aradan geçen 30 yılı aşkın sürenin ardından gelen bu çıkış, hem siyasi arenada hem de askeri çevrelerde belirsizliklere yol açtı.
'Tam Anlamıyla Patlayıcı Test Mi Kastediliyor?' Tartışması
Trump’ın ifadeleri, “nükleer savaş başlığının patlayıcı şekilde denenmesi mi yoksa sadece bu başlıkları taşıyan füze sistemlerinin test edilmesi mi?” sorusunu gündeme getirdi. Bu belirsizlik üzerine, Trump’ın ABD Stratejik Komutanlığına aday gösterdiği Richard Correll şu değerlendirmeyi yaptı:
Correll, “Bu açıklamaların, gerçek anlamda bir nükleer patlama testi anlamına gelmediğini düşünüyorum” dedi ve ekledi: “Trump’ın söylemi, nükleer silahların eşit şartlarda test edilmesi yönündeydi. Ne Rusya ne de Çin son dönemde patlayıcı nükleer test gerçekleştirdi. Dolayısıyla bu ifadelerden kesin bir sonuç çıkarmak doğru olmaz.”
Demokrat Senatör Jacky Rosen ise, patlayıcı nükleer denemelere gerek olmadığını savunarak, “Bunu durdurmak için elimizden geleni yapacağız.” açıklamasında bulundu.
Nükleer Patlamalar Nasıl Gerçekleşiyor ve Kaça Ayrılıyor?
Açık kaynaklara göre nükleer patlama, kontrollü biçimde başlatılan nükleer fisyon veya füzyon tepkimesiyle açığa çıkan dev enerji sonucu meydana geliyor. Bu patlamalar çevreye yayılan radyasyon nedeniyle uzun süreli etkiler bırakabiliyor.
Nükleer denemeler üç ana kategoriye ayrılıyor:
- Atmosferik testler: Bombaların kulelerden, balonlardan veya uçaklardan bırakılmasıyla yapılıyor. Tüm nükleer denemelerin yaklaşık yüzde 25’i bu şekilde gerçekleştirildi. Radyasyon, kilometrelerce atmosfere yükselip rüzgârla geniş alanlara taşınıyor.
- Su altı denemeleri: Büyük göller veya denizlerde yapılıyor. Patlamanın ardından oluşan şok dalgaları suyu ve deniz ekosistemini ciddi ölçüde etkiliyor.
- Yer altı denemeleri: Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler tarafından en çok tercih edilen yöntem. Kapalı ortam nedeniyle radyasyon sızıntısı düşük, ancak yüzeye radyoaktif kırıntı ulaşma riski bulunuyor.
ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) verilerine göre atmosfere karışan radyoaktif maddeler 80 kilometre yüksekliğe kadar çıkabiliyor, yıllarca dünya etrafında dolaşıp yağışlarla yeryüzüne yeniden inebiliyor.
Yer Altı Testlerinin İşleyişi
Yer altı nükleer denemeleri genellikle nüfus merkezlerinden uzak bölgelerde yapılıyor. Süreç şu şekilde işliyor:
- 200 ila 800 metre derinliğinde bir şaft açılıyor.
- Nükleer cihaz ve izleme araçları bu boşluğa yerleştiriliyor.
- Ardından şaft, çakıl, kum ve alçı taşı gibi malzemelerle kapatılıyor ki radyoaktif serpinti yüzeye çıkmasın.
- Cihazın uzaktan patlatılmasıyla yer altında radyasyon dolu bir boşluk oluşuyor ve sismik dalgalar yayılıyor.
- Basınç düşmeye başladığında, saatler sonra yeryüzünde çökme kraterleri oluşabiliyor.
Atmosferik testlerde ise patlama sonrası oluşan dev ateş topu mantar şeklinde bir buluta dönüşüyor ve milyonlarca radyoaktif parçacık havaya karışıyor.
‘Testlerin Yeniden Başlaması Yıllar Alabilir’
Washington Post gazetesine konuşan Nevada nükleer test sahasından eski çalışanlar, Trump’ın isteğinin teknik, lojistik ve finansal olarak çok karmaşık olduğunu vurguladı. Modern dönemde testlerin büyük bölümü bilgisayar simülasyonlarına dayandığı için fiziksel deneyim kaybolmuş durumda.
Uzmanlar ayrıca şunlara dikkat çekti:
- Test alanlarında kullanılan ekipmanlar “pas yığını” haline geldi.
- DOGE’nin işten çıkarmaları nedeniyle kritik personel eksik.
- Bu nedenle fiziksel nükleer denemelere dönüşün yıllar sürebileceği belirtiliyor.
Radyasyonun En Büyük Riski: Doğmamış Çocuklar
Columbia Üniversitesinden Norman Kleiman, radyasyonun insan DNA’sına doğrudan zarar verdiğini belirterek şunları söyledi:
“Radyoaktif serpinti kilometrelerce uzağa taşınabilir. Kısa vadede akut radyasyon hastalıkları, uzun vadede kanser riskini artırır. En büyük tehlike doğmamış bebekler için. Kleiman’a göre, gelişmekte olan hücreler nedeniyle risk, diğer tüm gruplardan daha yüksek.”
Dünyada Nükleer Güç Dengesi
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre Ocak 2024 itibarıyla dünyada 12 bin 121 nükleer savaş başlığı bulunuyor. Bunların:
- 9 bin 585’i operasyonel askeri stoklarda,
- 3 bin 904’ü konuşlandırılmış şekilde,
- 2 bin 100’ü yüksek alarm seviyesinde bekletiliyor.
En fazla nükleer başlığa sahip ülkeler
Dünyada en fazla nükleer başlığa sahip ülkeler ise şöyle:
| Ülke | Savaş Başlığı Sayısı |
|---|---|
| Rusya | 5.580 |
| ABD | 5.044 |
| Çin | 500 |
| Fransa | 290 |
| İngiltere | 225 |
| Hindistan | 172 |
| Pakistan | 170 |
| İsrail | 90 |
| Kuzey Kore | 50 |
