Avukat Naim Eminoğlu, İstanbul Barosu’na kayıtlı bir hukukçudur ve uzun yıllardır Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi’nin yönetim kadrosunda yer almaktadır. Eminoğlu, hukuki mücadelesinde özellikle insan hakları ve adalet konularına odaklanmış, birçok toplumsal davada aktif görev almıştır. Kamuoyunu ilgilendiren konularda yaptığı açıklamalar ve savunmalarıyla tanınmaktadır.
Naim Eminoğlu'nun tutuklanma süreci nasıl gelişti?
Naim Eminoğlu, Aralık 2025’te gerçekleştirdiği bir basın açıklaması sonrasında tutuklanmıştır. Yürütülen soruşturma kapsamında hakkında “terör örgütü üyeliği” suçlaması yöneltilmiştir. Eminoğlu, 6 Şubat 2026 tarihinde yapılan tutukluluk incelemesi sonucunda tahliye edilmiştir.
Tutuklanma nedenleri nelerdir?
Eminoğlu’nun tutuklanmasına neden olan süreç, Aralık 2025’te gerçekleştirdiği basın açıklamasıyla başlamıştır. Bu basın toplantısında, 6 Şubat 2023’te meydana gelen büyük deprem sonrası olası cezasızlık riskine dikkat çekmiş ve “Asrın felaketi diyorlar, hayır, bu bir asrın katliamıdır.” ifadelerini kullanmıştır. Bu sözlerinin ardından birkaç gün içerisinde hakkında “FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma” suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştır.
Tahliye süreci nasıl gerçekleşti?
11 Aralık 2025’te tutuklanan Eminoğlu’nun gözaltına alınması ve suçlamaları, birçok hukuk çevresi tarafından “siyasi nitelikli” olarak değerlendirilmiştir. 6 Şubat 2026 tarihinde yapılan tutukluluk incelemesi sonucu, Eminoğlu’nun tutukluluk haline son verildiği ve tahliyesine karar verildiği bildirilmiştir. ÇHD İstanbul Şubesi, tahliye haberini sosyal medya üzerinden duyurarak, mesleği hedef alan saldırılara karşı mücadeleye devam edeceklerini ifade etmiştir.
Kamuoyunda nasıl bir etki yarattı?
Naim Eminoğlu’nun tutuklanması, insan hakları alanında çalışan avukatlar ve sivil toplum örgütleri arasında ifade özgürlüğü, savunma hakkı ve hukukun bağımsızlığı açısından sembol bir olay olarak değerlendirilmiştir. ÇHD, Eminoğlu’nun maruz kaldığı soruşturmanın mesleki faaliyetleri nedeniyle gerçekleştiğini savunmuş, barolar ve ulusal hukuk örgütleri de bu görüşe destek veren açıklamalarda bulunmuştur.
