Hak-İş ve Hizmet-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan'ın ev işçilerinin örgütlenmesine ilişkin son açıklamaları, sendikal mücadelenin amacı ve kapsamı konusunda ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Ev işçilerinin haklarının korunması ve güvenceli çalışma koşullarına kavuşturulması elbette önemli bir mücadele alanıdır. Ancak “ev işçileri” derken neyin kastedildiği açıklanmalıdır. Bu durum, ücret karşılığında ev hizmetlerinde çalışan kadınlarla kendi evinde ailesi için ücretsiz emek üreten ev hanımlarının aynı örgütlenme başlığı altında değerlendirilmesinin doğurduğu önemli bir çelişkiyi gündeme getiriyor.
Çünkü ücretli çalışan bir ev işçisiyle, herhangi bir işverene bağlı olmadan evinde ücretsiz emek üreten bir ev hanımının hukuki statüsü, çalışma koşulları ve sendikal ihtiyaçları birbirinden farklıdır. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 17. maddesi, işçi sendikalarına üyeliği kanun kapsamında işçi sayılan kişilere tanıyor. Dolayısıyla yalnızca kendi evinde ücretsiz ev işi yapan bir kadının, bu statüyle işçi sendikasına üyeliği hukuken tartışmalı bir konudur.
Bu iki kesimin hangi hukuki ve sendikal zeminde bir araya getirildiği açıklanmadan, yüz binlerce kişilik örgütlenme hedeflerinin gerçek niteliğini değerlendirmek mümkün değildir.
ÜYE SAYISI GERÇEKLERİ YANSITIYOR MU?
Hizmet-İş Sendikası bünyesinde 165 bin 800'ü aşkın ev işçisi üye bulunduğunu açıklayan Arslan, önce 200 bin, ardından 500 bin üyeye ulaşmayı hedeflediklerini belirtiyor. Ancak burada yanıt bekleyen temel soru şu: Açıklanan üye sayısının ne kadarı ücret karşılığında ev hizmetlerinde çalışan işçilerden, ne kadarı ücretsiz ev içi emek üreten ev hanımlarından oluşuyor?
Bir işverene bağlı olarak çalışmayan, ücret almayan ve herhangi bir iş sözleşmesi bulunmayan ev hanımları hangi hukuki statüyle işçi sendikasına üye kaydediliyor? Bu kadınların üyelikleri hangi hakları beraberinde getiriyor? Sendikal üyelik, onlar açısından somut olarak neyi değiştiriyor?
Ev hanımlarının karşılıksız emeğinin görünür kılınması başka, bu kadınların işçi sendikalarının üye sayılarına dahil edilmesi başkadır. Kadın emeğinin değerini savunmak, öncelikle bu emeği hangi hukuki ve ekonomik zeminde değerlendirdiğini açıklamayı gerektirir.
ÜYE SAYISI ARTIYOR, PEKİ SENDİKAL DEMOKRASİ NE OLUYOR?
Ev işçilerinin örgütlenmesi meselesine yalnızca sosyal haklar ve kadın emeği üzerinden bakmak yeterli değil. Bu sürecin HAK-İŞ içerisindeki güç dengelerine ve konfederasyonun yönetim yapısına olası etkileri de sorgulanmalı. Çünkü sendikaların üye sayıları, konfederasyon genel kurulundaki temsil ve delege dağılımını da etkileyebiliyor. Bir sendikanın üye sayısını yüz binlerle ifade edilen rakamlara taşıması, konfederasyon içerisindeki temsil ağırlığını da artırabilecek bir unsur hâline geliyor.
Öyleyse 500 bin üyelik hedefi yalnızca ev işçilerinin haklarına yönelik bir örgütlenme hedefi olarak mı değerlendirilmeli? Üye sayısındaki artışın konfederasyon içerisindeki delege dağılımına ve karar alma mekanizmalarına etkisi neden tartışılmıyor?
Daha da önemlisi, işçi statüsü ve üyelik koşulları tartışmalı olan kesimlerin bu örgütlenmeye dahil edilmesi, konfederasyonun temsil yapısını nasıl etkileyecek?
Sendikal demokrasinin temel ölçütü, yalnızca üye sayısını artırmak değil, üyelerin iradesinin yönetim mekanizmalarına adil ve eşit biçimde yansımasını sağlamaktır. Üye sayısındaki artışın belirli yönetim yapılarına daha fazla temsil gücü kazandırdığı bir sistemde, üyeliklerin niteliği ve gerçekliği çok daha önemli hâle geliyor.
Burada asıl sorgulanması gereken, örgütlenmenin yeni emekçi kesimlere hak kazandırmak için mi yürütüldüğü, yoksa konfederasyon içerisindeki temsil ve yönetim ağırlığını artıran bir mekanizmaya mı dönüştüğü. Sendikal büyüme, demokratik temsili güçlendirmeli; mevcut yönetim dengelerini tartışılmaz hâle getiren bir araca dönüşmemelidir.
SENDİKAL BAŞARI RAKAMLARLA DEĞİL, KAZANIMLARLA ÖLÇÜLÜR
Kadınların emeği, sendikaların büyüme hedeflerine ulaşmak için kullanılacak bir araç değildir. Ev işçilerinin de ev hanımlarının da ihtiyacı kâğıt üzerinde üyelik değil; gerçek haklar, sosyal güvence, ekonomik bağımsızlık ve somut kazanımlardır.
Çünkü sendikal mücadelenin başarısı, kaç kişinin üye yapıldığıyla değil, kaç kişinin hayatında gerçek bir değişim yaratıldığıyla ölçülür. 500 bin üyeye ulaşmayı hedeflemek kolaydır; asıl mesele, o 500 bin kadının hangi haklara kavuşacağını açıklayabilmektir.
