Heybeliada Sanatoryumu'nun Diyanet İşleri Başkanlığı'na tahsisi yeniden gündeme gelmiş durumda. Adalar Belediyesi, tahsis sürecinin yakında tamamlanacağını ifade ediyor. Bu gelişme, çeşitli kurumların yeniden dava açma hazırlıkları ile birlikte ilerliyor.
Heybeliada Sanatoryumu'nun Tarihçesi Nedir?
Türkiye'nin ilk pandemi hastanesi olarak bilinen Heybeliada Sanatoryumu, 1924 yılında verem hastalarının tedavisi amacıyla açılmıştır. 2005 yılında kapatılan sanatoryum, o tarihten bu yana atıl durumda kalmıştır. Sanatoryum binasının yer aldığı arazi, 2018 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı'na tahsis edilmiştir.
Ancak, bu tahsis mahkeme kararıyla iptal edilmiştir. İptalin ardından Adalar Belediyesi, tahsis sürecini yeniden başlatmış ve tamamlanmak üzere olduğunu bildirmiştir. Diyanet'e yapılan önceki tahsis, çeşitli meslek odaları ve dernekler tarafından dava konusu edilmiştir.
Tahsis Sürecinde Hangi Gelişmeler Yaşandı?
Adalar Belediyesi Başkan Yardımcısı Hüseyin Yılmaz, DW Türkçe'ye verdiği bilgide, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 6 Mayıs tarihli toplantısında arazinin Diyanet'e tahsisi konusunda olumlu görüş bildirdiğini aktarmıştır. Toplantıda, Adalar Belediyesi temsilcisinin karşı oy kullanmasına rağmen, daimi üyelerin oy çokluğuyla olumlu bir karar çıkmıştır.
Yılmaz, devir sürecinin başladığını ve yakın bir zamanda tahsisin tamamlanacağını belirtmiştir. Ancak, sanatoryum arazisi 1'inci derece doğal sit alanı ve 2'nci derece korunması gereken kültür varlığı olarak sınıflandırıldığından, tahsis için gerekli kurul kararının alınması gerekmektedir.
Kurumların Tepkileri ve Talepler
Adalar Belediyesi, Heybeliada Sanatoryumu'nun sağlık turizmi gibi amaçlarla Sağlık Bakanlığı'na tahsis edilmesini talep etmektedir. İstanbul Tabip Odası'nın başkanı Talat Kırış, sanatoryumun sağlıkla ilgili bir alanda değerlendirilmesinin daha doğru olacağını ifade ederek, Diyanet'e veya başka bir kuruma devredilmesine karşı olduklarını belirtmiştir.
Derya Tolgay, Dünya Mirası Adalar Derneği'nden yaptığı açıklamada, sanatoryum arazisinin özel bir mikroklimaya sahip olduğunu ve bu durumun bilimsel olarak kanıtlandığını vurgulamıştır. Tolgay, bu kamusal mirasın yalnızca belli bir kullanım alanına tahsis edilmesini doğru bulmadıklarını dile getirmiştir.
