ABD basınından Wall Street Journal’ın ortaya attığı çarpıcı iddiaya göre, Körfez’deki kritik bir ülke, İran’a yönelik savaş boyunca ABD ve İsrail’le koordineli şekilde onlarca gizli hava saldırısı düzenledi. Kapalı kapılar ardında yürütülen kritik pazarlıklar ve operasyonun hedef listesi tek tek ifşa oldu.
Haftalarca gizlice saldırdılar
Söz konusu gizli saldırıların savaşın ilk günlerinde başladığı ve nisan ayında ilan edilen ateşkesten bir gün sonrasına kadar haftalarca sürdüğü öne sürüldü. Haberde bu gizli operasyonlara katılan ülkenin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olduğu belirtilirken, gerçekleştirilen saldırıların bugüne kadar bilinenin çok ötesinde bir boyutta olduğu ifade edildi.
Saldırıların hedef listesi ortaya çıktı
Konuya yakın kaynakların aktardığı bilgilere göre, düzenlenen bu gizli operasyonlarda ABD ve İsrail istihbarat desteği sağladı. Vurulan hedefler arasında Hürmüz Boğazı’ndaki Keşm ve Ebu Musa adaları, Bender Abbas, Basra Körfezi’ndeki Lavan Adası petrol rafinerisi ve Asaluyeh petrokimya kompleksi yer aldı. Haberde, bazı saldırıların İran’ın BAE petrol ve doğalgaz altyapılarına yönelik füze ve İHA misillemelerine yanıt olarak gerçekleştirildiği belirtildi. İsrail ile birlikte düzenlenen Asaluyeh saldırısının ise uluslararası tepkiye yol açtığı, bunun üzerine ABD’nin İsrail’den enerji tesislerini hedef almamasını istediği ifade edildi.
kapalı kapılar ardında gizli bir pazarlık masasına oturuldu
Körfez ülkeleri savaş öncesinde hava sahalarının saldırılar için kullandırılmayacağını açıklamıştı. Ancak savaş başladıktan sonra İran’ın Körfez’deki ABD ve İsrail varlıklarına yönelik, enerji tesislerini hedef alan füze ve dron misillemeleri sonrası bazı ülkelerin tutum değiştirdiği kaydedildi. Haberde “İran, savaş boyunca BAE’ye 2 bin 800’den fazla füze ve dron saldırısı düzenledi. Bu rakamın, İsrail dahil olmak üzere diğer tüm ülkelerden daha yüksek olduğu belirtildi” denildi.
BAE’nin bu sert karşılığı Körfez ülkeleri arasındaki görüş ayrılıklarını da derinleştirdi. Habere göre Suudi Arabistan kapalı kapılar ardında gizli bir pazarlık masasına oturdu. Nisan ayı başında ABD’ye başvurarak BAE’nin saldırılarının bölgedeki enerji tesislerini daha büyük risk altına soktuğunu savundu. Riyad yönetiminin Washington’dan Abu Dabi üzerindeki baskıyı artırmasını ve BAE’nin diplomatik çözüm girişimlerine katılmasını istediği ileri sürüldü.
İki Körfez gücü arasında ‘büyük rahatsızlık’
BAE Dışişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada yaşananlardan İran’ı sorumlu tuttu. Suudi Arabistan ve İsrail Başbakanlık Ofisi konuya ilişkin yorum yapmazken, Beyaz Saray da açıklama yapmayı reddetti. Haberde, Suudi Arabistan’ın İran’dan daha sınırlı saldırılar aldığı ve bu nedenle daha temkinli, diplomasi odaklı bir politika izlediği belirtildi. BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed’in ise Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın İran’a karşı ortak saldırılara katılmayı reddetmesi nedeniyle savaşın başlarında büyük rahatsızlık duyduğu aktarıldı.
İran vatandaşlarına vize ve transit geçiş kısıtlamaları
İki Körfez gücü arasındaki gerilimin Sudan ve Yemen’deki nüfuz mücadeleleri nedeniyle zaten arttığına dikkat çekilen haberde, BAE’nin nisan ayında Suudi liderliğindeki OPEC’ten ayrıldığı ve ABD ile İsrail’le güvenlik ilişkilerini daha da güçlendirme kararı aldığı ifade edildi. BAE’nin yalnızca askeri alanda değil diplomatik ve ekonomik cephede de İran’a karşı hamleler yaptığı belirtildi. Abu Dabi yönetiminin Birleşmiş Milletler’de Hürmüz Boğazı’nda gerekirse güç kullanımına izin verecek karar taslaklarını desteklediği kaydedildi. Öte yandan Dubai’de İran bağlantılı okul ve kulüplerin kapatıldığı, İran vatandaşlarına vize ve transit geçiş kısıtlamaları getirildiği ifade edildi. Bu adımların, Batı yaptırımları altındaki İran için önemli ekonomik çıkış kapılarından birini daralttığı yorumuna yer verildi. İran ise BAE’yi defalarca ABD ve İsrail’in savaş kampanyasına katılmakla suçladı.
Yemen’de ise paralı asker kullandığı öne sürüldü
Wall Street Journal, BAE’nin son yıllarda bölgesel çıkarlarını korumak adına yüksek riskli dış politika hamlelerine daha açık hale geldiğini yazdı. Haberde, Abu Dabi yönetiminin Sudan ve Libya’daki milislere silah gönderdiği, Yemen’de ise paralı asker kullandığı öne sürüldü. Bununla birlikte BAE’nin İran gibi büyük bir rakibi caydıracak kapasiteye sahip olup olmadığının belirsizliğini koruduğu vurgulandı. Emirliklerin saldırılarının, ABD ve İsrail’in gerçekleştirdiği 20 binden fazla hava operasyonuyla kıyaslandığında daha sembolik kaldığı ifade edildi.
BAE açık hedef haline gelebilir
Haberde, BAE’nin agresif tutumunun ülkeyi İran için daha büyük bir hedef haline getirebileceği değerlendirmesine de yer verildi. Mayıs ayı başında İran’ın, ABD donanmasının Hürmüz Boğazı operasyonunun ardından Füceyre’deki önemli bir petrol limanını vurduğu belirtildi. Ayrıca Irak’tan fırlatılan ve İran yanlısı milislerle ilişkilendirilen bir dronun BAE’deki nükleer santral yakınlarına düştüğü aktarıldı. Kaynaklara göre son dönemde Abu Dabi yönetiminin daha yumuşak bir çizgiye yönelerek diplomatik çözüm arayışlarını öne çıkarmaya başladığı ifade edildi. BAE Devlet Başkanı’nın mayıs ayında ABD Başkanı Donald Trump ile yapılan görüşmede İran’la barış anlaşması yapılmasını destekleyen bölge liderleri arasında yer aldığı belirtildi.
İsrail üst yönetimi gizlice gidip bilgi verdi
Haberde savaşın, BAE ile İsrail arasındaki ittifakı daha da güçlendirdiği dikkat çeken başlıklardan biri oldu. İsrailli yetkililerin BAE’nin savaş sırasındaki tutumundan memnun olduğu ve iki ülke ilişkilerini uzun vadeli stratejik ortaklık olarak gördüğü belirtildi. İddiaya göre İsrail, savaş sırasında BAE’yi korumak amacıyla Demir Kubbe sistemleri ve asker gönderdi. Çok sayıda İsrail askerinin hala Körfez ülkesindeki askeri üslerde bulunduğu ileri sürülürken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Mossad Direktörü, Shin Bet Başkanı ve İsrail Genelkurmay Başkanı dahil üst düzey isimlerin savaş boyunca gizlice BAE’ye giderek İran konusunda koordinasyon sağladığı öne sürüldü.
