Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak dezenflasyon sürecinin 2027 yılında da devam edeceğini söyledi. Şimşek, savaşın sona ermesi halinde ise enflasyon ve ekonomik görünüm açısından mevcut öngörülerden çok daha olumlu bir dönemin yaşanabileceğini belirtti.
Şimşek, Akit Medya Grubu tarafından VakıfBank Genel Müdürlük Yerleşkesi'nde düzenlenen Ekonomi ve Finansta Milli Vizyon Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, küresel ekonomide İsrail ile ABD ve İran arasındaki savaştan kaynaklanan şoklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Gelecek yıl savaşın sona ereceği ve tedarik zincirlerindeki kırılmaların giderileceği yönündeki öngörülerin küresel ekonomide toparlanma beklentisini güçlendirdiğini belirten Şimşek, enerji piyasalarında yakın tarihin en büyük arz şoklarından biriyle karşı karşıya olunduğunu ifade etti.
Küresel ekonomide savaş kaynaklı arz şoku yaşanıyor
Şimşek, yaşanan şokun yalnızca doğal gaz, petrol ve petrol ürünleriyle sınırlı olmadığını, enerji dışı emtia fiyatlarında da dramatik yükselişler görüldüğünü söyledi.
Dünyanın birçok ülkesinde savaşın başlamasının ardından manşet enflasyonun yükseldiğini belirten Şimşek, Türkiye'nin ise Şubat-Eylül döneminde enflasyonun gerilediği az sayıdaki ülkeden biri olduğunu ifade etti.
IMF'nin temmuz ayındaki analizlerine de değinen Şimşek, küresel büyümenin bu yıl yaklaşık yüzde 3 seviyesine gerilemesinin, gelecek yıl ise yeniden yüzde 3,4'e yükselmesinin beklendiğini aktardı.
Küresel ticaret hacminin geçen yıl yaklaşık yüzde 5 arttığını, bu yıl ise yüzde 3,5 gerilediğini belirten Şimşek, gelecek yıl yeniden yüzde 4'ün üzerine çıkmasının öngörüldüğünü söyledi.
Türkiye'nin ticaret ortaklarında büyümenin zayıf seyrettiğini ancak gelecek yıl toparlanma beklendiğini ifade eden Şimşek, Türkiye ekonomisinin zorlu dış koşullara rağmen büyümeyi sürdürdüğünü kaydetti.
Şimşek: Programın amacı sürdürülebilir yüksek büyüme ve daha adil gelir dağılımı
Enerjide dışa bağımlılığın azaltılması ve yeşil dönüşümün hızlandırılması için yapılan yatırımlara değinen Şimşek, Türkiye'nin yapay zeka devrimini kaçırmaması gerektiğini ve dijital dönüşümün de öncelikler arasında bulunduğunu vurguladı.
Organize sanayi bölgeleri, limanlar ve üretim merkezlerinin demir yolu ağıyla birbirine bağlanmasına yönelik yatırımlara da dikkati çeken Şimşek, Türkiye'nin ekonomik modelini şöyle açıkladı:
"Özetle Türkiye'nin modeli nedir?' diye sorarsanız, verimlilik artışıyla, rekabet gücündeki artışla büyüme potansiyelini bu zor koşullarda güçlendirmek. Bunun üzerinden sürdürülebilir yüksek büyüme ve daha adil gelir dağılımı sağlamak. Programın amaçları da özü de bu. Genelde algı bu değil ama bunun farkındayız. Maalesef Türkiye'de algılar farklı. Kalıcı bir şekilde enflasyonu tek haneye düşürmeden, reel sektörün makul maliyetlerle finansmana erişimi mümkün mü? Burada bankacı arkadaşlar var. Bunun olmadığını kendileri biliyorlar. Dolayısıyla bizim mutlaka bir taraftan programın önceliklerini koruyup tabii ki üretim kapasitesini, kabiliyetlerini güçlü bir şekilde desteklememiz gerekiyor. Nitekim bu programda da bunu yapacağız."
Şimşek: Program önemli ölçüde sonuç verdi
Uygulanan ekonomi programının üç evreden oluştuğunu ve ilk iki evrenin geride kaldığını belirten Şimşek, ödemeler dengesi riskinin bertaraf edilmesi, enflasyonun kontrol altına alınması, makro risklerin yönetilmesi, Kur Korumalı Mevduat'ın sonlandırılması, mali disiplinin yeniden tesis edilmesi, sürdürülebilir cari dengenin sağlanması ve ekonominin şoklara karşı dayanıklılığının artırılması gibi hedeflere ulaşıldığını söyledi.
Dezenflasyonda daha iddialı hedeflerin bulunduğunu ancak arzu edilen seviyeye henüz ulaşılamadığını belirten Şimşek, şu ifadeleri kullandı:
"Ama onun dışında aşağı yukarı bütün hedefler tutturuldu. Şimdi biz bu programın üçüncü evresindeyiz. Nedir bu evre? Bu evre aslında makro finansal istikrarın pekiştirilmesi. Tek haneli enflasyon, bütçe açığının kalıcı bir şekilde milli gelire oran olarak yüzde 3'ün altına çekilmesi, cari açığın kalıcı bir şekilde yüzde 1 ve altına düşürülmesi ve en önemlisi yapısal dönüşümün başarılması. Çünkü yapısal dönüşüm olmadan verimlilik artışından, rekabet gücünden, kalıcı rekabet gücü artışından bahsedemeyiz. Dolayısıyla program aslında önemli ölçüde sonuç verdi. Enflasyonda bir düşüş var. Tabii ki arzuladığımız hızda değil. Şu anda manşet enflasyon 57 ayın en düşük seviyesine düştü. Yani yüzde 30'un altına. Yüzde 30 rakamı çok yüksek ama savaşa rağmen. Merkez Bankamızın yaptığı teknik bir çalışma var. Merkez Bankamız, 'Sadece savaşın etkilerini bir kenara bırakırsak, bugün enflasyon yüzde 29,7 değil, belki yani 23 civarı olacaktı' diyor. Yüzde 23 de aslında bizim başlangıçta yani bu sene içinde öngördüğümüz hedefe oldukça yakın."
Şimşek: 2027 yılında dezenflasyon savaş bitmese de devam edecek
Ekonomi programına yönelik eleştirilere de değinen Şimşek, programın yalnızca para politikasından oluşmadığını belirtti. Para politikasının yapabileceklerinin bir sınırı olduğunu ifade eden Şimşek, programın yapısal dönüşüm ve arz yönlü boyutlarının da bulunduğunu söyledi.
Savaşın enerji fiyatları üzerindeki etkisine dikkat çeken Şimşek, mazot fiyatlarının yalnızca ham petrol fiyatına göre belirlenmediğini anlattı.
"Bugün mazotun nasıl fiyatlandığını biliyor musunuz? Cenova’daki fiyatlar esas alınıyor. Ham petrolün varil fiyatı 104 dolar olsa da mazot, petrol 180 dolarmış gibi fiyatlanıyor. Neden? Çünkü yakın coğrafyamızdaki rafineri kapasitesinin önemli bir bölümü savaşlar nedeniyle devre dışı kalmış durumda. Avrupa’ya Hindistan’dan ve diğer ülkelerden, Afrika’yı dolaşan gemilerle dizel taşınıyor. Dolayısıyla mesele yalnızca ham petrolün fiyatı değil, rafineri kapasitesi ve tedarik imkânları da belirleyici. Birçok ülkede mazota erişimde sorun yaşanıyor."
Eğitim ücretlerindeki yüksek fiyatlamanın zaman içerisinde düzeleceğini ve bunun enflasyona olumlu katkı sağlayacağını belirten Şimşek, dezenflasyon sürecinin 2027 yılında da devam edeceğini söyledi.
"2027 yılında dezenflasyon devam edecek. Savaş bitmese de devam edecek. Savaş bitse tabii enflasyonda çok daha güçlü bir şekilde belki öngörülerimizden daha iyi bir dönemi bile yaşayabiliriz."
Şimşek: Vergide ve adalette attığımız adımlar sonuç verdi
Kırılganlıkların azaldığını ve brüt dış finansman ihtiyacının gerilediğini belirten Şimşek, dış borcun milli gelire oranının uzun yıllar ortalaması olan yüzde 45'ten yüzde 32'nin altına indiğini söyledi.
Kamuda tasarruf konusunda da önemli sonuçlar alındığını belirten Şimşek, "Arkadaşlar baktılar, eski seviyede olsaydı ne olurdu şeklinde? 484 milyar liralık bir tasarruf var. 484 milyar lira 6 bakanlığın bütçesinden daha büyük." dedi.
Dolaylı vergilerin toplam vergiler içerisindeki payının 2023'te yüzde 65,5 olduğunu hatırlatan Şimşek, bu oranın bu yıl uzun bir aradan sonra ilk kez yüzde 60'ın altına gerilemesinin beklendiğini belirtti.
"Bu bir ilerlemedir, iyileşmedir. Yani dolaylı vergilerde bir iyileşme var. Dolayısıyla vergide, adalette attığımız adımlar sonuç vermiştir." diyen Şimşek, büyümede yatırımların artık tüketimden daha etkili olduğunu ifade etti.
"Yatırımlardaki artış özel tüketimden daha güçlü. Bu, daha dengeli büyüdüğümüzü gösteriyor. Evet, büyümemiz mütevazı ama daha sürdürülebilir. Yani dengesizlikler yaratmıyor."
Şimşek: Türkiye beşeri sermaye ve altyapıya yatırımda başarılı oldu
Türkiye'nin beşeri sermaye ve fiziki altyapıya yatırım konusunda önemli başarı sağladığını belirten Şimşek, son açıklanan PISA sonuçlarına dikkat çekti.
"Önemli bir ölçüde Türkiye bu konuda başarılı oldu. En son açıklanan PISA sınav sonuçlarında biz birçok dünyanın gelişmiş ülkelerini eğitimde, kalitede geride bıraktık. Niye? Çünkü 20-25 yıllık yatırım, çaba var ve sonuç aldık."
Ekonomik güvenliğin de önemine değinen Şimşek, enerji, su ve doğal kaynaklarda arz güvenliğinin milli güvenliğin bir parçası olduğunu söyledi.
"Enerjide, suda, doğal kaynaklarda arz güvenliği bizim milli güvenliğinin bir parçasıdır. Yani sadece savunma sanayisi değil, gıda arz güvenliği ve iklime karşı dayanıklı tarım, örtü-altı üretim, dikey tarım, organize tarım bölgeleri bunların hepsi yine milli güvenlik meselesidir. O nedenle bütçede yüzde 100'ün üzerinde bir artışa gittik bu kalemlerde."
Ticari kredilerde yıllık artış yüzde 41 oldu
Reel sektörün en önemli gündemlerinden birinin finansmana erişim olduğunu belirten Şimşek, son bir yılda Türk lirası ticari kredilerinin yüzde 41 arttığını söyledi.
İhtiyaç kredilerinin yüzde 36, konut kredilerinin ise yüzde 35 arttığını belirten Şimşek, "Bütün bu kredi kalemleri enflasyonun ve reel büyümenin üzerinde artmış. Dolayısıyla aslında finansman sağlanıyor." dedi.
Şimşek, ekonomi programının uygulandığı dönemde kredilerin yalnızca reel olarak artmadığını, aynı zamanda istihdam, ihracat, yatırım ve üretim gibi alanlara yöneldiğini ifade etti.
Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu orta yüksek ve yüksek teknoloji alanlarına sübvansiyonlu kredi sağlandığını belirten Şimşek, kâr marjı ve rekabet gücü yüksek, aynı zamanda Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu alanların orta yüksek ve yüksek teknoloji olduğunu söyledi.
Reeskont kredilerinin hacmi 1,4 trilyon liraya ulaştı
Reeskont kredisinde faiz oranının yaklaşık yüzde 24 olduğunu belirten Şimşek, ihracatçılara sağlanan kredilerin faiz oranlarının enflasyondaki düşüşle birlikte gerileyeceğini ifade etti.
“Enflasyon bugün yüzde 30 civarında. Enflasyon düştükçe ihracatçılarımıza sağladığımız reeskont kredilerinin faiz oranı da düşecek. Peki, neden daha hızlı indirmiyoruz? Çünkü faiz çok düşük olduğunda, bu kaynakların ihracatı finanse etmek yerine finansal yatırımlara ve spekülatif işlemlere yönlendirilebildiğini gördük. 2021, 2022 ve 2023 yıllarına ilişkin incelemelerde bu tür kullanımlar tespit edildi. Amacımız, uygun maliyetli finansmanın ihracatı desteklemesi. Faiz oranını belirlerken kaynakların amacı dışında kullanılmasını önlemeyi de gözetiyoruz. Nitekim yüzde 24 faizle kullandırılan reeskont kredilerinin hacmi 1,4 trilyon liraya ulaştı.”
Konkordato taleplerinde düşüş başladı
Konkordato taleplerinde son aylarda düşüş başladığını belirten Şimşek, bazı başvuruların gerçeği yansıtmadığını söyledi.
"Bir kısmı zaten gerçeği yansıtmıyordu. Sahte rapor yazan bazı aracılar vardı. Onları denetledik ve savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Yani bu zor konjonktürde bile bir iyileşme başladı. Artış zirveyi buldu ve şimdi geriliyor."
Konkordato talep eden firmaların reel sektör içerisindeki paylarına ilişkin de bilgi veren Şimşek, bu firmaların cirodaki payının yüzde 1,4, ihracattaki payının yüzde 1,3, istihdamdaki payının yüzde 1,1 ve kredilerdeki payının yüzde 1 olduğunu belirtti.
"Cirodaki payı yüzde 1,4, ihracattaki payı yüzde 1,3, istihdamdaki payı yüzde 1,1, kredideki payı yüzde 1. Bunlar önemsizdir demiyorum. Önemli ama yani bir büyüklük içerisinde makro açıdan baktığınız zaman yönetilebilir."
Takipteki ticari kredilerin oranının eylül ayı itibarıyla yüzde 2,4 olduğunu belirten Şimşek, uzun vadeli ortalamaya göre karşılıksız çeklerin keşide edilen çeklere oranının ise 3,4 olduğunu söyledi.
Şimşek'ten bankacılara reel sektör çağrısı
Küresel savunma harcamalarının 25 yıl önce yaklaşık 1 trilyon dolar seviyesinde olduğunu, geçen yıl ise 3 trilyon dolara yaklaştığını belirten Şimşek, önümüzdeki 10 yılda bu harcamaların 6,6-7 trilyon dolara ulaşmasının beklendiğini söyledi.
Türkiye'nin büyüyen savunma sanayisi pazarından daha fazla pay almak amacıyla kamu kaynaklarıyla güçlü bir savunma sanayisi geliştirdiğini belirten Şimşek, sektörün arkasında geniş bir üretim ekosistemi bulunduğunu ifade etti.
“Önümüzdeki 10 yılda bu harcamaların 6,6-7 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Türkiye, büyüyen bu pazardan daha fazla pay almak için kamu kaynaklarıyla güçlü bir savunma sanayisi geliştirdi. Bu sanayinin arkasında geniş bir üretim ekosistemi var. Yaklaşık 3 bin 800 ila 4 bin KOBİ, devletin öncülüğündeki savunma sanayisi şirketlerine tedarik sağlıyor. Geçen yıl savunma ihracatında dünyada 11’inci sıradaydık. Bu yıl ilk 10’a girebiliriz. Sektörümüz geçen yıl 18 milyar dolarlık yeni sipariş aldı.”
Konuşmasının sonunda salondaki bankacılara da seslenen Şimşek, KOBİ'ler ve reel sektörün finansmanına öncelik verilmesi çağrısında bulundu.
“Bankalarımıza, KOBİ’lerin ve reel sektörün finansmanına öncelik vermeleri çağrımı bir kez daha yinelemek istiyorum. Bu yönde çaba gösteriyorlar. Ancak özellikle bu dönemde üretim kapasitemizi korumamız gerekiyor.
Zorluklar olabilir; programımız zaten bu zorluklarla baş etmek için var. Ama mutlaka ve mutlaka bizim en büyük önceliğimiz Cumhurbaşkanımızın öncelikleri. Nedir? Yatırım, istihdam, üretim ve ihracat. Dikkat edin, bu programın bütün söylemi de içeriği de bunu destekliyor. Kim size alternatif bir hikaye anlatıyorsa bu gerçekliklerden kopuklar. Çünkü işin gerçeği, işin realitesi çok detaylarıyla, rakamlarıyla burada."
Kaynak: AA
