Mekke Savunma İttifakı'nda Kurumsallaşma Süreci
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın katılımıyla şekillenen Stratejik-Siyasi ve Savunma Komitesi, Suudi Arabistan'ın karşı karşıya olduğu güvenlik tehditlerini görüşmek üzere 5 Ekim tarihinde Riyad'da olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantı sonrasında önemli değerlendirmelerde bulunan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ittifakın kurumsallaşması amacıyla yürütülen çalışmaların artık son aşamaya geldiğini vurguladı. ORSAM Kuzey ve Doğu Afrika Koordinatörü Dr. Kaan Devecioğlu, ittifakın geldiği noktayı ve bölgedeki gelişmeleri değerlendirdi.
Kurumsallaşma İttifakı Daha Öngörülebilir Hale Getirebilir
Dr. Kaan Devecioğlu, 5 Ekim toplantısında genel sekreterin atanması ve ortak savunma taahhütlerine dair kararların alınmasını, ittifakın düzenli işleyen bir güvenlik örgütüne dönüşme yolundaki somut adımları olarak tanımladı. Devecioğlu, 'Stratejik açıdan kurumsallaşmanın en önemli katkısı, üyelerin birbirlerine verecekleri desteği daha öngörülebilir hale getirmesidir. Bir tehdit karşısında hangi kanalların kullanılacağı, ihtiyaçların nasıl belirleneceği ve katkıların nasıl koordine edileceği önceden hazırlanabilirse, kriz anındaki gecikmeler azalabilir' ifadelerini kullandı. Bu durumun caydırıcılığı da güçlendirebileceğine dikkat çeken uzman, saldırmayı düşünen bir aktörün hesaplamasında artık partner ülkelerden gelecek desteğin de dikkate alınacağını belirtti.
Sekretarya Yapısı İttifaka Kurumsal Hafıza Kazandıracak
Genel sekreterlik makamının ittifaka süreklilik ve kurumsal hafıza kazandıracağını belirten Devecioğlu, Pakistanlı emekli Korgeneral Nauman Mahmood'un ilk genel sekreter olarak üç yıllığına atanmasının bu yapının güçlenmesi anlamına geldiğini ifade etti. Uzmana göre bu yapı, alınan kararların takvime dönüştürülmesini, üye ülkeler arasındaki diplomatik ve askeri kurumların sürekli iletişim içinde kalmasını ve kriz anında ihtiyaçlarla mevcut imkanların hızla eşleştirilmesini sağlayacak. Ancak Devecioğlu, bu makamın oluşturulmasının ulusal ordular üzerinde kendiliğinden bir komuta yetkisi doğurmayacağını, yapının etkinliğinin ise personel niteliğine ve tarafların iradesine bağlı olduğunu belirtti.
Babülmendep'teki Gerilim Suudi Arabistan'ı Zorluyor
Suudi Arabistan'ın Yemen kaynaklı çok boyutlu bir risk altında olduğunu belirten Dr. Kaan Devecioğlu, özellikle Babülmendep Boğazı'ndaki güvenlik sorununun önemine dikkat çekti. Husilerin saldırılarının bölgedeki lojistik maliyetleri artırdığını vurgulayan Devecioğlu, 'Riyad böylece saldırıları caydıracak savunma kapasitesini güçlendirmek ve Yemen'de daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyi önlemek olmak üzere iki baskıyla karşılaşmaktadır' şeklinde konuştu.
Türkiye Suudi Arabistan'a Asker Gönderebilir mi?
Türkiye'nin Suudi Arabistan'a asker göndermesi konusuna da değinen Devecioğlu, 5 Ekim ortak bildirisinin bu konuda bir çerçeve oluşturduğuna dikkat çekti. Uzman, 'Bildiride, üzerinde uzlaşılan askeri kuvvet ve kabiliyetlerin, tarafların ulusal mevzuatlarına uygun olarak Suudi Arabistan'a sağlanması ve hızla konuşlandırılmasına yönelik tedbirler alınması kararlaştırılmıştır' dedi. Ancak bunun doğrudan bir muharip birlik sevkiyatı olarak yorumlanmaması gerektiğini belirten Devecioğlu, karargah personeli veya lojistik destek gibi farklı görevlendirmelerin olabileceğini ifade etti. Hukuki açıdan ise sürecin Anayasa'nın 92. maddesi kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yetkisinde olduğunu hatırlatan Devecioğlu, Türkiye'nin ittifak içindeki etkisinin sadece asker sayısıyla değil, görevin amaç ve sınırlarını belirleme iradesiyle ölçülmesi gerektiğini vurguladı.
(Kaynak: Sabah)
