Rodoslu bir anne ve Trabzonlu bir babanın oğlu olarak İzmir'de başlayan, 9 yaşında gelen büyük kayıpla erkenden olgunlaşan bir hayat, Şükrü Özyıldız'ın yaşamının temel taşlarını oluşturuyor. Çocukluğundaki dinmeyen enerjisi, bir yanda kafes dövüşleriyle, diğer yanda ney sesiyle nasıl dengeledi? Bu sorunun yanıtı, onun hayatındaki zıtlıkları anlamak için kritik bir öneme sahip.
Çocukluk Dönemindeki Zorluklar ve Olgunlaşma Süreci
İzmir'in güneşli sokaklarında başlayan bu yolculuk, aslında bitmek bilmeyen bir enerjinin ve erken gelen sorumlulukların hikayesidir. Şükrü Özyıldız, henüz 9 yaşındayken hayatın en sert yüzüyle karşılaşmış; annesinin kaybıyla çocukluğunu bir kenara bırakmak zorunda kalmıştır. Kendinden iki yaş küçük kız kardeşinin sorumluluğunu üstlenmesi, onun kısa sürede olgunlaşmasına neden olmuştur.
Hiperaktivite teşhisi konulan Özyıldız, çocukken yerinde durmak bilmeyen bir yapıya sahipti. Bir röportajında, “Hiperaktif bir çocukmuşsun?” sorusuna verdiği yanıt, bu dönemin zorluklarını gözler önüne seriyor. “Eskiden öyleydim, evet. Çok yaramazmışım. Doktor tanılıydı. Hatta ciddi bir ilaç kullanıyordum, sonra unuttular ilacımı vermeyi, yarıda kesildi.” Bu durum, onu dövüş sporlarına yönlendirmiştir.
Dövüş Sporları ve Portekiz Macerası
Zamanla Muay Thai ve Jiu Jitsu gibi dövüş sporlarında oldukça iyi bir seviyeye gelen oyuncu, bu tutkusunu Portekiz'e kadar taşımıştır. Erasmus Programı ile gittiği Portekiz'de kafes dövüşlerine katılmış, hatta buralardan dereceyle dönmüştür. Bugün ekranlarda izlediğimiz o yüksek fiziksel performansın temelleri, o tozlu ringlerde atılmıştır.
Şükrü Özyıldız'ın eğitim hayatı ise tam bir arama-bulma serüveniydi. Önce İstanbul Teknik Üniversitesi Gemi Mühendisliği bölümünü kazandı ancak oradaki dünya hayallerindekinden çok uzaktı. Bu durumu, “Çok yanlış bir tercihti. Okula bir gittim, hayalimdekiyle alakası yok. Orası denizcilik fakültesi, bambaşka bir dünya, askeri nizam falan... 1 sene okudum, tüydüm” diyerek anlatmıştır.
Müzik ile Dolu Bir Yaşam
Şükrü Özyıldız'ın saklı dünyası, sadece dövüş ve oyunculuktan ibaret değildir. Müzikle arası o kadar iyidir ki; evinde davulu ve küçük bir stüdyosu bile bulunmaktadır. Piyanoyla başladığı yolculuğa gitarla devam etmiş, ardından davul çalmaya başlamıştır. Hatta bunlarla da yetinmeyip ney dersleri almıştır. “Piyanoyla başladım sonra gitara geçtim. Ardından davul, bir ara ney üfledim. Evde davulum ve küçük bir stüdyom var. Eskiden grupla çalıyordum” diyerek sanatın her dalıyla nasıl ruhunu terbiye ettiğini özetlemiştir.
(Fotoğraflar: ATV'den ve sosyal medyadan alınmıştır.)
