Birçok kişi “modern sanatın” 1800’lerde başladığını savunsa da, aslında neredeyse bir yüzyıl öncesinde Joseph Wright of Derby’nin An Experiment on a Bird in the Air Pump (1768) adlı eseriyle başlamış olabileceği iddia ediliyor.
Modern sanat nedir?
“Modern sanat nedir?” sorusu basit görünebilir, ancak eleştirmenler ve sanat tarihçileri onlarca yıldır bu konuda uzlaşamıyor. Aynı şekilde, “geleneksel” ile “modern” arasındaki dönüm noktasını işaret eden eser konusunda da bir görüş birliği yok.
Çoğu kişi 1800’leri işaret eder ve Édouard Manet’nin Le Déjeuner sur l’Herbe (1863), JMW Turner’ın Rain, Steam, and Speed - The Great Western Railway (1844) ve Francisco Goya’nın The Third of May 1808 (1814) gibi eserleri öne çıkarır. Goya, eleştirmen Robert Hughes tarafından “ilk modern sanatçı ve son eski usta” olarak tanımlanmıştır.
Ancak Londra’daki National Gallery’de açılan yeni bir sergi, başka bir adayı hatırlatıyor: Wright’ın An Experiment on a Bird in the Air Pump adlı eseri. Bu tablo, modern sanatın bazı temel unsurlarını ondan onlarca yıl önce taşıyor. Eserde bir bilim deneyi tasvir ediliyor: Beyaz bir kakadu, içindeki oksijen çekilen bir cam kabın içinde yer alıyor. Çevredeki izleyiciler, gözlerinin önünde gerçekleşen hayat-kaybı dramatik sahnesi karşısında büyülenmiş gibi duruyor. Wright sahneyi, merkezdeki kritik bir olayın izleyicilere duygu şokları gönderdiği bir zincirleme tepki olarak kurgulamış.
Ortada bir bilim insanı var; bir eli, cam kaptaki havayı içeri ve dışarı almayı sağlayan valfin üzerinde. Masada ise hava pompası yer alıyor. İzleyiciler, boğulmakta olan kuşun gösterisi karşısında farklı tepkiler veriyor. Solda bir genç çift birbirlerini inceliyor gibi görünüyor; sağda iki küçük kız hayvan zulmü karşısında dehşete kapılmış. En yakın erkekler korkularını kontrol edebiliyor gibi. Arkadaki bir çocuk ay ışığını engellemek için bir perdeyi indiriyor. Sahnedeki diğer ışık kaynağı ise, insan kafatası bulunan bir kavanozun arkasında gizlenmiş bir fener.

Peki bu sahneyi modern yapan ne?
Wright’ın modernliğini gösteren ilk unsur, sanat tarihinden bildik pozları ve ışık tekniklerini alıp çağdaş bir sahnede yeniden yorumlaması. Bu, Fransız şair ve eleştirmen Charles Baudelaire’in 1863 tarihli The Painter of Modern Life makalesinde modern resmin tanımlayıcı özelliği olarak belirttiği bir yaklaşım: modern dünyanın geçici, değişken unsurlarını, geçmişin büyük sanatının kalıcı ve “ebedi” nitelikleriyle harmanlamak. Édouard Manet, Le Déjeuner sur l’Herbe ile bu yöntemi sergilemiştir; modern bir pikniği Raphael’in Rönesans eseri The Judgment of Paris’den esinlenen figürlerle tasvir etmiştir.
Wright ise bunu neredeyse 100 yıl önce yapmıştır. An Experiment on a Bird in the Air Pump, dini mucizeleri tasvir eden klasik sahnelerden ilham almıştır. Özellikle Caravaggio’nun Supper at Emmaus (1601) tablosuyla dikkat çekici bir karşılaştırma yapılabilir.
Serginin küratörü Christine Riding, Wright’ın Caravaggio tarzı ışık ve gölge kullanımını geliştirmesinin, dönemin Londra sanat dünyasının rekabetçi yapısından kaynaklandığını söylüyor: “Girişimciydi ve kendine özgü bir tarz yarattı. O kadar iyiydi ki kimse onunla yarışmaya cesaret edemedi; bu onun imza stili haline geldi.”
Ayrıca, hava pompaları 1650’den beri vardı, fakat bilimsel gerçeklerin demokratik şekilde paylaşılması modern bir yaklaşımdı. Riding BBC’ye şöyle diyor: “Bilginin yayılması 18. yüzyıl için yeni bir şeydi.”

Modern yaşamın tasvirleri
Modern sanatın ikinci unsuru, toplumdaki modernleşmeleri yansıtmaktır. Bu genellikle 1800’lerin öncü sanatçılarına, örneğin JMW Turner’a atfedilir.
Riding’e göre Wright’ın bu alandaki yeniliği, Britanya’daki sanatçı sergileme fırsatlarındaki değişimden kaynaklandı. Royal Academy’nin kurulmasından önce, sanatçılar birkaç rakip sergi alanından birini seçebiliyordu. An Experiment on a Bird in the Air Pump da ilk kez Society of Artists of Great Britain’da sergilendi. Riding şöyle diyor: “Society of Artists sanatı, bilimi ve üretimi teşvik ediyordu. Sanat ve bilim ayrı görülmüyordu, biri diğerinin tamamlayıcısıydı.”
Wright, bu yeni sanat ortamını ve disiplinlerarası düşünceyi etkin şekilde kullanarak bilimi sanatın konusu yaptı. Bu, 18. yüzyılda yaşanan Sanayi Devrimi gibi geniş çaplı toplumsal değişimleri de yansıtıyordu. Wright, modernleşme ruhunu yakalayıp kalıcı bir şekilde kaydetti. Ayrıca Birmingham Lunar Society gibi dönemin önde gelen figürleriyle tanışıyordu; Richard Arkwright gibi Sanayi Devrimi’nin önde gelen girişimcileri de bunlar arasındaydı.
Modern bir zihin yapısı
Wright, An Experiment on a Bird in the Air Pump’ta modern bir zihniyeti yansıtıyor. Çağdaş eleştirmenler de Wright’ın yaklaşımının akranlarından farklı olduğunu fark etmişti. Tablo ilk sergilendiğinde Gazetteer, sanatçıyı “çok büyük ve alışılmadık bir deha” olarak tanımlamıştı. 18. yüzyılda “alışılmadık” kelimesi, olağanüstü bir yeteneği ifade etmek için kullanılıyordu.
Ancak Wright, olağanüstü bir teknikle bunu gerçekleştirmemiştir. Caravaggio benzeri tarzı 17. yüzyılın stilindeydi; tıpkı hava pompası gibi. Bu, 19. yüzyılda “modern” sayılan diğer eserlerden farkını ortaya koyuyor. Örneğin JMW Turner’ın Rain, Steam, and Speed (1844) eseri teknolojik ilerlemeyi ve toplum üzerindeki etkilerini gösterirken, ışık, derinlik, duman, buhar ve hareketi resmetmede yeni ve yaratıcı bir yol geliştirmiştir.
Modern sanatın bir başka önemli özelliği, realizmin yerine ifade ve soyutlamanın geçmesi, sonrasında Hilma af Klint, Kandinsky ve 20. yüzyıldaki diğer sanatçılar tarafından daha da geliştirilmiştir.
Sonuç olarak, Wright’ın modernliğini belirleyen en kritik unsur, Christine Riding’e göre onun “sorgulayan, şüpheci ve kuşkucu” yaklaşımıdır.
Kaynak: BBC
