"Haberin İşçisi"
İstanbul
Açık
32°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,7590 %0.06
55,1696 %0.05
6.788,85 %1.26
3.026.696 %-0.51
İşçi Haber Özel Haber COP31'de 'dirençli şehir' gündemde : Mimardan deprem ve iklim uyarısı

COP31'de 'dirençli şehir' gündemde : Mimardan deprem ve iklim uyarısı

COP31 kapsamında öne çıkan “dirençli şehir” kavramı, kentlerin yalnızca depreme değil; aşırı sıcaklar, sel, kuraklık, fırtına ve su kıtlığı gibi çoklu risklere karşı da hazırlanmasını öngörüyor. Mimar Zülal Yiğitoğlu, dirençliliğin bina ölçeğinden başlayarak mahalle, altyapı ve kent planlamasına yayılan bütüncül bir sistem olarak ele alınması gerektiğini söyledi.

Okunma Süresi: 6 dk

Özel haber: Selen Albayrak Demirtürk

COP31 kapsamında ele alınacak başlıklar arasında yer alan "dirençli şehir" kavramı, kentlerin yalnızca deprem gibi tekil afetlere değil, aynı zamanda aşırı sıcaklar, sel, kuraklık, fırtına ve su kıtlığı gibi birçok riske karşı aynı anda hazırlıklı olmasını işaret ediyor. Konuyu Mimar Zülal Yiğitoğlu ile konuştuk. İşçi Haber'e konuşan Yiğitoğlu, dirençliliğin bina ölçeğinden başlayıp tüm kente yayılan bir sistem olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.

iklim değişikliğiyle mücadelede bina tasarımının önemi

Dirençli şehir kavramının çerçevesini çizen Yiğitoğlu, dirençli şehri tek bir riske indirgemenin yanlış olacağını belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Benim için dirençli şehir, yalnızca depremde ayakta kalan şehir demek değil. Günümüzde şehirlerin aynı anda birçok farklı riskle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Deprem, aşırı sıcaklar, sel, kuraklık, fırtınalar, yangınlar ve su kıtlığı gibi risklere karşı hazırlıklı olmak gerekiyor. Bir mimar olarak dirençliliği, bina ölçeğinden başlayıp mahalleye, kent altyapısına ve bütün şehre yayılan bir sistem olarak değerlendiriyorum. Bir şehri dirençli yapan temel kriterler; güvenli yapılaşma, doğru şehir planlaması, güçlü altyapı, enerji ve su verimliliği, ulaşımın sürekliliği, yeşil alanların korunması ve kriz sonrasında şehrin hızlı şekilde işlevlerine dönebilmesi. Dolayısıyla bence geleceğin şehirlerinde risklere karşı hazırlıklı ve sürdürülebilir yapı anlayışı temel tasarım kriterlerinden biri olacak.”

Şehirlerin bugün karşı karşıya olduğu iklim risklerine değinen Yiğitoğlu, bu risklerin mimariye doğrudan yansıdığını söyledi. Mimar Yiğitoğlu, şehirlerde özellikle aşırı sıcakların, ani ve yoğun yağışların, selin, kuraklığın, su kaynaklarının azalmasının ve deniz seviyesinin yükselmesinin önemli riskler oluşturduğunu belirtti.

Aşırı sıcakların binalarda enerji tüketimini hızla artırdığını söyleyen Yiğitoğlu, “Yanlış yönlendirilmiş, yeterli gölgelemesi olmayan veya doğal havalandırma imkânı düşünülmemiş bir bina, sıcak hava dalgalarında çok daha fazla enerjiye ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle iklim değişikliğine karşı mücadelede binanın tasarım aşamasında alınan kararların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Cephe, yönlenme, gölgeleme, malzeme seçimi, yeşil alanlar ve su yönetimi artık mimarinin ayrılmaz parçaları olmalı” açıklamasında bulundu.

‘Şehirleri yeni binalar yaparak dirençli hale getiremeyiz’

Dirençli şehir kapsamının yalnızca yeni yapılarla sınırlı kalmaması gerektiğinin altını çizen Yiğitoğlu, mevcut yapı stoğunun konunun en kritik başlıklarından biri olduğunu ifade etti. Yiğitoğlu, “En önemli konulardan biri mevcut yapı stoğu. Çünkü şehirlerimizi sadece yeni binalar yaparak dirençli hale getiremeyiz. Türkiye'de özellikle mevcut yapıların deprem güvenliği büyük bir konu. Ancak bundan sonra dönüşümü yalnızca deprem güvenliği üzerinden değil, iklim dayanıklılığı ve enerji verimliliği açısından da değerlendirmemiz gerekiyor. Mevcut binaların güçlendirilmesi, cephelerinin iyileştirilmesi, yalıtım performanslarının artırılması, güneş kontrolü sağlanması ve gerektiğinde enerji sistemlerinin yenilenmesi çok önemli. Yeni yapılarda ise bu kriterleri tasarımın başından itibaren uygulamak çok daha kolay. Dolayısıyla benim ideal yaklaşımım 'yeni yapıda doğruyu yapmak, mevcut yapıda ise mümkün olanı iyileştirmek' olur. COP31'in bina sektöründe enerji kullanım yoğunluğunu 2035'e kadar en az yüzde 25 azaltma hedefi de bu açıdan oldukça önemli” dedi.

Bir binanın yalnızca depreme değil, iklim kaynaklı risklere karşı da dirençli olabilmesi için mimarın da büyük bir role sahip olduğunu dile getiren Yiğitoğlu, binanın iklim dirençliliğinin tasarım aşamasında başladığını söyledi. Yiğitoğlu, “Örneğin aşırı sıcaklara karşı doğru yönlenme, güneş kırıcılar, gölgeleme, uygun cephe ve çatı tasarımı, iyi bir yalıtım ve doğal havalandırma kullanılabilir. Sel riski olan bölgelerde ise binanın zeminle ilişkisi, suyun arazide nasıl yönetileceği ve geçirgen yüzeylerin kullanılması önemli. Su kıtlığı açısından da yağmur suyunun toplanması, gri suyun yeniden kullanılması ve su tüketiminin azaltılması gibi sistemler düşünülebilir. Yani artık bir binayı sadece 'depremde ayakta kalır mı?' diye değil, 'önümüzdeki 30-50 yılın iklim koşullarında nasıl performans gösterecek?' diye değerlendirmemiz gerekiyor. Bence mimarlık açısından önümüzdeki dönemin en önemli değişimlerinden biri bu olacak” ifadelerini kullandı.

'Dirençli şehir bir altyapı meselesidir'

Dirençli şehirleri oluştururken bina dışında ele alınması gereken diğer unsurlara da değinen Yiğitoğlu, altyapı sistemlerinin afet sonrasında da işlevini sürdürebilmesi gerektiğini vurguladı.

Mimar Yiğitoğlu, “Dirençli bir şehir bir altyapı meselesidir. Su, kanalizasyon, elektrik, doğal gaz, iletişim ve ulaşım sistemlerinin afet sonrasında da mümkün olduğunca çalışabilmesi gerekiyor. Örneğin bir deprem sonrasında hastanelere ulaşamıyorsanız veya iletişim altyapısı çökmüşse, sadece binaların sağlam olması yeterli olmaz. Bunun yanında yeşil alanlar, kent içindeki açık alanlar, yağmur suyunu emebilen geçirgen yüzeyler, gölgeleme sağlayan ağaçlandırmalar ve alternatif ulaşım güzergâhları da dirençliliğin parçaları. Ben özellikle açık alanları önemli buluyorum. Çünkü afet sonrasında insanların toplanabileceği, güvenli bir şekilde erişebileceği alanlara ihtiyaç var. Dolayısıyla şehir planlamasında bina-sokak-mahalle-altyapı-ulaşım ilişkisini birlikte düşünmemiz gerekiyor” diye konuştu.

'yapı sektöründeki dönüşüm doğru yönetmeliklerle gerçekleşir'

COP31'de belirlenecek hedeflerin şehirler ve yapı sektörü açısından bağlayıcılığının nasıl olacağı sorusuna da yanıt veren Yiğitoğlu, COP kararları ile ulusal mevzuatın birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi. Yaptırımdan çok standartların yükseltilmesinin önemli olduğunu belirten Yiğitoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Burada COP kararları ile ulusal mevzuatı birbirinden ayırmak gerekiyor. COP'ta ortaya konan her hedef doğrudan Türkiye'deki bir bina için uygulanması zorunlu bir yönetmelik anlamına gelmiyor. COP31'in mevcut yaklaşımında özellikle taahhütlerin uygulamaya dönüştürülmesi ve hedeflerin somut yatırımlara çevrilmesi öne çıkıyor. Ülkeler ve yerel yönetimler kendi mevzuatlarını geliştirirken enerji verimliliği, düşük karbonlu yapılaşma, iklim dirençliliği ve afetlere hazırlık gibi kriterleri daha fazla zorunlu hale getirebilir. Ben burada yaptırım kadar standartların yükseltilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü yapı sektöründe dönüşüm yalnızca cezalarla değil, doğru yönetmelikler, teşvikler, finansman ve bilinçli tasarımla gerçekleşebilir. Mimarlık artık sadece güzel ve işlevsel yapılar tasarlamakla sınırlı değil. Önümüzdeki dönemde mimarın sorumluluğu, tasarladığı yapının iklim değişikliğine, afetlere ve değişen yaşam koşullarına ne kadar uyum sağlayabileceğini de düşünmek olacak. Bence dirençli şehir kavramı bize tam olarak bu sorumluluğu hatırlatıyor.”