"Haberin İşçisi"
İstanbul
Açık
22°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
48,3032 %0.01
55,9370 %-0.15
6.682,05 %-0.58
3.691.652 %-1.64
İşçi Haber Özel Haber Minimalizm neden bu kadar popüler? Tasarım dünyasında geçmiş ve gelecek tartışması

Minimalizm neden bu kadar popüler? Tasarım dünyasında geçmiş ve gelecek tartışması

Sanayileşme ve seri üretimle birlikte mimaride ve günlük kullanım eşyalarında el işçiliği ve süsleme anlayışı büyük ölçüde geride kalırken, günümüz teknolojileri geçmişin zanaat kültürünü yeniden yorumlama imkanı sunuyor. İşçi Haber'e konuşan EKC Design Studio İç Mimarı Emir Kemal, minimalizmden vintage eşyalara, mimaride el işçiliğinden modern tasarıma kadar değişen estetik anlayışını anlattı.

Okunma Süresi: 10 dk

Tasarım anlayışı, geçmişten günümüze yaşam biçimi, teknoloji, üretim yöntemleri ve ihtiyaçlarla birlikte değişti. Geçmişte yapılardan günlük kullanım eşyalarına kadar pek çok alanda görülen yoğun süsleme ve el işçiliği, sanayileşme ve seri üretimle birlikte giderek azaldı.

EKC Design Studio İç Mimarı Emir Kemal ise bu değişimin yalnızca teknolojinin gelişmesiyle açıklanamayacağını belirterek, mimarlıkta zanaatın rolünden günümüzdeki tasarım anlayışına kadar dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Sanayileşme mimaride süsleme ve el işçiliğini nasıl değiştirdi?

Teknolojinin gelişmesi, nüfusun artması ve hızlı yapılaşmanın mimaride sadeleşmeyi ve el işçiliğinin azalmasını büyük ölçüde zorunlu kıldığını belirten EKC Design Studio İç Mimarı Emir Kemal, bu değişimin arkasında farklı etkenlerin de bulunduğunu söyledi.

Kemal, "Evet, büyük ölçüde zorunlu kıldı; ama tek sebep teknoloji, nüfus artışı veya hızlı yapılaşma değildi. Ekonomi, üretim biçimleri, mimarlık ideolojileri ve kullanıcı beklentileri birlikte değişti." dedi.

‘mimarlık ile zanaat birbirinden daha az ayrılmıştı’

Sanayi öncesi yapılarda zanaatkârların üstlendiği rolün önemine dikkat çeken Emir Kemal, geçmişte bir binanın yalnızca inşa edilen bir yapı olmadığını belirtti.

Kemal, "Sanayi öncesi yapılarda bir bina yalnızca “inşa edilen” değil, aynı zamanda zanaatkârlar tarafından işlenen bir üründü. Taş ustaları, ahşap oymacılar, demirciler, sıvacılar, vitray ustaları gibi birçok meslek yapının parçasıydı. Bir cephedeki taş kabartma ya da içerideki ahşap bezeme bazen haftalarca, aylarca sürebiliyordu. Bu nedenle mimarlık ile zanaat birbirinden çok daha az ayrılmıştı." ifadelerini kullandı.

Bugün asıl değişenin süslemenin tamamen ortadan kalkması değil, üretim yönteminin değişmesi olduğunu söyleyen Kemal, "Bence bugün asıl değişen şey “süslemenin yok olması” değil, üretim yönteminin değişmesi." dedi.

CNC ve dijital tasarım imkanı zanaatı dönüştürdü

Günümüzde teknolojinin, geçmişte el işçiliğiyle gerçekleştirilen karmaşık tasarımların farklı yöntemlerle üretilmesine imkân verdiğini belirten Emir Kemal, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Eskiden ustanın eliyle yapılan motif, bugün parametrik tasarım + CNC veya su jetiyle yapılabiliyor. Üstelik seri üretim çağında bile her projeye özgü hale getirilebiliyor."

Günümüzde yeniden detaylı mimariye dönmenin teknik açıdan mümkün olduğunu ifade eden Kemal, "Bazı açılardan 150 yıl öncesinden daha özgürüz: usta sayısıyla sınırlı olmadan, dijital olarak tasarlanan çok karmaşık motifleri taş, metal, ahşap ve cam üzerinde üretebiliyoruz." diye konuştu. Kemal, günümüzdeki temel sorunun ise üretimin mümkün olup olmamasından ziyade bunun için zaman ve maliyet ayrılıp ayrılmayacağı olduğunu belirterek, "Asıl soru artık ‘Yapabilir miyiz?’ değil; ‘Maliyetini ve zamanını ayırmaya değer görüyor muyuz?’" dedi.

Geçmişte günlük kullanım eşyaları neden daha süslüydü?

Geçmiş dönemlerde günlük kullanım eşyalarının yalnızca işlevsel ihtiyaçları karşılamak amacıyla üretilmediğini belirten Emir Kemal, "Estetik ve zanaat değeri taşıyan uzun ömürlü parçalar olarak üretiliyordu. Sanayileşmeyle birlikte hız, maliyet ve seri üretim ön plana çıkınca bu detaylar zamanla azaldı." ifadelerini kullandı.

EKC Design Studio olarak teknolojinin gelişmesiyle birlikte işlevsellik ve çağdaş tasarımdan vazgeçmeden zanaat ve detay kültürünün yeniden yorumlanabileceğine inandıklarını belirten Kemal, tasarım anlayışlarını şu sözlerle anlattı:

"EKC Design Studio olarak biz, teknolojinin gelişmesiyle birlikte işlevsellik ve çağdaş tasarımdan vazgeçmeden zanaat ve detay kültürünün yeniden yorumlanabileceğine inanıyoruz. Çünkü bizim için iyi tasarım yalnızca güzel görünen ya da işlevini yerine getiren değil; kullanıcıyla bağ kuran, bulunduğu yere ait hissettiren ve zaman içerisinde kimlik kazanan tasarımdır."

Geçmişin birebir taklit edilmemesi gerektiğini ifade eden Kemal, "Bence günümüzde önemli olan geçmişi taklit etmek değil; geçmişteki o özen, işçilik ve özgünlük anlayışını bugünün malzemeleri, teknolojisi ve tasarım diliyle yeniden yorumlamak." dedi.

Kemal, bu yaklaşımın seri üretimin oluşturduğu tekdüzeliğe karşı karakter sahibi mekânlar ve objeler ortaya çıkarabileceğini belirterek, "Böylece seri üretimin getirdiği tekdüzeliğin karşısında, kendine ait bir hikâyesi ve karakteri olan mekânlar ve objeler ortaya çıkarabiliriz." ifadelerini kullandı.

Geçmişin ‘güzel eşya’ anlayışı ile günümüz tasarımı arasındaki fark ne?

Geçmiş ve günümüz arasındaki tasarım anlayışının farklılaşmasına ahşap konsol üzerinden örnek veren Emir Kemal, geçmişte el işçiliğinin ürünlere kattığı değerin bugün farklı unsurlarla karşılık bulduğunu söyledi.

Kemal, "Örneğin geçmişte bir ahşap konsol, üzerindeki el oymaları, birleşim detayları ve ustasının bıraktığı izlerle değer kazanırken; bugün aynı konsol çoğunlukla yalın çizgileri ve işlevselliğiyle değerlendiriliyor." dedi.

Geçmişteki zanaat anlayışının modern mobilyalara farklı üretim teknikleriyle aktarılabileceğini belirten Kemal, "Biz ise yalın ve modern bir konsolu tasarlarken CNC ile işlenmiş özgün bir yüzey, doğal taş detayı veya özel bir birleşim kullanarak geçmişteki zanaat duygusunu çağdaş bir tasarımın içerisinde yeniden yorumlayabiliriz." ifadelerini kullandı.

Kemal, tasarım anlayışlarının geçmişi birebir tekrarlamak üzerine kurulmadığını belirterek, "Çünkü bizim için güzel tasarım, geçmişi birebir tekrar etmek değil; geçmişin özenini bugünün imkânlarıyla geleceğe taşımaktır." dedi.

Minimalizm ne zaman popüler hale geldi?

Minimalizmin özellikle 2010'lu yıllardan sonra yaşam alanlarında daha belirgin hale geldiğini belirten Emir Kemal, geçmiş dönemlerdeki evlerde renk, desen ve malzeme kullanımının bugüne kıyasla daha cesur olduğunu söyledi.

Geçmiş dönemlerdeki yaşam alanlarında farklı unsurların bir arada kullanılabildiğini belirten Kemal, "Renkli duvarlar, desenli döşemeler, farklı ahşap tonları ve dekoratif objeler aynı mekân içerisinde rahatlıkla bir araya gelebiliyordu." ifadelerini kullandı.

2010'lu yıllardan sonraki değişimi ise şöyle anlattı:

"2010'lardan sonra ise kullanıcı tercihlerinin giderek daha nötr renk paletlerine, yalın formlara ve daha basic ürünlere yöneldiğini gözlemliyoruz. Beyaz, bej, gri ve doğal tonların hâkim olduğu, görsel karmaşanın azaltıldığı mekânlar çok daha fazla talep görmeye başladı."

Minimalizm güzel mi, yoksa çağın ihtiyaçlarına mı uygun?

Minimalizmin mutlak anlamda daha güzel olduğu düşüncesine katılmadığını belirten Kemal, "EKC Design Studio olarak minimalizmin mutlak anlamda “daha güzel” olduğunu düşünmüyoruz. Güzellik dönemlere, kültürlere ve kullanıcıya göre değişebilen bir kavram." dedi.

Minimalizmin günümüzdeki gücünün yaşam biçimiyle ilişkili olduğunu belirten Kemal, "Minimalizmin günümüzde bu kadar güçlü olmasının, biraz da çağımızın hızına ve yaşam biçimine uygun olmasından kaynaklandığını düşünüyoruz." ifadelerini kullandı. Kemal, tasarımda asıl önemli olanın sadelik ve karakter arasındaki denge olduğunu belirterek, "Bizim için önemli olan ise sadelik ile karakter arasında doğru dengeyi kurabilmek." dedi.

'Minimalizmi bir tasarım aracı olarak görüyoruz'

Sade bir mekânın detaylardan tamamen arındırılması anlamına gelmediğini vurgulayan Kemal, "Bir mekânın sade olması; renkten, detaydan veya işçilikten tamamen vazgeçmek anlamına gelmemeli. Yalın bir mekâna doğal taşın dokusu, özel bir mobilya detayı, farklı bir malzeme veya karakteristik bir aydınlatma ekleyerek o mekâna özgün bir kimlik kazandırabiliriz." dedi.

Kemal, minimalizme bakışlarını ise şu sözlerle özetledi:

"Dolayısıyla biz minimalizmi bir amaç değil, bir tasarım aracı olarak görüyoruz. Güzel tasarım her şeyi azaltmak değil; neyi sadeleştirip neyi öne çıkaracağımızı doğru seçebilmektir."

Bir iç mimar evinde vintage mı, minimalist eşya mı tercih eder?

Kendi yaşam alanındaki tercihlerinden de bahseden EKC Design Studio İç Mimarı Emir Kemal, estetik algısının kişiden kişiye değiştiğini belirtti. Kemal, "Zevk ve estetik algısının kişiden kişiye değişen, oldukça göreceli kavramlar olduğunu düşünüyorum. Kendi tercihimden örnek verecek olursam; soft, minimal ve sade tasarımları her zaman daha yakın buluyorum." dedi.

Ancak minimalizmin karakterden tamamen arınmış bir mekân anlamına gelmediğini vurgulayan Kemal, "Benim için minimalizm, mekânın tamamen detaylardan ve karakterden arındırılması anlamına gelmiyor" ifadelerini kullandı.

Minimalist mekânda vintage parçalar odak noktası olabilir

Kendi yaşam alanında farklı dönemlere ait parçaları modern tasarımla bir araya getirdiğini belirten Kemal, "Kendi yaşam alanımda genel mimari dili soft ve minimal tutarken, bu sadeliği vintage tablolar, dekoratif objeler, aplikler, gece lambaları, karakterli bir halı veya dönemsel bir avize gibi parçalarla harmanlamayı tercih ederim." dedi.

Geçmişten gelen tek bir objenin dahi mekânın atmosferini değiştirebileceğini belirten Kemal, "Hatta bazen geçmişten gelen tek bir obje, oldukça sade tasarlanmış bir mekânın odak noktası haline gelerek mekânın bütün atmosferini değiştirebilir." ifadelerini kullandı.

Eski ve yeni arasında kontrast oluşturmanın mekâna farklı bir karakter kazandırabileceğini belirten Kemal, "Bence burada önemli olan eski ile yeniyi birbirinden ayırmak yerine aralarında doğru kontrastı kurabilmek. Modern ve yalın bir mobilyanın yanında yaşanmışlık hissi veren vintage bir parça kullanmak, mekânı hem daha sıcak hem de daha özgün hale getiriyor." ifadelerini kullandı.

Modern minimalizm ana dil, vintage parçalar karakter olabilir

Tek bir tercih yapmak zorunda kalması halinde dahi modern ve vintage tasarımlardan yalnızca birini seçmeyeceğini belirten Kemal, "Seçim yapmak zorunda kalsam aslında yalnızca birini seçmezdim. Modern minimalizmi mekânın ana dili, vintage ve geçmiş dönemlere ait parçaları ise o mekânın karakteri olarak kullanırdım." dedi.

Bu yaklaşımın ortaya çıkaracağı tasarımı ise şu sözlerle anlattı:

“Böylece zamansız, sofistike ve göze hitap eden; aynı zamanda içerisinde yaşayan kişinin kimliğini de yansıtan bir tasarım ortaya çıkacağını düşünüyorum.”

Tasarımın geleceğinde geçmişin zanaat kültürü nasıl korunacak? 

Tasarım anlayışının dönemlerin yaşam biçimi, teknolojisi ve ihtiyaçlarıyla birlikte değiştiğini belirten Emir Kemal, geçmiş ile bugün arasındaki farklılaşmanın tamamen bir kopuş olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Kemal, "Tasarım anlayışının her dönemde o dönemin yaşam biçimi, teknolojisi ve ihtiyaçlarıyla birlikte değiştiğini görüyoruz. Geçmişte zanaat, süsleme ve el işçiliği ön plandayken bugün sadelik, işlevsellik ve hız daha belirleyici hale geldi. Ancak bana göre bu değişim, geçmişteki değerleri tamamen geride bırakmamız gerektiği anlamına gelmiyor." dedi.

EKC Design Studio'nun tasarım yaklaşımının geçmiş ile gelecek arasında seçim yapmak üzerine kurulmadığını ifade eden Kemal, "EKC Design Studio olarak geçmiş ile gelecek arasında bir tercih yapmak yerine, ikisi arasında doğru bağı kurmayı önemsiyoruz. Geçmişin işçiliğini, detaylara gösterdiği özeni ve zamansızlığını; günümüzün teknolojisi, malzemeleri ve çağdaş tasarım anlayışıyla yeniden yorumlamanın çok daha değerli olduğuna inanıyoruz." dedi.

'Bir mekânı özel yapan karakteri ve hikâyesidir'

Bir mekânın değerinin yalnızca modern, minimal veya gösterişli olmasıyla belirlenmediğini vurgulayan Kemal, "Günün sonunda bir mekânı özel yapan yalnızca ne kadar modern, minimal ya da gösterişli olduğu değil; bir kimliğinin, karakterinin ve anlatacak bir hikâyesinin olmasıdır." ifadelerini kullandı.

Tasarımın geleceğine ilişkin değerlendirmesinde ise geçmişten bugüne neyin taşınacağına dikkat çeken Kemal, sözlerini şöyle tamamladı:

"Belki de tasarımın geleceği tamamen yeni olanı aramakta değil; geçmişten neyi koruyacağımızı, bugünden neyi kullanacağımızı ve geleceğe ne bırakacağımızı doğru seçebilmekte yatıyor."