ÖZEL HABER- DİLARA ADAK
Sanatla kurduğu güçlü bağı, çocukluk yıllarından bu yana her çizgisinde hissettiren genç ressam Aleyna Biçen, ikinci kişisel sergisini tiyatro sahnesinde açarak hem görsel hem de duygusal bir anlatı sundu. Resim ve tiyatroyu birleştiren bu özel sergide; bilinçaltını, hatıralarını ve iç dünyasını izleyiciyle buluşturan Biçen, hayatına ve sanatına dair samimi açıklamalarda bulundu.

Çocuklukta Başlayan Tutku: Resim içimden gelen bir Mecburiyetti
- Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Resme nasıl başladınız? İlk çizdiğiniz resmi hatırlıyor musunuz? Size ne hissettirmişti?
Tabii. 23 yaşındayım. İlkokul dönemlerinden beri resim çiziyorum. O zamanlar hep tanınmış insanları çizmeye ve benzetmeye çalışıyordum. Sonrasında da aileme “Bakın, sizce bu kim?” gibi sorular sorup, cevabı bildiklerinde “demek ki benzetebilmişim” diye çok seviniyordum. O resimlerin bazılarını hala saklıyorum. Bana tebessüm ettiriyorlar.
İlk resim eğitimim Güzel Sanatlar Lisesi’nde başladı. Lisede 4 yıl resim bölümünü okudum ve sonrasında Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitim Fakültesi’ni kazandım. 4 yıl da orada eğitim gördüm ve 2023 yılında mezun oldum. Bu eğitim süreçleri, kendime bir üslup bulmam konusunda çok yardımcı oldu. Lisede Barok Dönemi’ni öğrendim. Karanlık üzerine ışık kondurmaları beni cezbetmişti. O dönemden beri Caravaggio hayranıyım. Üniversitede de palet olarak istemsizce hep Barok Dönemi paletine kaydım. Zamanla da eserlerim sürrealizme kaydı.
Mezun olduktan sonra bol bol üretmeye devam ettim. Mezun olduğum bölümde ilk kişisel sergimi açmıştım ve sonrasında da çok kez karma sergilerde yer aldım. 2023’te katıldığım bir yarışmada ise mansiyon ödülüne layık görüldüm. O yarışma için yaptığım eserden sonra eserlerim farklı bir boyut kazandı. Bilinçaltını anlatmaya başladım. Sonrasında da hep böyle devam etti.
Resim çizmek çocukluğumdan beri hep hayatımda olması gereken bir zorunluluk gibiydi. Hiçbir zaman 'yapsam da olur yapmasam da' diyebileceğim bir şey olmadı. Hep içimden gelen bir mecburiyetti.
- Aileniz ve çevreniz bu yolculukta sizi nasıl destekledi?
Ailem, çocukluğumdan beri yeteneğimin farkındaydı ve beni hep desteklediler. En büyük destekçim ve bana hep inanan kişi abim oldu. Ailemin bana bu kadar inanması, işimde özgüvenimi hep çok artırdı. Ortaokulda resim öğretmenimin yönlendirmesiyle Güzel Sanatlar Lisesi’ne başladım. Etrafımda herkes beni yetenekli buluyordu ve hep iyi resim çizmemle anılıyordum. O zamanlar insan farkında olmuyor ama şu an dönüp baktığımda bütün yollar resime çıkıyor.

'Hayat Sahnesinde Herkesin Bir Rolü Var'
- Resim yaparken sizi en çok ne motive eder? İlham kaynaklarınız neler?
Ben atölyemde tek başıma saatlerce çalışmaktan çok keyif alıyorum. O anki moduma uygun bir şarkı ve kahve beni çok iyi motive eder. İlham kaynağı olarak tek bir şey için “ilham kaynağım” diyemem. Her şey ilham kaynağı olabilir. Şarkılar, şiirler, tiyatro, rüyalar, yolda karşılaştığım tanımadığım bir insan, çöpte gördüğüm kırık bir sandalye… Daha sayabileceğim birçok şey var. Her şekilde bilinçaltı resmediyorum. Sadece son zamanlarda en çok tiyatrodan esinlendiğimi söyleyebilirim.
17-18 yaşlarımda tiyatroyla tanıştım. O zamandan beri aralıklarla tiyatro yapıyorum. Belli bir zaman sonra resim ve tiyatro birbirini çok beslemeye başladı. İkisi de beni ayrı ayrı büyüttü ve şu anki bana ulaştı. Hayatı tiyatro sahnesine benzetiyorum. Senaryo yazılı, herkesin kendine ait bir rolü var; zamanı geldiğinde sahneye çıkıp oyununu oynuyor, zamanı geldiğinde de sahneden iniyor.
Bu motto son zamanlarda tablolarıma çok yansıyor. Sahne, ışık, perdeler… çok haz aldığım şeyler. Bilinçaltı resmettiğimi söylemiştim ve zamanla fark ettim ki, bilinçaltı dediğimiz şey de aslında bir tiyatro. O yüzden bu serginin bir tiyatro sahnesinde açılmış olması da benim için ekstra kıymetli.
Arı Motifinin hikayesi: Küçük Canlılardan Büyük Anlamlara
- Resimlerinizde sıkça yer verdiğiniz arı motiflerinin özel bir anlamı var mı?
Çocukluğumdan beri küçük canlılara hep ilgim vardı. Lise dönemindeyken her gördüğüm böceğin yakından fotoğrafını çekerdim. Hatta galerimde sadece böcek fotoğraflarının olduğu bir albüm vardı. Sonra yakınlaştırıp böceklerin desenlerini incelerdim ve bazen de çizerdim. Hatta çizdiğim bir tarantula resmiyle annemi korkutmuşluğum var. Ama tabii o zamanlar ileride kendime küçük bir böcek türü seçip hep onu çizeceğimi, tablolarımda o böceğe başka anlamlar yükleyeceğimi bilmiyordum. O yüzden maalesef o dönem çektiğim böcek fotoğraflarımın hiçbiri yok.
Üniversite son sınıfta ise portre üzerine kondurduğum üç dört arıdan sonra hocam bunun çok beğenmiş ve bunu bir seri haline getirmem gerektiğini söylemişti. Böylece arıları her tablomda çizmeye başladım. İki dönem boyunca portre üzerine arılar çizdim ve sonrasında onlardan “Arılar Serisi” adında ilk kişisel sergi açtım. Zamanla portreden uzaklaşıp figüre geçtim, figür gelince mekan da geldi. Mekanın gelmesiyle artık bilinçaltımdan hikayeler anlatmaya başladım. Bunu yapmaya “Yüzleşme” tablosu ile başladım. Arıları artık arı olarak değil, kendi yüklediğim anlamlarla kullanmaya başladım. Her tabloda arılar başka bir şeyi simgeliyor; belki bir kişiyi, belki bir duyguyu ya da bir olayı…
Özetle, herkese duyuramayacağım şeyleri arı yoluyla tabloya bırakmaya başladım. Renk olarak da arının sarısını her şeye yakıştırıyorum. Yeşil ve kahverengiyi yan yana kullanmayı çok seviyorum. Üzerinde de arıların sarısı dolaştığında benim için görsel şölen oluyor. Ya da kırmızı ve kahverengi ya da mavi gibi… Her şekilde eserlerimde arıların sarısını görmeden o esere bitmiş diyemiyorum. Zamanla arılarla çok bütünleştik.
- Genç bir ressam olarak sergi açtınız, bu konudaki hisleriniz neler? Yeni başlayan genç sanatçılara ne tavsiye edersiniz?
Evet, ikinci kişisel sergimi açtım. Dediğim gibi resim ve tiyatro benim tüm hayatım. Ve ben bir tiyatro sahnesinde resim sergisi açmış oldum. İkisinin bu şekilde birleşmesi benim için çok duygu yüklü bir olay. Bol emekli ve keyifli bi süreçti. Yeni başlayan sanatçılara bol bol üretmelerini ve kendilerini tanıyıp, gerçekten neyden keyif aldıklarını iyi keşfetmelerini önerebilirim.
'İlk Sahne' Tablosunu yeğeni için yaptı
- Bir tablonuzun hikayesini bizimle paylaşır mısınız?
Söylediğim gibi, hayatı bir tiyatro sahnesine benzetiyorum. Aslında senaryo yazılıdır. Herkesin kendine ait bir rolü var ve zamanı geldiğinde sahneye çıkıp oyununu oynuyor; zamanı geldiğinde de sahneden iniyor. Bu tabloda da aynı şey söz konusu. Oradaki bebek, o bebeğin ilk sahnesi. Arılar da onun ilk seyircileri. Belki o seyirciler arasında bizler de bulunuyoruz.
Bebek ise aslında benim yeğenim. Yeğenim birkaç ay önce doğdu ve ben ilk kez bir bebeğin doğumuna bu kadar yakından şahit oldum. Bu tablo, yeğenime ithaf ettiğim bir eser.
Sahnenin eski olmasının nedeni, üzerinde daha önce yaşanmışlıklar olması. Daha önce, ondan önce başkaları da o sahneye çıktı, oynadı ve sahneyi kullandı. Bu yüzden sahne biraz yıpranmış durumda. İşte o sahne, yeğenimin ilk gösterisi, ilk sahnesi. Arılar ise onun ilk seyircileri olarak tabloda yer alıyor.

