"Haberin İşçisi"
İstanbul
Açık
32°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,7590 %0.06
55,1696 %0.05
6.788,85 %1.26
3.026.696 %-0.51
İşçi Haber Özel Haber Türkiye'nin ilk Diş Sağlığı Müzesi : Diş hekimliğinin 128 yıllık dönüşümü

Türkiye'nin ilk Diş Sağlığı Müzesi : Diş hekimliğinin 128 yıllık dönüşümü

Türkiye'nin ilk Diş Sağlığı Müzesi, diş hekimliğinin ağrı gidermeye dayalı ilkel müdahalelerden dijital görüntüleme çağına uzanan dönüşümünü objeler üzerinden anlatıyor. Müzenin koordinatörlüğünü üstlenen Müze Müdürü Uzman Arkeolog Dilara Delen, diş hekimliğinin evrimini, dental korkunun tarihsel arka planını ve müzenin toplumsal sağlık bilincindeki rolünü İşçi Haber'e anlattı.

Okunma Süresi: 14 dk

Özel Haber: Selen Albayrak Demirtürk

Diş Malzemeleri Sanayici ve İşadamları (DİŞSİAD) tarafından kurulan ve Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Özel Müze statüsünde faaliyet gösteren Diş Sağlığı Müzesi, 24 Mart 2022'de kapılarını açtı. Müzenin kuruluş sürecinde yer alan Müze Müdürü Uzman Arkeolog Dilara Delen ile hem koleksiyonun hikâyesini hem de diş hekimliğinin binlerce yıla yayılan evrimini konuştuk.

Türkiye'nin İlk Diş Sağlığı Müzesi Nasıl Kuruldu?

Projenin çıkış noktasındaki temel düşünceyi açıklayan Müze Müdürü Dilara Delen, “Ortaya çıkışındaki temel düşünce, diş hekimliğinin yalnızca günümüzde uygulanan tıbbi yöntemlerden ibaret olmadığını; arkasında çok uzun bir bilimsel, teknolojik, toplumsal ve kültürel geçmiş bulunduğunu görünür kılmaktı” ifadelerini kullandı.

Kuruluş çalışmalarının çok paydaşlı ve disiplinlerarası bir yapıda yürütüldüğünü aktaran Delen, süreci şöyle özetledi:

"Müzenin kuruluş süreci 2018 yılında müze bilimciler, ilgili kurum ve kuruluşlar ile farklı disiplinlerden uzmanların iş birliğiyle başladı; koleksiyonun oluşturulması, araştırılması, belgelenmesi ve sergileme süreci disiplinlerarası bir yaklaşımla yürütüldü. Müze, 24 Mart 2022 tarihinde ziyarete açıldı."

Bir Arkeolog İçin Diş Neden Bu Kadar Önemli?

Projede arkeolog kimliğiyle yer almanın kendisi için taşıdığı anlamı vurgulayan Delen, arkeolojinin insanlık tarihini okuma biçimine dikkat çekti:

“Bir arkeolog olarak bu projenin içinde yer almam benim açımdan oldukça anlamlıydı. Çünkü arkeoloji, insanlık tarihini yalnızca anıtsal yapılar veya seçkin sanat eserleri üzerinden değil, gündelik yaşamın maddi kalıntıları üzerinden de okumamıza olanak sağlayan bir disiplindir. Diş de bu açıdan son derece önemli bir biyolojik ve kültürel veri alanıdır.”

Dişlerin arkeolojik kazılarda uzun süre korunabilmesi nedeniyle eşsiz bir kaynak oluşturduğunu belirten Müze Müdürü, dişin anatomik yapısına da açıklık getirdi:

Dişler, özellikle arkeolojik bağlamlarda uzun süre korunabilmeleri nedeniyle geçmiş toplumların yaşam koşullarının araştırılmasında önemli kaynaklardır. Bununla birlikte, dişin kendisi kemiktir; mine, dentin ve sement gibi farklı dokulardan oluşan özgün bir anatomik yapıdır.”

Dental Kalkülüs (Diş Tartarı) Geçmişin Beslenmesini Nasıl Ele Veriyor?

Diş tartarının bilimsel araştırmalar açısından adeta bir zaman kapsülü işlevi gördüğünü söyleyen Delen, bu birikimin sunduğu veriyi şu sözlerle anlattı:

“Dişlerin morfolojisi, aşınma biçimleri, patolojik değişimleri ve çevresinde biriken dental kalkülüs (diş tartarı), geçmiş toplumların beslenme biçimleri, ağız sağlığı, hastalıkları ve yaşam pratikleri hakkında önemli bilgiler sağlayabilir. Özellikle dental kalkülüs (diş tartarı) içerisinde korunabilen bitkisel mikrofosiller, nişasta granülleri, mikrobiyal kalıntılar ve çeşitli biyomoleküler veriler, arkeolojik araştırmalarda geçmiş beslenme ve sağlık koşullarının yeniden değerlendirilmesine katkı sağlamaktadır.”

Dişlerin İnsan Evrimindeki Rolü

Dişin insan evrimindeki yerinin sağlık tarihiyle sınırlı olmadığını vurgulayan Delen, beslenme ve alet kullanımının insan anatomisini nasıl dönüştürdüğünü şöyle aktardı:

“Dişlerin insan evrimindeki rolü de bu nedenle yalnızca sağlık tarihiyle sınırlı değildir. Beslenme biçimlerindeki değişimler, gıdaların işlenmesi ve pişirilmesi, alet kullanımının yaygınlaşması ve buna bağlı biyomekanik değişimler, insanın çene ve diş yapısının evrimsel dönüşümünde etkili olmuştur. Bu süreç aynı zamanda çiğneme sisteminin yanı sıra konuşma ve dil gibi daha geniş biyolojik ve kültürel gelişmelerle de ilişkilendirilmektedir.”

Bu yaklaşımın müzenin sergileme felsefesini de belirlediğini söyleyen Delen, projeyi bir koleksiyon çalışmasından ibaret görmediğini belirtti:

“Müzenin kuruluşunu yalnızca bir koleksiyon oluşturma projesi olarak değerlendirmiyorum. Buradaki asıl amaç, objelerin arkasındaki insan hikayesini ortaya çıkarmak, onları tarihsel bağlamları içerisinde değerlendirmek ve ziyaretçinin bir nesneyi yalnızca 'ne işe yarıyordu?' sorusuyla değil, 'hangi ihtiyaca cevap olarak ortaya çıktı, nasıl geliştirildi ve toplumun yaşamını nasıl değiştirdi?' sorularıyla değerlendirmesini sağlamaktır.”

Müzenin kimliğini özetleyen Delen, “Diş Sağlığı Müzesi; arkeoloji, antropoloji, tıp tarihi, diş hekimliği, dental endüstri tarihi ve müzecilik disiplinlerinin kesiştiği bir araştırma ve iletişim alanı olarak tasarlanmıştır” dedi.

Diş Hekimliğinde asırlık Dönüşüm

Müzede sergilenen objelerin, mesleğin geçirdiği paradigma değişimini gözle görülür kıldığını belirten Delen, “Müzede en dikkat çekici unsurlardan biri, diş hekimliğinin tarihsel süreç içerisinde geçirdiği paradigma değişimini objeler üzerinden somut biçimde izleyebilmemizdir” ifadelerini kullandı.

Erken dönem uygulamalarının önceliğini anlatan Delen, “Erken dönemlerde diş hekimliği uygulamalarında temel amaç çoğu zaman ağrının giderilmesi, sorunlu dişin uzaklaştırılması veya mevcut problemin doğrudan müdahale yoluyla çözülmesiydi” dedi. Bugün gelinen noktanın çok daha kapsamlı bir bilimsel disipline işaret ettiğini vurgulayan Dilara Delen, “Zaman içerisinde ise diş hekimliği; yalnızca müdahale ve çekim üzerine kurulu bir uygulama alanından, teşhis, koruyucu sağlık, restorasyon, tedavi ve rehabilitasyonu kapsayan bilimsel bir disipline dönüşmüştür” açıklamasında bulundu.

Dönüşümün tek başına alet tasarımlarından okunamayacağını belirten Müze Müdürü, göstergeleri şöyle sıraladı:

Bu değişimi yalnızca aletlerin biçimlerinde görmek mümkün değildir. Kullanılan malzemeler, üretim teknikleri, ergonomi, sterilizasyon anlayışı, hasta güvenliği ve klinik uygulamaların organizasyonu da bu dönüşümün önemli göstergeleridir. El aletlerinden mekanik sistemlere, mekanik sistemlerden elektrikli cihazlara ve günümüzde dijital görüntüleme ve hassas üretim teknolojilerine uzanan süreç, bilimsel bilginin teknolojik gelişmeyle nasıl bütünleştiğini ortaya koymaktadır.”

modern diş hekimliği ile erken dönem hekimlik arasındaki hasta-hekim farkı 

Tarihi dental aletlerin hasta-hekim ilişkisine dair ipuçları taşıdığını ifade eden Delen, “Tarihi dental aletler aynı zamanda tıp tarihinin hasta-hekim ilişkisine ilişkin boyutlarını da görünür kılar. Geçmişte kullanılan büyük ve mekanik aletler, müdahalenin doğrudan göz önünde gerçekleşmesi, erken dönemlerdeki sterilizasyon ve koruyucu ekipman anlayışlarının bugünkünden farklı olması gibi unsurlar, modern diş hekimliği deneyimiyle önemli bir karşıtlık oluşturur” dedi.

Toplumdaki dental fobinin kaynağı konusunda ise temkinli bir değerlendirme yapan Müze Müdürü, şu ifadeleri kullandı:

“Bu noktada dental korku ve kaygının tarihsel boyutu da ayrıca değerlendirilebilir. Bugünkü dental fobinin yalnızca geçmişte kullanılan aletlerden kaynaklandığını söylemek doğru olmayacaktır; ancak tarihsel dental uygulamaların görsel ve deneyimsel özelliklerinin toplumun diş hekimliği algısının oluşumunda etkili bir kültürel arka plan oluşturduğu düşünülebilir.”

Müzedeki aletlerin salt tıbbi araç olarak görülemeyeceğini vurgulayan Delen, “Müzedeki aletler yalnızca tıbbi araçlar değildir. Her biri aynı zamanda belirli bir dönemin bilimsel bilgi düzeyini, üretim teknolojisini, estetik anlayışını, hasta-hekim ilişkisini ve sağlık kültürünü belgeleyen maddi kültür unsurlarıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Ziyaretçileri En Çok Şaşırtan Obje 1898 Tarihli Davye oldu

Bu karşıtlığın en somut örneği ise koleksiyondaki bir çekim aleti oldu. Ziyaretçiler üzerinde en güçlü etkiyi bırakan objeyi anlatan Delen, “Ziyaretçiler üzerinde en güçlü etkiyi yaratan objelerden biri, geçmişte diş çekimlerinde kullanılan davye, yani halk arasında bilinen adıyla diş kerpetenidir” dedi.

Koleksiyondaki örneğin ayrıntılarını aktaran Müze Müdürü, objenin tarihini ve üzerindeki ibareleri şu sözlerle anlattı:

“Müzemizde bulunan örneklerden biri 1898 yılına tarihlenmektedir ve üzerinde Osmanlı Türkçesiyle 'Gülhane Seririyat Hastanesi' ibaresi bulunmaktadır. Objenin üzerinde ayrıca Osmanlı arması ve ay yıldız motifi yer almaktadır.”

Söz konusu davyenin yalnızca bir tıbbi alet olarak okunmaması gerektiğini vurgulayan Delen, “Bu özellikleri nedeniyle söz konusu davye yalnızca bir diş çekim aleti olarak değerlendirilmemelidir. Aynı zamanda Osmanlı döneminin tıp tarihi, kurum tarihi, üretim teknolojisi ve estetik anlayışı açısından da önemli bir maddi kültür nesnesidir” dedi.

Gülhane Seririyat Hastanesi/1898 - Davye

Objenin bağlamını anlamak açısından hastanenin kuruluş tarihine de dikkat çeken Müze Müdürü Delen, “Gülhane Seririyat Hastanesi'nin 1898 yılında açılmış olması da bu objenin tarihsel bağlamını anlamak açısından önemlidir. Hastane, dönemin modern tıp eğitimi ve uygulamalarının önemli merkezlerinden biri olarak faaliyet göstermiştir” bilgisini paylaştı.

Müzayededen Müze Vitrinine

Davyenin koleksiyona katılma süreci de koleksiyonun nasıl oluşturulduğuna dair bir örnek sunuyor. Delen, “Davyenin özel bir müzayede sonucunda müze koleksiyonuna kazandırılmış olması da koleksiyonun oluşturulma sürecinin önemli örneklerinden biridir” dedi ve objenin sunduğu okuma imkânını şöyle özetledi:

“Objeye baktığımızda yalnızca geçmişte bir dişin nasıl çekildiğini değil, aynı zamanda o dönemin tıbbi kurumlarını, üretim kapasitesini ve sağlık anlayışını da okuyabiliyoruz.”

Ziyaretçilerin verdiği tepkiyi son derece anlaşılır bulduğunu ifade eden Müze Müdürü, geçmiş ile bugün arasındaki farkı şu karşılaştırmayla ortaya koydu:

Ziyaretçilerin bu objeye karşı duyduğu şaşkınlık aslında oldukça anlaşılırdır. Günümüzde diş hekimliği denildiğinde gelişmiş görüntüleme sistemleri, lokal anestezi, sterilizasyon protokolleri ve yüksek hassasiyetli cihazlar akla geliyor. Geçmişin aletleriyle karşılaşıldığında ise modern diş hekimliğinin neden bu kadar büyük bir dönüşüm geçirdiği çok daha somut biçimde anlaşılabiliyor.”

Müzeyi bir depo ya da vitrin olarak tanımlamadığını belirten Delen, “Diş Sağlığı Müzesi'ni yalnızca geçmişe ait objelerin korunduğu bir mekan olarak değerlendirmiyorum. Müze, geçmiş ile bugün arasında bilgi ve deneyim aktarımının gerçekleştiği bir kültürel iletişim alanıdır” dedi.

Sağlık ve tıp müzelerinin tarihsel işlevine dikkat çeken Delen, bu kurumların bugünkü potansiyelini şöyle anlattı:

“Sağlık ve tıp müzelerinin tarihsel olarak yalnızca nesneleri koruma işlevi taşımadığı; aynı zamanda eğitim, kamusal sağlık iletişimi ve toplumsal farkındalık oluşturma amacıyla kullanıldığı bilinmektedir. Günümüzde bu müzelerin sağlık okuryazarlığını destekleyen ve bilimsel bilgiyi toplumla buluşturan kurumlar olarak yeniden değerlendirilmesi önem taşımaktadır.”

Ziyaretçiden beklenen çıkarımı ise Delen şu sözlerle tarif etti:

“Ziyaretçinin müzeden yalnızca 'Geçmişte ne kadar ilginç aletler kullanılıyormuş' düşüncesiyle ayrılmasını istemiyoruz. Bunun ötesinde, bugün sahip olduğumuz ağız ve diş sağlığı olanaklarının tarihsel bir birikimin sonucu olduğunu fark etmesini amaçlıyoruz.”

Çocukları korkutmadan diş hekimliğini anlatmak mümkün 

Müzenin özellikle çocuklar ve gençler için güçlü bir eğitim alanı olduğunu belirten Delen, bu yaklaşımın diş hekimliği algısını dönüştürebileceğini söyledi:

“Özellikle çocuklar ve gençler açısından müzenin önemli bir eğitim alanı olduğuna inanıyorum. Diş hekimliğini yalnızca korku, ağrı veya tedavi kavramları üzerinden anlatmak yerine merak, keşif, bilim ve tarih üzerinden anlatmak mümkün. Bu yaklaşımın, çocukların diş hekimliğiyle kurduğu ilişkinin daha olumlu bir zemine taşınmasına katkı sağlayabileceğini düşünüyorum. Müze bünyesinde gerçekleştirilen eğitim ve atölye çalışmalarının da bu açıdan önemli bir işlevi bulunuyor.”

İdeal ziyaretçi deneyimini tanımlayan Müze Müdürü Dilara Delen, “Bizim için ideal ziyaretçi deneyimi, kişinin geçmişi öğrendikten sonra kendi sağlığı üzerine düşünmeye başlamasıdır. Başka bir ifadeyle ziyaretçinin müzeden 'Geçmişte ne vardı?' sorusunun yanı sıra 'Bugün sahip olduğum imkânları nasıl değerlendirebilirim?' sorusuyla ayrılmasını istiyoruz” dedi.

Diş Sağlığı Müzesi'ni Diğer Sağlık Müzelerinden Ayıran Özellik Ne?

Müzeyi özgün kılan unsurun disiplin sınırlarını aşan yapısı olduğunu söyleyen Delen, “Diş Sağlığı Müzesi'ni özgün kılan temel özelliklerden biri, tek bir disiplinin sınırları içerisinde kalmamasıdır. Burada arkeoloji, antropoloji, tıp tarihi, diş hekimliği, endüstri tarihi, sanat tarihi ve müzecilik perspektifleri bir araya geliyor” ifadelerini kullandı.

Bu yaklaşımın sergileme kurgusuna da yansıdığını belirten Müze Müdürü, müzenin içeriğini şöyle anlattı:

“Müzenin tematik yapısında da bu disiplinler arası yaklaşımı görmek mümkün. Dişin arkeolojisi ve anatomisinden ağız bakımına, diş hastalıklarından diş hekimliğinin tarihsel gelişimine kadar uzanan içerik, dişi yalnızca biyolojik bir yapı olarak değil; insan, toplum, bilim ve kültür arasındaki ilişkilerin bir parçası olarak ele almaktadır. Müzenin kurumsal tanımında da bu temalar ve dental endüstri mirasının korunması temel çalışma alanları arasında belirtilmektedir.”

Bir arkeolog olarak en çok önemsediği noktayı vurgulayan Delen, “Ben bir arkeolog olarak özellikle şu noktayı önemsiyorum: Geçmişi yalnızca geçmişte bırakmamak” dedi ve ekledi:

“Bir objeyi vitrinde gördüğümüzde onun üzerinden insanı, toplumu, teknolojiyi, üretim biçimlerini ve değişimi okuyabiliyorsak, müze gerçek anlamda yaşayan bir hafıza mekânına dönüşür.”

Müzenin nasıl konumlandırılması gerektiğine ilişkin ise Müze Müdürü Delen, “Diş Sağlığı Müzesi'nin yalnızca diş hekimliği tarihini anlatan bir müze olarak değil, insanın biyolojik varlığıyla kültürel üretimi arasındaki ilişkiyi görünür kılan bir kurum olarak değerlendirilmesini önemsiyorum” açıklamasında bulundu.

‘Diş, Biyolojik Olduğu Kadar Kültürel Bir Varlıktır’

Dişin taşıdığı kültürel katmanları anlatan Delen, sözlerini şöyle sürdürdü:

Diş, biyolojik olduğu kadar kültürel bir varlıktır. Beslenme alışkanlıklarından sağlık uygulamalarına, estetik anlayışından teknolojik üretime, toplumsal alışkanlıklardan bilimsel gelişmelere kadar çok geniş bir alanın izlerini taşır. Arkeolojik araştırmaların dental kalkülüs ve diş dokuları üzerinden geçmiş beslenme, sağlık ve yaşam biçimlerine ilişkin yeni veriler ortaya koyması da bunun bilimsel açıdan ne kadar güçlü bir araştırma alanı olduğunu gösteriyor.”

Müzenin nihai hedefini tanımlayan Müze Müdürü, "Hedefimiz yalnızca dişin tarihini anlatmak veya objeleri sergilemek değil; diş üzerinden insanı, insan üzerinden toplumu ve toplum üzerinden bilim, teknoloji, sanat ve kültür tarihini okuyabilen evrensel bir anlatı kurmak" dedi.

Röportajı müzenin gerçek değerine ilişkin bir değerlendirmeyle tamamlayan Dilara Delen, “Diş Sağlığı Müzesi'ni de bu anlamda geçmişin bilgisini geleceğin sağlık bilincine aktaran bir köprü olarak görüyorum. Müzenin gerçek değerinin, koruduğu objelerin sayısından çok, bu objeler aracılığıyla ziyaretçide oluşturduğu düşünsel ve kültürel farkındalıkta ortaya çıktığına inanıyorum” sözleriyle konuştu.

diş sağlığı müzesi hakkında

  
Kurucu kuruluşDiş Malzemeleri Sanayici ve İşadamları (DİŞSİAD)
StatüKültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Özel Müze
Kuruluş çalışmalarının başlangıcı2018
Ziyarete açılış tarihi24 Mart 2022
Müze MüdürüUzman Arkeolog Dilara Delen
Temel temalarDişin arkeolojisi ve anatomisi, ağız bakımı, diş hastalıkları, diş hekimliğinin tarihsel gelişimi, dental endüstri mirasının korunması
Öne çıkan eser1898 tarihli, üzerinde Osmanlı Türkçesiyle "Gülhane Seririyat Hastanesi" ibaresi, Osmanlı arması ve ay yıldız motifi bulunan davye

diş sağlığı müzesi hakkında sıkça sorulan sorular

  • Diş Sağlığı Müzesi ne zaman açıldı?

Müzenin kuruluş çalışmaları 2018 yılında müze bilimciler, ilgili kurum ve kuruluşlar ile farklı disiplinlerden uzmanların iş birliğiyle başladı. Müze, 24 Mart 2022 tarihinde ziyarete açıldı.

  • Diş Sağlığı Müzesi hangi kuruluşa bağlı?

Müze, Diş Malzemeleri Sanayici ve İşadamları (DİŞSİAD) tarafından kuruldu ve Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Özel Müze statüsünde faaliyet gösteriyor.

  • Diş hekimliği tarihsel süreçte nasıl değişti?

Müze Müdürü Dilara Delen'in ifadesiyle diş hekimliği, "yalnızca müdahale ve çekim üzerine kurulu bir uygulama alanından, teşhis, koruyucu sağlık, restorasyon, tedavi ve rehabilitasyonu kapsayan bilimsel bir disipline" dönüştü. Bu dönüşüm el aletlerinden mekanik sistemlere, oradan elektrikli cihazlara ve günümüzde dijital görüntüleme ile hassas üretim teknolojilerine uzanıyor.

  • Dişler arkeolojik araştırmalarda neden önemlidir?

Dişler, arkeolojik bağlamlarda uzun süre korunabildikleri için geçmiş toplumların yaşam koşullarını araştırmada önemli kaynaklar sunuyor. Dişin morfolojisi, aşınma biçimleri ve patolojik değişimleri geçmiş toplumların beslenmesi, ağız sağlığı ve yaşam pratikleri hakkında bilgi veriyor.

  • Dental kalkülüs (diş tartarı) nedir, ne işe yarar?

Dental kalkülüs, dişin çevresinde biriken sert tabakadır. Delen'in aktardığına göre bu birikim içerisinde korunabilen bitkisel mikrofosiller, nişasta granülleri, mikrobiyal kalıntılar ve biyomoleküler veriler, geçmiş beslenme ve sağlık koşullarının yeniden değerlendirilmesine katkı sağlıyor.

  • Davye nedir?

Davye, geçmişte diş çekimlerinde kullanılan alettir; halk arasında diş kerpeteni olarak biliniyor. Müze koleksiyonundaki 1898 tarihli örnek, ziyaretçiler üzerinde en güçlü etkiyi bırakan objelerden biri olarak öne çıkıyor.