JAMA Dermatology dergisinde yayımlanan iki faz 3 çalışmada, şiddetli saçkıran hastalarında upadacitinib tedavisinin plaseboya kıyasla belirgin saç çıkışı sağladığı bildirilmektedir. Uzmanlar, bu tedavi yönteminin uzun dönem güvenlik izlemini vurgulamaktadır.
Upadacitinib Tedavisinin Etkileri Neler?
Yapılan araştırmalar, şiddetli alopecia areata hastalarında ağızdan alınan upadacitinibin, 24 haftalık bir süre zarfında plaseboya göre belirgin bir saç çıkışı sağladığını göstermektedir. Yüksek doz grubunda yer alan hastaların yarısından fazlası, saçlı deride en az yüzde 80 kaplamaya ulaştı. Ayrıca, beşte birden fazla hastada SALT 0 olarak tanımlanan tam saçlı deri yanıtı elde edildi.
Alopecia areata, bağışıklık sisteminin saç köklerini hedef alması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Saç kaybı genellikle küçük yamalar halinde başlarken, bazı bireylerde saçlı derinin büyük bölümüne ve kaşlara, kirpiklere kadar ilerleyebilmektedir. Bu hastalığın bulaşıcı olmadığı belirtilmektedir.
Upadacitinib'in Mekanizması Nasıl İşliyor?
Upadacitinib, JAK inhibitörleri grubunda yer alan bir ilaçtır. JAK, bağışıklık hücrelerinin iletişimini sağlayan Janus kinaz yollarını ifade eder. Bu yollar aşırı çalıştığında, saç köklerinin çevresinde iltihabi baskı artabilir. Upadacitinib'in hedefi, bu aşırı bağışıklık sinyallerini azaltarak saç köklerine yönelik saldırıyı zayıflatmaktır.
Çalışmalar, upadacitinib tedavisinin her hasta için aynı sonucu vermeyeceğini göstermektedir. Araştırmalar, UP-AA1 ve UP-AA2 adı verilen iki paralel faz 3 çalışmadan oluşmaktadır. Katılımcılar, 12 ila 64 yaş arasında, şiddetli saçkıranı olan toplam 1.399 erişkin ve ergen hastadır.
Çalışmanın Bulguları ve Güvenlik Verileri Neler?
Katılımcıların başlangıçtaki ortalama SALT skoru 83,9 olarak belirlenmiştir. Bu skor, saçlı derideki saç kaybını ölçen klinik bir değerlendirme olup, hastaların ortalama olarak saçlı derilerinin yaklaşık yüzde 84’ünde kayıp yaşadığını göstermektedir. Hastalar, 24 hafta boyunca günde bir kez 15 mg veya 30 mg upadacitinib ya da plasebo almışlardır. Araştırmanın ana hedefi, 24. haftada SALT skorunun 20 veya altına inmesidir.
15 mg upadacitinib alan grupta bu hedefe ulaşanların oranı iki çalışmada yüzde 45,2 ve yüzde 44,6 olarak bildirilmiştir. 30 mg alan grupta ise bu oran yüzde 55,0 ve yüzde 54,3’e çıkmıştır. Plasebo grubunda ise oranlar yüzde 1,5 ve yüzde 3,4 düzeyinde kalmıştır. Tam saçlı deri yanıtı olarak tanımlanan SALT 0 oranı, 30 mg upadacitinib alanlarda yüzde 20,3 ve yüzde 22,5 olarak kaydedilmiştir.
Yanıtın bazı hastalarda 8. haftadan itibaren görülmeye başladığı aktarılmıştır. Çalışmada yalnızca saçlı deri değil, kaş ve kirpik kaybı da izlenmiştir. Upadacitinib alan gruplarda kaş ve kirpik görünümünde plaseboya kıyasla daha belirgin iyileşme rapor edilmiştir. Ancak, çalışmanın sonuçları, ilacın her hasta için uygun olduğu veya hekimsiz kullanılabileceği anlamına gelmemektedir.
Güvenlik bulgularında yeni bir risk sinyali bildirilmemiştir. En sık görülen istenmeyen etkiler, üst solunum yolu enfeksiyonu, akne, nazofarenjit ve kanda kreatin fosfokinaz yüksekliği olmuştur. Ciddi istenmeyen olaylar, 15 mg grubunda yüzde 1,6; 30 mg grubunda yüzde 2,3; plasebo grubunda ise yüzde 0,4 olarak kaydedilmiştir. JAK inhibitörleri, bağışıklık sistemi üzerinde etkili ilaçlar olduğundan, ciddi enfeksiyon, pıhtı, kalp-damar olayı ve bazı kanser riskleri açısından hasta bazında değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Özellikle ileri yaş, sigara öyküsü, bağışıklık baskılanması, geçirilmiş pıhtı veya kalp-damar hastalığı olan bireylerde karar dermatoloji uzmanı tarafından verilmelidir. Saçkıran tedavisinde en doğru yaklaşım, hastalığın yaygınlığı, süresi, kaş ve kirpik tutulumu, eşlik eden bağışıklık hastalıkları ve hastanın risk profiline göre belirlenmektedir. Yeni çalışma, upadacitinibin şiddetli alopecia areata için güçlü bir tedavi adayı olabileceğini göstermektedir; uzun dönem güvenlik ve kalıcılık verileri ise izlenmeye devam etmektedir.
