Türkiye'nin yakın tarihine dair çarpıcı iddialar ve arşiv belgeleri tartışılmaya devam ederken, emekli Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Demir sosyal medya hesabı üzerinden dikkat çekici bir paylaşıma imza attı.
Konuya ilişkin olarak 'Ben bunu yeni öğrendim' ifadelerini kullanan Demir, geçmiş dönemdeki bazı mülk devirleri ve mali denetim raporlarına dikkat çekti.
Demir'in aktardığı bilgilere göre, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, vefatından evvel kaleme aldığı vasiyetnamesinde taşınmaz varlıklarının ve hisselerinin bir bölümünü Cumhuriyet Halk Partisi'ne (CHP) bıraktı.
Çankaya Köşkü'nün yer aldığı geniş arazi ile buradaki yapıların bir kısmının Atatürk'ün şahsi mülkiyetinde bulunması sebebiyle, vefatının ardından bu alanlar partinin mülkiyetine geçti.
1949 Yılındaki Satış Süreci ve Detayları
Tarihler 1949 yılını gösterdiğinde, dönemin iktidar partisi olan CHP ile devlet makamları arasında dikkat çeken bir anlaşma yapıldı. Yapılan bu mutabakat çerçevesinde, Çankaya Köşkü sınırları dahilinde bulunan ve CHP mülkiyetindeki 8 ayrı parsel (yaklaşık 44 bin metrekarelik arazi), 1 milyon 772 bin 20 lira 50 kuruş bedelle devlete satıldı. Söz konusu satış işleminin gerçekleştirilebilmesi maksadıyla, 1949 yılı bütçesine özel ödenek tahsis edildiği kaydedildi.
Maliye Müfettişi Raporu ve Usulsüzlük İddiaları
Demokrat Parti iktidara geldikten sonra Maliye Bakanlığı tarafından söz konusu döneme yönelik kapsamlı teftişler gerçekleştirildi. Maliye Müfettişi Lütfü Kamu tarafından kaleme alınan 21 Aralık 1950 tarihli raporda, devir ve satış işlemlerinde çeşitli kanuna aykırılıklar ile usulsüzlüklerin tespit edildiği rapor edildi.
Hazırlanan raporda özetle, satış tekliflerinin parti tarafından doğrudan Maliye Bakanlarının şahıslarına iletildiği, bütçeye özel ödenek konulduğu ve fiyat takdir ile parsel işlemlerinde usulsüzlükler yaşandığı vurgulandı.
Af Kanunu Sebebiyle Yargıya Taşınamadı
Maliye Müfettişi tarafından hazırlanan raporda yer alan tespitlere ve usulsüzlük iddialarına rağmen, Demokrat Parti iktidarının çıkardığı af kanunu (veya ilgili genel af düzenlemeleri) bu suçları kapsadığı için konu yargı makamlarına intikal ettirilemedi ve herhangi bir dava açılmadı.
Söz konusu olay, ilerleyen yıllarda arşiv belgelerinin gün yüzüne çıkmasıyla birlikte popüler tarih tartışmalarında sıkça gündeme gelmeye devam ediyor.
(Kaynak ve Görsel: Yeni Akit)
