Enerji İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mahmud Altunsoy, “Masumiyet Karinesi” başlıklı köşe yazısında, kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadan kişilerin suçlu ilan edilmesinin doğurabileceği sonuçlara dikkat çekti. Altunsoy, 28 Şubat süreci ve FETÖ döneminde yaşananları hatırlatarak, geçmişte kullanılan yöntemlerin bugün yeniden gündeme gelip gelmediğinin sorgulanması gerektiğini belirtti.
28 Şubat ve FETÖ dönemine dikkat çekti
Altunsoy, yazısında masumiyet karinesini, hakkında iddia bulunan bir kişinin kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadığı sürece suçlu kabul edilmemesi şeklinde tanımladı. Bu ilkenin uygulanmasının önemine vurgu yapan Altunsoy, yakın tarihte yaşanan bazı olayların bu açıdan önemli örnekler barındırdığını ifade etti.
28 Şubat sürecinde askerî vesayet odakları ve bunların etkisindeki medya üzerinden dindar kesimler, siyasetçiler ve bürokratlara yönelik kara propaganda ve algı operasyonları yürütüldüğünü savunan Altunsoy, bazı kişilerin haklarında kesinleşmiş yargı kararı bulunmadan kamuoyu önünde suçlu ilan edildiğini ve itibar suikastlarına maruz bırakıldığını belirtti.
Yazısında FETÖ dönemine de değinen Altunsoy, örgütün kendisine karşı olduğunu veya önünde engel olarak gördüğünü düşündüğü kişileri tasfiye etmek ve kamuoyu algısını yönlendirmek amacıyla çeşitli yöntemler kullandığını ileri sürdü.
Bu kapsamda sahte veya manipüle edilmiş dijital deliller, yasa dışı dinlemeler, kayıtlar, medya kampanyaları ve isimsiz ihbarlar gibi yöntemlerin kullanıldığını belirten Altunsoy, Ergenekon, Balyoz ve Askerî Casusluk davalarında çok sayıda asker ve bürokratın suçlandığını ve uzun yıllar süren yargı süreçlerinin sanığı hâline getirildiğini kaydetti.
‘Yöntemler farklıydı ama amaç çoğu zaman aynıydı’
Altunsoy, hedef alınan kişilerin özel hayatlarına ilişkin görüntü veya ses kayıtlarının kamuoyu oluşturmak amacıyla kullanılabildiğini, medya ve sosyal medya üzerinden yürütülen kampanyalarla kişilerin yargı kararı öncesinde toplum nezdinde mahkûm edilmeye çalışıldığını ifade etti.
İsimsiz ve asılsız ihbarların da bazı kişiler hakkında soruşturma açılması, görevden uzaklaştırma süreçlerinin başlatılması veya kariyerlerinin engellenmesi amacıyla kullanılabildiğini savunan Altunsoy, farklı yöntemlerin ortak amacının kişileri itibarsızlaştırmak ve tasfiye etmek olduğunu öne sürdü.
Yazıda ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki bazı subayların sahte dijital deliller, fuhuş ve casusluk suçlamaları üzerinden tasfiye edildiği, siyasi figürlere yönelik kaset operasyonları ve montaj kayıtlarla siyasi süreçlerin etkilenmeye çalışıldığı iddialarına yer verildi. Altunsoy, 2011 yılında MHP yöneticilerine yönelik kaset operasyonları ve sonrasında yaşanan istifaları bu kapsamda örnek gösterdi.
Bürokrat ve akademisyenlerin de isimsiz ihbarlar, kurumsal baskılar ve asılsız soruşturmalarla sindirildiğini ileri süren Altunsoy, gazeteci ve yazarların ise ağır suçlamalar ve davalarla karşı karşıya bırakılarak muhalif medyanın susturulmaya çalışıldığını belirtti.
Yeni Şafak’ın 3 Ağustos 2026 tarihli haberine atıf
Altunsoy, geçmişte yaşanan gelişmelerin neden yeniden hatırlanması gerektiğini ise “aynı yöntemlerin bugün tekrar edilip edilmediğinin sorgulanması” gerektiği görüşüyle açıkladı.
Yazısında Yeni Şafak gazetesinin 3 Ağustos 2026 tarihli manşetine de değinen Altunsoy, gazetede “FETÖ’nün İstediği Tasfiyeler” başlığının kullanıldığını aktardı.
Söz konusu haberde, 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen bazı kurumlardaki FETÖ yapılanmasına ilişkin tartışmaların sürdüğünün ileri sürüldüğünü belirten Altunsoy, özellikle 2012 yılından itibaren örgütle mücadele ettiği belirtilen bazı kadroların tasfiye edilmesinin kuşku oluşturduğu yönündeki iddialara dikkat çekti.
Altunsoy, haberde FETÖ'nün geçmişte kendi mensuplarına veya sempatizanlarına kadro açmak amacıyla çeşitli kumpaslarla “yol temizliği” yaptığı yönündeki değerlendirmelerin yer aldığını, günümüzde ise yargı ve güvenlik birimlerinde FETÖ ile mücadele ettiği belirtilen bazı isimlerin sistemli şekilde tasfiye edildiğinin iddia edildiğini aktardı.
‘Masumiyet karinesi herkes için geçerli olmalı’
Altunsoy, yazısının sonunda masumiyet karinesinin siyasi görüş, kişisel yakınlık veya toplumsal aidiyet üzerinden değişebilecek bir ilke olmadığını vurguladı.
Bir kişi hakkında suçlama yöneltilmesi ile söz konusu suçlamanın kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadan hükme dönüştürülmesinin birbirinden farklı olduğunu belirten Altunsoy, geçmişte karşı çıkılan yöntemlerin bugün farklı kişiler üzerinde uygulanması hâlinde tartışmanın kişilerin kimliğinden çıkarak yöntemin kendisine odaklanması gerektiğini ifade etti.
Altunsoy, geçmişte yaşananlarla bugün gündeme getirilen iddialar arasında benzerlik bulunup bulunmadığı ve bu alanda herhangi bir değişim yaşanıp yaşanmadığı sorusunun okuyucular tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirterek yazısını tamamladı.
