Mahmud Altunsoy, yazısında Türkiye'nin nüfus yapısında son yaklaşık 100 yılda yaşanan değişime dikkat çekti. Cumhuriyet'in ilk genel nüfus sayımının yapıldığı 1927 yılında nüfusun yüzde 75,8'inin kırsal kesimde yaşadığını hatırlatan Altunsoy, tarım ve hayvancılığın o dönemde milyonlarca kişinin temel geçim kaynağı olduğunu ifade etti.
Kırsal nüfus azalırken üretim yapısı değişti
Günümüzde ise nüfusun büyük ölçüde şehir merkezlerinde toplandığını belirten Altunsoy, TÜİK verilerine göre nüfusun yüzde 6,4'ünün belde ve köylerde, yüzde 93,6'sının ise il ve ilçe merkezlerinde yaşadığını kaydetti.
Altunsoy, kırsal nüfusun azalmasıyla birlikte küçük üretici sayısının da düştüğünü, buna karşılık artan nüfus ve büyüyen şehirlerin gıda ihtiyacının karşılanmasında büyük şirketlerin üretim ve tedarik zincirindeki ağırlığının arttığını dile getirdi.
Pestisit kalıntıları ve sınırdan geri çevrilen ürünler
Yazısında tarımsal üretimde kullanılan kimyasallar ve pestisitlere de değinen Altunsoy, daha fazla ve daha hızlı üretim ihtiyacının bu konudaki tartışmaları artırdığını belirtti.
Türkiye'den ihraç edilen bazı tarım ürünlerinin, pestisit kalıntılarının izin verilen maksimum limitleri aşması veya yasaklı etken maddelerin tespit edilmesi nedeniyle zaman zaman sınırdan geri çevrildiğine ilişkin haberlerin gündeme geldiğini aktaran Altunsoy, bu ürünlerin daha sonra nasıl işlem gördüğü sorusunun kamuoyunda cevap beklediğini ifade etti.
Altunsoy, söz konusu ürünlerin iç piyasaya sürüldüğü yönündeki iddiaların da uzun süredir tartışıldığını belirterek, böyle bir uygulamanın bulunması halinde ürünlerin Türkiye'deki tüketicilere hangi şartlarda ulaştığının açık biçimde ortaya konulması gerektiğini kaydetti.
'Mesele yalnızca pestisit değil'
Gıda sektöründeki tartışmanın yalnızca pestisitlerle sınırlı olmadığını vurgulayan Altunsoy, şirketlerin kâr amacıyla faaliyet göstermesinin doğal olduğunu ancak gıda gibi insan hayatını doğrudan ilgilendiren bir alanda üretim ve tedarikin az sayıda büyük yapının elinde toplanmasının farklı sorunları beraberinde getirebileceğini ifade etti.
Altunsoy, üretimin sınırlı sayıda büyük aktörün kontrolünde yoğunlaşmasının, yalnızca üretim biçimleri üzerinde değil, ürünlerin fiyatlandırılması konusunda da bu şirketlerin pazarlık gücünü artırabileceğini belirtti. Tekelleşme tartışmasının da bu noktada ortaya çıktığını dile getirdi.
Kırsalı yeniden cazip hâle getirecek politikalar önerdi
Mahmud Altunsoy, şehirlerin nüfus baskısıyla karşı karşıya kalırken kırsal bölgelerin giderek boşaldığına dikkat çekerek, özellikle genç nüfusu tarım ve hayvancılığa yönlendirecek planlı ve uzun vadeli üretim politikalarının uygulanabileceğini ifade etti.
Ancak insanlara yalnızca köye dönerek üretim yapmaları çağrısında bulunmanın yeterli olmayacağını belirten Altunsoy, kırsalda yaşamın yeniden cazip hâle getirilmesi için barınma, eğitim, sağlık ve ulaşım imkânlarının geliştirilmesi gerektiğini kaydetti. Üretim destekleri ve alım garantilerinin de bu sistemin önemli parçaları arasında yer alması gerektiğini vurguladı.
Altunsoy, şehirlerde yaşayan nüfusun belirli bir bölümünün planlı teşviklerle kırsal üretime kazandırılmasının üretici sayısını artırabileceğini, üretimde alternatif oluşturabileceğini ve gıda piyasasında birkaç büyük şirketin hâkimiyetini sınırlayabileceğini ifade etti.
'Gıdada gerçek güvence üreticinin çoğalması'
Kırsal üretimin güçlenmesinin yalnızca tarım ve hayvancılığa katkı sağlamayacağını belirten Altunsoy, şehirlerdeki nüfus baskısının azalabileceğini, kırsal bölgelerin yeniden canlanabileceğini ve istihdamın artabileceğini dile getirdi.
Mahmud Altunsoy, temel gıda ihtiyacının karşılanmasında ülkenin daha güçlü bir yapıya kavuşmasının yolunun üretimi mümkün olduğunca geniş bir üretici kitlesine yaymaktan geçtiğini belirterek, gıdada güvenliğin yalnızca üretim miktarıyla değil, üretici sayısının artırılmasıyla da sağlanabileceğini ifade etti.
