Altunsoy, ekonomide açıklanan rakamların doğrudan insanların yaşam koşullarına yansıdığını belirterek, hayat pahalılığının marketten kiraya, ulaşımdan eğitime kadar birçok alanda hissedildiğini ifade etti.
Döviz kuru ve akaryakıt fiyatlarındaki artışa dikkat çekti
Mahmud Altunsoy, Türkiye'de 2000'li yılların başından itibaren bir süre döviz kurunun görece istikrarlı bir seyir izlediğini ve Türk Lirası'nın değerini büyük ölçüde koruduğunu belirtti.
Altunsoy, 2003 yılı Aralık ayında yaklaşık 1,39 TL olan Amerikan dolarının 2015 yılı Ocak ayında 2,39 TL seviyesinde bulunduğunu hatırlatarak, bu dönemdeki görece istikrarın enflasyonun sınırlanmasında etkili olduğunu dile getirdi.
Sonraki yıllarda ekonomik tablonun değiştiğini belirten Altunsoy, Temmuz 2018'de yaklaşık 4,83 TL olan dolar kurunun bugün 47 TL'nin üzerine çıktığını ifade etti. Akaryakıt fiyatlarında da benzer bir artış yaşandığını kaydeden Altunsoy, 2017'de yaklaşık 4,70 TL olan motorinin litre fiyatının bugün 72 TL civarında olduğunu belirtti.
Enflasyon günlük yaşamın her alanında hissediliyor
Enflasyonun yalnızca döviz kuru ve akaryakıt fiyatlarından kaynaklanmadığını vurgulayan Altunsoy, hammadde, enerji, nakliye ve ithal girdilerdeki maliyet artışlarının üretim fiyatlarını etkilediğini, bunun da tüketiciye yansıdığını ifade etti.
TÜİK'in Haziran 2026 verilerine göre yıllık enflasyonun yüzde 32,11 seviyesinde olduğunu hatırlatan Altunsoy, vatandaşların hayat pahalılığını yalnızca resmi istatistiklerde değil, günlük harcamalarında da doğrudan hissettiğini belirtti.
Altunsoy, market alışverişi, faturalar, kira, ulaşım ve eğitim giderlerindeki artışların enflasyonun toplum üzerindeki etkisini ortaya koyduğunu kaydetti.
Üretim ve istihdam üzerindeki baskı
Ekonomik sıkıntıların yalnızca tüketici fiyatlarını etkilemediğini ifade eden Altunsoy, üretim ve istihdam alanlarında da önemli sonuçlar ortaya çıktığını söyledi.
Türkiye'nin önemli sektörlerinden tekstil ve hazır giyimde, artan üretim, işçilik ve finansman maliyetleri nedeniyle bazı firmaların üretimlerinin bir bölümünü maliyetlerin daha düşük olduğu Mısır gibi ülkelere kaydırdığını belirten Altunsoy, üretimin başka ülkelere taşınmasının istihdam kaybı riskini de beraberinde getirdiğine dikkat çekti.
Gençlerin eğitim süreçlerinin ardından iş dünyasının ihtiyaç duyduğu mesleki becerilerle yeterince buluşamamasının da önemli bir sorun olduğunu kaydeden Altunsoy, bazı gençlerin mezuniyet sonrasında asgari ücretli işlere yönelmek zorunda kalmasının ekonomik olduğu kadar sosyal sonuçlar da doğurduğunu ifade etti.
Yüksek faiz ve yatırım tercihi
Mahmud Altunsoy, yazısında yüksek faiz oranlarının üretim ve yatırım kararları üzerindeki etkisine de değindi.
Üretim maliyetlerinin yükseldiği ve krediye erişimin pahalılaştığı bir ortamda sermaye sahiplerinin yatırımlarını üretim yerine faiz getirisi sağlayan araçlara yönlendirebildiğini belirten Altunsoy, bu durumun yeni yatırımların ve istihdam alanlarının oluşmasını zorlaştırabileceğini savundu.
Altunsoy, üretim yerine faiz gelirinin daha cazip hâle gelmesinin gelir dağılımı, geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısı üzerinde de etkili olduğunu ifade etti.
'Ekonomik sıkıntılar insan psikolojisini de etkiliyor'
Yazısında ekonomik sorunların toplumsal ve psikolojik sonuçlarına da değinen Altunsoy, geçtiğimiz günlerde Maliye'ye ait bir aracın lastiklerini bıçakladığı gerekçesiyle gözaltına alınan bir vatandaşın durumunu örnek gösterdi.
Söz konusu kişinin savunmasında e-tebligat yoluyla sürekli borç bildirimleri almasının psikolojisini olumsuz etkilediğini söylediğini aktaran Altunsoy, yapılan eylemin haklı görülemeyeceğini ancak ekonomik baskıların insan psikolojisi üzerindeki etkilerinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti.
Faiz ve ekonomik düzen tartışması
Faiz konusunun kendileri açısından yalnızca ekonomik bir mesele olmadığını ifade eden Altunsoy, İslam dininde faize ilişkin hükümlere de yazısında yer verdi.
Mahmud Altunsoy, ekonomik düzenin üretim, yatırım ve emek temelinde güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, bir ülkenin gerçek zenginliğinin yalnızca finansal kaynaklardan değil, üretim kapasitesi, fabrikaları, çalışanları ve ortaya koyduğu değerlerden oluştuğunu ifade etti.
