Ülkemizde Sendikal Anlayış: Emeğin Temsilinden Güç Odaklarına
2005 yılından bu yana sendikal mücadelenin içinde bulunan, çeşitli organlarda görev yapan ve profesyonel sendikacılık tecrübesi yaşamış biri olarak üzülerek ifade ediyorum ki ülkemizde sendikal hareketin en büyük sorunlarından biri, sendikacılığı bir emek mücadelesi olmaktan çıkarıp kişisel ikbal kapısına dönüştüren anlayıştır.
Sendikaların varlık sebebi; işçinin alın terini, hukukunu ve geleceğini korumaktır. Ancak ne yazık ki bazı sendikal yapılarda üyeler, temsil edilmesi gereken emekçiler değil; yalnızca aidat ödeyen bir gelir kaynağı olarak görülmektedir. İşçilerin ödediği aidatlarla ayakta duran bazı sendikalarda yöneticilerin milyonlarca liralık maaşlar alması, yılda birçok kez yüksek tutarlı ikramiyeler elde etmesi ve sendika bütçesinden çeşitli oranlarda harcama yetkilerini adeta sınırsız bir imkân gibi kullanmaları, sendikacılığın özüne zarar vermektedir.
Bu anlayış, bacasız bir fabrikanın işletilmesine benzemektedir. Üreten işçidir, bedel ödeyen üyedir; ancak kazanan çoğu zaman yönetici kadrolar olmaktadır. Bunun sonucunda ise gerçekten emeğin yanında duran, aldığı aidatı sosyal projelerle, hukuki desteklerle, eğitim faaliyetleriyle ve üyelerine sunduğu hizmetlerle geri döndüren liyakat sahibi sendikalar da aynı önyargılarla mücadele etmek zorunda kalmaktadır.
Bugün toplumda sendikalara duyulan güvenin azalmasının temel nedenlerinden biri de budur. Birkaç kötü örnek, yıllardır dürüstçe mücadele eden sendikaların da anlatım gücünü zayıflatmaktadır. Oysa gerçek sendikacılık; makam değil sorumluluk, ayrıcalık değil fedakârlık makamıdır.
Sorunun bir diğer boyutu ise mevcut sendikal mevzuattır. Üye, delege ve üst yönetim sistemindeki eksiklikler demokratik temsili zayıflatmaktadır. Delege seçimlerinin çoğu zaman belirli çevrelerin kontrolünde şekillenmesi, farklı görüşlerin önünü kapatmakta ve aynı isimlerin yıllarca koltuklarını korumasına zemin hazırlamaktadır. Böylece sendikal rekabet yerine statükonun hâkim olduğu bir yapı ortaya çıkmaktadır.
Bu durum yalnızca sendikalara değil, doğrudan işçi hareketine de zarar vermektedir. İşçiler sendikalara olan güvenini kaybetmekte, örgütlenme oranları düşmekte ve toplu pazarlık gücü her geçen gün zayıflamaktadır. Güçlü sendikacılık, güçlü işçi demektir. Güçlü işçi ise güçlü üretim ve güçlü Türkiye'nin temel taşlarından biridir.
Artık sendikacılıkta isimlerin değil ilkelerin konuşulduğu, kişilerin değil kurumların güçlendiği, hesap verilebilirliğin esas alındığı yeni bir anlayışa ihtiyaç vardır. Aidatın kutsallığı unutulmamalıdır. Çünkü o aidat; bir işçinin çocuğunun rızkından, evinin bütçesinden ve alın terinden ayrılarak ödenmektedir. Bu nedenle her kuruşun hesabı üyeye verilmelidir.
Gerçek sendikacı; üyelerinden alkış bekleyen değil, gerektiğinde onlar için bedel ödeyen kişidir. Makamı korumak için değil, işçinin hakkını korumak için mücadele eder. Sendikal görevler bir imtiyaz değil, ağır bir emanettir.
Enerji İşçileri Sendikası Genel Başkanı Sayın Mahmud Altunsoy'un şu sözleri ise yaşanan tabloyu en güzel şekilde özetlemektedir:
"Mücadele ederken sessizliğe bürünen telefonlar, zafer kazandığınızda çalmaya cesaret edememeli. Unutmayın; kalabalıklar sadece sonucu alkışlar, o sonuca giden yolda ödenen bedelleri görmezler. Sadece güneşli günlerde beliren sahte kalabalıklar değil; fırtınada yanınızda duran, emeğinize ve yolunuza değer katan insanların eksilmediği huzurlu günler dilerim." |
Bugün sendikal hareketin en büyük ihtiyacı; koltukları koruyan yöneticiler değil, emeği koruyan liderlerdir. Çünkü sendikalar birkaç kişinin makamını değil, milyonlarca emekçinin umudunu temsil etmektedir. Eğer bu umut kaybolursa yalnızca sendikalar değil, çalışma hayatının adalet duygusu da büyük yara alacaktır.
Unutulmamalıdır ki güçlü sendikalar, güçlü demokrasiye; güçlü demokrasi ise hakkını aramaktan korkmayan bilinçli emekçilere dayanır. Sendikacılığın yeniden güven kazanması için şeffaflık, liyakat, hesap verebilirlik ve üyeye hizmet anlayışı vazgeçilmez ilkeler olmalıdır. Ancak o zaman sendikalar yeniden işçinin gerçek yuvası ve emeğin en güçlü sesi olacaktır.
