En Kalabalık Ortamlardaki En Derin Yalnızlıklar
İnsan nedir? Ne için bu dünyadadır? Modern insanlık tarihi 5-6 bin yıllık bir geçmişe sahip ve insanlık var olduğu günden bu yana kendisinden başka bir yaşam, medeniyet ya da uygarlığın var olup olmadığını merak ediyor. Bununla ilgili teknolojiler geliştiriyor, bilimsel çalışmalar yapıyor, bütçeler ayırıyor, ya da her şeyin en başlangıcından incelersek, başka yaşamların olabileceğini düşünüyor. Çünkü bulunduğumuz dünyanın, içinde bulunduğu güneş sisteminin ve galaksimizin içinde bulunduğu evren, 13,8 milyar yıldır varlığını sürdürüyor. Aynı zamanda evren her geçen saniye daha da genişliyor. Aklımızın sınırlarını zorlayan bu kadar uzun bir geçmişe ve bu kadar büyüklüğün içerisinde keşfedebildiğimiz tek canlılar, dünyamızda yaşayanlar. Sizce de bu sayı biraz az değil mi?
Peki tüm bunlar ne için? Bizi, sadece yemekten, uyumaktan, boşaltım yapmaktan alıkoyan, şu an bu yazının yazılması da dahil tüm bu çaba ve arayış ne için? Bu sorunun, insan sayısı kadar cevabı olacağını düşünüyorum. Benim cevabım ise sosyallik arayışı olurdu. İnsan, sosyal bir varlık. Tek olmak, tek yaşamak ve tek ölmeye uygun değiliz. Bizi biz yapan yapıtaşlarımızdan biri de birlikte yaşamak. Çünkü buna ihtiyacımız var. Yardımlaşmaya, iletişimde olmaya, birbirimizle alışveriş yapmaya ve ortak noktalarda birleşmeye ihtiyacımız var. Sonra oluşturduğumuz “biz” yapısının kendi içinde yalnız kalmaması için başka “biz”lere ihtiyacı var. Bu nedenle aramaya, araştırmaya devam ediyoruz. Bu nedenle bilimsel çalışmalar, düşünsel çalışmalar yapıyoruz. Bu nedenle telefonu icat ettik, sonra interneti, sonra sosyal medyayı icat ettik. Sonra bunu zaman zaman kontrol edilemez bir hale getirdik. Bu kontrol edilemezliği sonrasında bir fırsata çevirmeyi öğrendik. Ancak burada bir çelişki beliriyor:
İnsan, tarih boyunca sosyallik ihtiyacıyla hareket ederken; bugün geldiğimiz noktada, bu ihtiyacı karşılama biçimimizin kendisi bu ihtiyaca mı hizmet ediyor yoksa bir sorun mu ortaya çıkarıyor?
Artık birbirimize ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Ama birbirimize temas etmek, hiç olmadığı kadar zor. Bir mesajla, bir “beğeniyle”, bir hikâye görüntülemesiyle iletişim kurduğumuzu sanıyoruz. Oysa çoğu zaman kurduğumuz şey, ilişki değil; bir iz bırakma çabası. Görülmek istiyoruz ama anlaşılmak için aynı çabayı göstermiyoruz. Bağ kurmak istiyoruz ama bağın gerektirdiği sabra katlanmak istemiyoruz. Sosyallik, niceliğe indirgenmiş durumda. Kaç kişiyle konuştuğumuz, kaç kişi tarafından takip edildiğimiz, kaç kişi tarafından onaylandığımız… Oysa insanın ihtiyacı olan şey sayılar değil, anlamlı temaslar. Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: Biz gerçekten birbirimizle mi ilişki kuruyoruz, yoksa birbirimizin imgeleriyle mi? Çünkü bugün çoğu ilişki, kişinin kendisiyle değil, sunduğu sanal iziyle kuruluyor. Filtrelenmiş hayatlar, seçilmiş anlar, düzenlenmiş duygular… Gerçekliğin yerini, yönetilebilir bir temsil alıyor. Bu da beraberinde şu paradoksu getiriyor: Hiç olmadığı kadar görünürüz ama hiç olmadığı kadar yalnızız.
İnsan sosyal bir varlıktır, evet. Ama bu sosyalliğin bir “derinliği” vardır. Yüzeyde kalan, hızla tüketilen, sürekli güncellenen ilişkiler; ihtiyacı karşılamak yerine daha da büyütür. Çünkü insan, yalnızca iletişim kurmak değil, “anlaşılmak” ister. Belki de sorun, sosyalliği araç olmaktan çıkarıp amaç haline getirmemizde yatıyor. Bağ kurmak için araç olarak geliştirdiğimiz teknolojiler, zamanla bağın kendisinin yerine geçti. Artık konuşmak için değil, görünmek için; paylaşmak için değil, varlığımızı kanıtlamak için oradayız. Ve bu noktada, baştaki soruya geri dönüyoruz: Tüm bu çaba ne için?
Eğer insanın temel ihtiyaçlarından biri gerçekten “birlikte olmak” ise, o zaman bugünkü sosyallik biçimimizin bu ihtiyacı ne kadar karşıladığını sorgulamak zorundayız. Çünkü bazen en kalabalık ortamlar, en derin yalnızlıkları üretir. Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey çok basit: Daha az kişiyle, daha gerçek ilişkiler kurabilmek. Daha az görünmek, ama daha çok temas edebilmek. Ve en önemlisi, bir başkasının gerçekten “orada” olduğunu hissedebilmek.
