"Haberin İşçisi"
İstanbul
Açık
31°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,6556 %0
53,3052 %-0.05
6.039,52 % 0,26
2.714.831 %-3.603

İşçinin En Büyük Gücü: Birlik

YAYINLAMA:
İşçinin En Büyük Gücü: Birlik

   "İşçinin işçiden başka dostu da yoktur, düşmanı da..."

   Bu cümle ilk bakışta sert gelebilir. Ancak yıllar boyunca iş hayatında, sendikal mücadelede ve emeğin içinde yaşananlar, bu sözün neden söylendiğini anlamaya yetiyor.

   Sendikacılık yalnızca toplu iş sözleşmesi imzalamaktan ibaret değildir. Asıl mesele; işçinin korkmadan konuşabildiği, eleştirebildiği, yöneticilerini denetleyebildiği ve gerektiğinde hesap sorabildiği bir düzen kurabilmektir. Çünkü denetlenmeyen her güç, zamanla amacından uzaklaşma riski taşır.

   Yirmi yıllık çalışma hayatımın önemli bir bölümü sendikal mücadelenin içinde geçti. Bu süreçte baskılar gördüm, disiplin cezaları aldım, görev değişiklikleriyle karşılaştım, işimi kaybettim, mahkeme koridorlarında yıllar geçirdim. Fakat bütün bunlar bana bir gerçeği öğretti: Mücadele eden insan kaybedebilir, fakat mücadeleden vazgeçen mutlaka kaybeder.

   Bugün sendikal hareketin en büyük ihtiyacı; kişilere bağlı bir anlayış değil, ilkelere bağlı bir anlayıştır. Sendika makamları, işçinin emanetidir. O emanetin sahibi yöneticiler değil, aidatıyla o yapıyı ayakta tutan emekçilerdir.

   Hiçbir sendika eleştirilemez değildir. Tam tersine, eleştiriden korkan yapılar zamanla üyelerinden uzaklaşır. Demokrasi yalnızca seçim günü değil, her gün yaşanmalıdır. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılımcılık sendikacılığın vazgeçilmez unsurlarıdır.

   Öte yandan işverenlerin de şunu unutmaması gerekir: Güçlü sendika, işletmenin düşmanı değildir. Haklarını bilen, huzurlu ve adalet duygusu gelişmiş çalışanlar üretimin de en önemli güvencesidir. Çatışmanın yerine sosyal diyaloğun hâkim olduğu işyerleri hem işçiyi hem de işvereni kazandırır.

   Bugün ülkemizde sendikalı olmanın bedelini ödeyen binlerce emekçi var. Ancak tarih göstermiştir ki hiçbir hak, kendiliğinden kazanılmamıştır. Sekiz saatlik çalışma süresi, hafta tatili, yıllık izin, kıdem tazminatı ve daha birçok hak, örgütlü mücadelenin ürünüdür.

   Bu nedenle mesele yalnızca bir sendikayı desteklemek ya da eleştirmek değildir. Asıl mesele emeğin onurunu koruyabilmektir. İşçi birbirine sırt çevirdiğinde kaybeden yalnızca bireyler değil, çalışma hayatının tamamı olur.

   Birlik, yalnızca aynı sendikaya üye olmak değildir. Birlik; haksızlık karşısında sessiz kalmamak, doğruları söyleyebilmek ve emeğin hukukunu her şartta savunabilmektir.

   Unutmayalım ki korku geçicidir, alın teri ise kalıcıdır. İşçinin en büyük sermayesi makamlar değil, birbirine duyduğu güvendir.

   Çünkü birleşe birleşe kazanmak, sadece bir slogan değil; emeğin tarih boyunca defalarca ispatlanmış gerçeğidir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...