İşçinin En Büyük Gücü: Birlik
"İşçinin işçiden başka dostu da yoktur, düşmanı da..."
Bu cümle ilk bakışta sert gelebilir. Ancak yıllar boyunca iş hayatında, sendikal mücadelede ve emeğin içinde yaşananlar, bu sözün neden söylendiğini anlamaya yetiyor.
Sendikacılık yalnızca toplu iş sözleşmesi imzalamaktan ibaret değildir. Asıl mesele; işçinin korkmadan konuşabildiği, eleştirebildiği, yöneticilerini denetleyebildiği ve gerektiğinde hesap sorabildiği bir düzen kurabilmektir. Çünkü denetlenmeyen her güç, zamanla amacından uzaklaşma riski taşır.
Yirmi yıllık çalışma hayatımın önemli bir bölümü sendikal mücadelenin içinde geçti. Bu süreçte baskılar gördüm, disiplin cezaları aldım, görev değişiklikleriyle karşılaştım, işimi kaybettim, mahkeme koridorlarında yıllar geçirdim. Fakat bütün bunlar bana bir gerçeği öğretti: Mücadele eden insan kaybedebilir, fakat mücadeleden vazgeçen mutlaka kaybeder.
Bugün sendikal hareketin en büyük ihtiyacı; kişilere bağlı bir anlayış değil, ilkelere bağlı bir anlayıştır. Sendika makamları, işçinin emanetidir. O emanetin sahibi yöneticiler değil, aidatıyla o yapıyı ayakta tutan emekçilerdir.
Hiçbir sendika eleştirilemez değildir. Tam tersine, eleştiriden korkan yapılar zamanla üyelerinden uzaklaşır. Demokrasi yalnızca seçim günü değil, her gün yaşanmalıdır. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılımcılık sendikacılığın vazgeçilmez unsurlarıdır.
Öte yandan işverenlerin de şunu unutmaması gerekir: Güçlü sendika, işletmenin düşmanı değildir. Haklarını bilen, huzurlu ve adalet duygusu gelişmiş çalışanlar üretimin de en önemli güvencesidir. Çatışmanın yerine sosyal diyaloğun hâkim olduğu işyerleri hem işçiyi hem de işvereni kazandırır.
Bugün ülkemizde sendikalı olmanın bedelini ödeyen binlerce emekçi var. Ancak tarih göstermiştir ki hiçbir hak, kendiliğinden kazanılmamıştır. Sekiz saatlik çalışma süresi, hafta tatili, yıllık izin, kıdem tazminatı ve daha birçok hak, örgütlü mücadelenin ürünüdür.
Bu nedenle mesele yalnızca bir sendikayı desteklemek ya da eleştirmek değildir. Asıl mesele emeğin onurunu koruyabilmektir. İşçi birbirine sırt çevirdiğinde kaybeden yalnızca bireyler değil, çalışma hayatının tamamı olur.
Birlik, yalnızca aynı sendikaya üye olmak değildir. Birlik; haksızlık karşısında sessiz kalmamak, doğruları söyleyebilmek ve emeğin hukukunu her şartta savunabilmektir.
Unutmayalım ki korku geçicidir, alın teri ise kalıcıdır. İşçinin en büyük sermayesi makamlar değil, birbirine duyduğu güvendir.
Çünkü birleşe birleşe kazanmak, sadece bir slogan değil; emeğin tarih boyunca defalarca ispatlanmış gerçeğidir.
