"Haberin İşçisi"
İstanbul
Parçalı az bulutlu
27°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,7413 %0.09
55,1282 %0.03
6.718,95 % -0,19
3.063.063 %-1.003

Vardiyanın Karanlığı ve Aydınlığı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Vardiyanın Karanlığı ve Aydınlığı

   Enerji Sektöründe Uyku, Biyolojik Saat ve Ruh Sağlığı

   Güneşin doğuşu, milyonlarca insan için yeni bir günün, bir bardak çayın ve hareketin başlangıcıdır. Ancak bu ülkenin sokaklarını aydınlatan, evlerini ısıtan, fabrikalarının çarklarını döndüren enerji işçileri için güneşin batışı ya da doğuşu pek bir şey ifade etmez. Onlar için zaman; trafo merkezlerinin uğultusu, şebeke operasyonlarının koşturmacası ve göz kırpan kumanda panellerinin ışıklarıyla ölçülür.

   Güneydoğu’nun kavurucu sıcağında güneşin altında hat çeken, Marmara’nın sanayi girdabında 7/24 dönen çarkların yükünü sırtlayan, İç Anadolu’nun sert ayazında arızaya koşan ya da Akdeniz’in yaz sıcağında enerji arzını kesintisiz kılmak için ter döken binlerce işçi... Bu ülkenin enerjisi, coğrafyanın tüm zorluklarına göğüs geren bu gizli kahramanların omuzlarında yükseliyor.

   Enerji sektörü, doğası gereği kesintisiz akması gereken bir hayattır. Bu akışı sağlamak ise vardiya çarklarının arasında öğütülen insan ömürleriyle mümkündür. Görünürde her şey kablolardan, türbinlerden, kilowatt saatlerden ibaret sanılır; oysa bu sistemin arkasında en az demir aksamlar kadar yıpranan bir şey vardır: İşçinin biyolojik saati ve ruh sağlığı.

   Doğaya Karşı Gelen Bir Yaşam: Vücudumuzun Ayarı Neden Bozulur?

   İnsan bedeni doğal biyolojik ritmi gereği gece uyumaya, gündüz uyanık kalmaya uygundur. Biz buna sirkadiyen ritim, yani biyolojik saat diyoruz. Bu saat; melatonin hormonumuzdan bağışıklık sistemimize, sindirimimizden duygu durumumuzu dengeleyen nörotransmiterlere kadar her şeyi yönetir. Gece uyumak gündüz ise uyanık kalmak vücudumuzun iç dengesini, direncimizi, yani kısacası sağlığımızı koruyan o kusursuz doğal saatin de temelidir.

   Ancak bir enerji işçisi için bu düzen, kalıcı bir darbe altındadır. Bir hafta gündüz, diğer hafta gece çalışmak; vücuda sürekli "Şu an saat kaç, neredeyiz?" sorusunu sordurur. Sürekli değişen vardiyalar, bedenin tüm dengesini altüst eder. Sadece fiziksel bir yorgunluktan bahsetmiyoruz; uykusuzluk uzadıkça insan içten içe yıpranır, neşesi kaçar, sabrı tükenir.

   Uyuyamayan insan; çabuk öfkelenir, tahammülü azalır, içine bir huzursuzluk ve sürekli bir stres hali yerleşir. Güneydoğu'nun tozlu şantiyesinden Marmara'nın yoğun vardiya hatlarına kadar, gece vardiyasından çıkıp perdeleri sıkıca kapatarak gündüz uyumaya çalışan bir işçinin odasındaki sessizlik, kafasının içindeki o yorgunluğu ve huzursuzluğu dindirmeye yetmez.

   Dikkat Eşiği ve İş Güvenliğinin Görünmez Düşmanı

  Ruh halindeki bu sarsıntı, sadece bireysel bir mutsuzluk olarak kalmaz. Yüksek gerilim hatlarında çalışan, tonlarca ağırlıktaki ekipmanları yöneten; elektrik dağıtımı, yenilenebilir enerji sahaları veya sulama kanallarında kritik müdahalelerde bulunan bir enerji işçisi için uyanık ve zinde olmak hayati bir konudur.

   Ancak uykusuzluk insanı sersemletir, refleksleri yavaşlatır, doğru karar vermeyi zorlaştırır. "Ben bu işi yıllardır yapıyorum, alışkınım" cümlesi, vücudun ve uykunun gerçekliği karşısında ne yazık ki yetersiz kalır. İş kazalarının ardına baktığımızda, çoğunlukla bu kronik yorgunluğun ve uykusuzluğun yarattığı dalgınlığı görürüz. Kazalar sadece anlık bir dikkatsizlik değil, günlerce biriken uykusuz gecelerin faturasıdır.

   Değiştiremeyeceğimiz Bir Sektör mü, Yoksa İhmal Edilen İnsan mı?

   Evet, enerji arzı kesilemez. Şehirlerin karanlıkta kalmaması, hastanelerin cihazlarının durmaması gerekir. Bu, sektörün yapısal bir gerçeğidir. Ancak "kesintisiz enerji" üretmek adına, insanın enerjisinin tüketilmesi kader olmamalıdır.

  Vardiyalı çalışma bir zorunluluk olabilir; ancak bu zorunluluğun insan ruhu ve bedeni üzerindeki ağır yükünü hafifletmek işverenin ve sistemin en temel sorumluluğudur. Vardiya düzenlerinin işçiyi daha az hırpalayacak şekilde planlanması bir lütuf değil, işçi sağlığının mutlak gereğidir.

   Aynı zamanda, uykusuzluğun ve tükenmişliğin getirdiği psikolojik yükü "Geçer, kafaya takma" diyerek halının altına süpürme devri kapanmalıdır. İşçinin tükenmişliğini, uykusuz gecelerini, içindeki sıkıntıyı rahatça konuşabileceği, destek alabileceği güvenli alanlara ihtiyacı vardır.

   Aydınlık Bir Gelecek İçin

  Güneydoğu'dan Marmara'ya, İç Anadolu'dan Akdeniz'e kadar bu ülkeye enerji verenlerin kendi içlerindeki ışığın söndürülmesine razı olamayız. Unutmayalım ki; en güçlü türbinler, en modern trafolar bile huzursuz, uykusuz bir insanın elinde güvenli olamaz.

   Gerçek bir iş güvenliği, sadece baret takmakla ya da izole eldiven giymekle başlamaz. İşçinin ruhunu, uykusunu ve sağlığını korumak da bu güvenliğin merkezindedir. 

   Çünkü karanlığı aydınlatan ellerin sahipleri, kendi karanlıklarında yalnız bırakılamaz.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...