Modern tükenmişlik, görünmez baskılar
Yorgunuz. Ama öyle uykuyla geçecek türden bir yorgunluk değil. Sabah uyanınca geçmeyen, hafta sonu dinlenince bitmeyen hatta tatilde bile peşimizi bırakmayan türden bir yorgunluk... Modern çağın adı konmamış hastalığı: Tükenmişlik…
Eskiden tükenmişlik denince akla ağır iş koşulları, yoksulluk, geçim sıkıntısı gelirdi. Şimdilerde ise masa başında çalışırken hatta "hiçbir şey yapmıyorken" bile tükeniyoruz. Çünkü artık bizi yoran şeyler daha görünmez.
Dinleniyoruz geçmiyor, başarıyoruz yetmiyor. Tükenmişlik tam da burada başlıyor. Her an ulaşılabilir olmak zorundayız. Gelen çağrıları açmak, mesajlara anında dönmek, üstlerden gelen direktifleri hemen yapmak... Zaten zor ve çekilmez olan yaşam koşulları üzerine bir de baskılar eklenince sessiz ve sinsi bir hastalık bulaştı hepimize. Tükendik.
Aslında biz bu yola çıktığımızda kimse bize "yorulacaksın" demedi sadece " yapacaksın" dediler. Daha hızlı, daha iyi, hep daha fazlası...
Siz hiç birkaç dakika da olsa kendinize vakit ayırdığınız için suçluluk duygusu hissettiniz mi? O birkaç dakikada diğer insanların işlerinin aksadığını ya da o birkaç dakika içerisinde çalıştığınız yere çok büyük zararlar verdiğinizi... Eminim hepimiz hissettik. Aslında hiçbiri olmadı ama yapılan baskılar bize bunu fazlasıyla hissettirdi.
Belki de asıl yorgunluğumuz, çok çalışmaktan değil; hiç durmadan “iyi görünmeye” çalışmaktan. Yorulduğumuzu söyleyemediğimiz, duramadığımız, durursak geride kalacağımıza inandığımız bu çağda… Dinlenmek bile cesaret istiyor.
Son olarak aslında bu yazıyı okurken “ben de böyleyim” diye düşündün. Ama bil ki sorun sende değil. Sorun, hiç durmamıza izin vermeyen bizden hep daha fazlasını isteyip bekleyen bu görünmez baskılarda.
