reklam
reklam
"Haberin İşçisi"
İstanbul
Parçalı bulutlu
13°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,7059 %-0.01
51,8579 %-0.03
7.015,05 % -0,01
2.992.486 %-0.314

Atık Sular, Sessiz Tehdit: Suyu Korumak Devletin Görevi Olmalı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Atık Sular, Sessiz Tehdit: Suyu Korumak Devletin Görevi Olmalı

   Su, yaşamın özüdür. İnsan vücudundan toprağa, ekonomiden enerjiye kadar her şeyin temelinde su vardır. Ancak bugün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de su kaynaklarımız hızla azalmakta ve kirlenmektedir. İklim değişikliğiyle birlikte artan kuraklık, kontrolsüz şehirleşme ve sanayi atıkları, temiz suya erişimi her geçen gün zorlaştırıyor. Uzmanlar, yakın gelecekte suyun petrol kadar stratejik bir kaynak haline geleceğini söylüyor. Böyle bir dönemde elimizdeki suyu koruyamamak, geleceğimizi tehlikeye atmak anlamına geliyor.

   Türkiye’de suyun korunması denilince akla gelen en önemli konulardan biri atık su arıtımıdır. Yasal olarak bu görev büyük ölçüde belediyelere verilmiş durumda. Ancak pek çok belediye, yeterli bütçe, teknik bilgi ve personel yetersizliği nedeniyle bu görevi layıkıyla yerine getiremiyor. Arıtma tesisleri ya yetersiz kapasitede çalışıyor ya da hiç çalıştırılmıyor. Özellikle büyükşehirlerde bu durumun sonuçları çok daha yıkıcı olabiliyor.

   İstanbul bunun en somut örneklerinden biri. Neredeyse 16 milyon insanın yaşadığı bu dev metropolde her gün milyonlarca ton evsel ve endüstriyel atık su oluşuyor. Bu atık suların tamamının etkin biçimde arıtılamaması, Marmara Denizi’nin yıllardır maruz kaldığı kirliliğin en önemli nedenlerinden biri. Müsilaj (deniz salyası) sorunu hâlâ hafızalarda taze. Arıtılmadan ya da yetersiz arıtmayla denize bırakılan atık sular, deniz ekosistemini öldürüyor, balık popülasyonunu azaltıyor ve kıyı turizmini tehdit ediyor. Kısacası, arıtma yapılmadığında suyun kirliliği sadece denizleri değil, insan sağlığını da doğrudan etkiliyor.

   Büyükşehirlerin ötesinde, Anadolu’nun birçok noktasında ise tablo daha da endişe verici. Bazı belediyelerin atık su arıtma tesisleri ya hiç yok ya da yıllardır bakımsız halde. Bu da derelere, göllere ve yer altı sularına karışan kimyasal atıkların, tarımda kullanılan suları zehirlemesine yol açıyor. Doğanın kendi dengesini kurma gücü sınırsız değil; bir noktadan sonra ekosistem kendini yenileyemez hale geliyor.

   Bu yüzden artık bu hayati konuda yerel yönetimlerin imkânlarıyla sınırlı bir sistemle devam etmek mümkün değil. Atık su arıtımı devletin doğrudan kontrolü ve denetimi altında yürütülmelidir. Devlet, hem teknik standartları belirlemeli hem de tüm belediyelere mali destek sağlayarak arıtma tesislerinin tam kapasiteyle çalışmasını güvence altına almalıdır. Aksi halde bugün ihmal edilen her damla, yarının büyük çevre felaketine dönüşecektir.

   Su, geleceğin en değerli kaynağı olacak. Onu korumak, sadece çevrecilik değil, bir varlık mücadelesidir. Bugün arıtmadığımız her atık su, yarın içemeyeceğimiz suya dönüşüyor.
   Unutmayalım: Suyu korumak, geleceği korumaktır

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...