Başarılı Görünmek, Mutlu Olmaktan Daha mı Önemli?
Performans Toplumu Eleştirisi
Günümüz toplumunda “başarılı olmak” çoğu zaman “başarılı görünmek” ile eş değer hâle geldi. Notlar, sertifikalar,ödüller, sosyal medyada paylaşılan başarı anları, bitmeyen hedef listeleri… Tüm bunlar bireyin gerçekten ne hissettiğinden çok, dışarıdan nasıl göründüğüne odaklanmaktadır. Performans toplumu olarak adlandırılan bu yapıda insan, artık yalnızca yaşayan bir birey değil; sürekli kendini başkalarına kanıtlamaya ve kabullendirmeye çalışan bir birey haline dönüşüyor.
Performans toplumu, bireye “yapabilirsin”, “daha fazlasını başarabilirsin” diye seslenir. İlk bakışta cesaretlendirici gibi duran bu cümle, zamanla baskıya dönüşür. Çünkü bu toplum düzeninde sınırlar dışsal değildir; kimse zorlamaz, birey kendini zorlar. Dinlenmek suçluluk, durmak başarısızlık, yetinmek ise tembellik olarak algılanır. Böylece mutluluk, ulaşılacak bir hedef olmaktan çıkıp ertelenen bir ödüle dönüşür: “Biraz daha çalışayım, sonra mutlu olurum.”
Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkar: Mutluluk gerçekten başarı sonucunda mı gelir, yoksa başarı, mutlu olamayan bireyin kendini mutlu hissetme çabasının bir sonucu mudur? Performans toplumunda birey, içsel ihtiyaçlarını değil; beklentileri takip eder. Ne istediğini değil, toplumun beklentilerini önemser. Başarı artar gibi görünürken, içsel doyum azalır.
Daha da çarpıcı olan, başarının görünür olması zorunluluğudur. Sadece başarmak yetmez; başardığını kanıtlamak ve göstermek gerekir. Bu durum, bireyi sürekli rekabete sokar. Başkalarının başarıları, insanın kendisini sorgulamasına sebep olur. Oysa mutluluk rekabete dayanmaz; bireyseldir, sessizdir ve çoğu zaman gösterişsizdir.
Performans toplumunun eleştirisi, başarıya karşı olmak değildir. Asıl eleştiri, mutluluğun değersizleştirilmesine yöneliktir. Üreten, gelişen, hedefleri olan birey elbette değerlidir. Ancak sadece performansıyla var olan bir insan, yorulduğunda kendini değersiz hissetmeye başlar. Bu da uzun vadede tükenmişlik, anlamsızlık ve içsel boşluk duygularını beraberinde getirir. Sürekli başarılı olmak istemenin temelinde hayatın sürekli değişmesi ve gelişmesi yatar.
Belki de yeniden sormamız gereken soru şudur: Başarılı görünmek kimin için önemlidir? Toplum için mi yoksa bireyin kendisi için mi? Gerçek mutluluk, çoğu zaman alkışlanmaz. Ama insanı ayakta tutan da tam olarak budur. Performansın değil, insan olmanın merkeze alındığı bir yaşam; belki daha az parlak ama çok daha gerçektir
