"Haberin İşçisi"
İstanbul
Açık
32°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,7590 %0.06
55,1696 %0.05
6.788,85 %1.26
3.026.696 %-0.51
yazar
Enerji İşçileri Sendikası Genel Başkanı
Tüm Yazıları

ENDÜLÜS'ÜN BIRAKTIĞI DERS…

YAYINLAMA:
ENDÜLÜS'ÜN BIRAKTIĞI DERS…

   “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.” sözünü hepimiz duymuşuzdur.

   Peki, hiç düşündük mü? Bir medeniyet nasıl doğar, nasıl yükselir ve nasıl tarihin sayfalarına karışır? Daha da önemlisi, geçmişte yaşananlardan bugün için nasıl bir ders çıkarabiliriz?

   Bugünkü yazımızın konusu, yaklaşık sekiz asır boyunca bilimde, sanatta ve felsefede insanlığa ışık tutan Endülüs Medeniyeti…

   "Gemileri yakmak" tabirini de hepimiz biliriz. Geri dönüşü olmayan kesin bir karar almayı, bütün riskleri göze almayı ifade eder. Rivayete göre Miladi 711 yılında Tarık bin Ziyad, İspanya'nın fethi sırasında askerlerinin geri dönme umudunu ortadan kaldırmak için karaya çıktıktan sonra gemileri yaktırır. Artık önlerinde tek bir yol vardır; ya kazanacaklar ya da kaybedeceklerdir.

   Bu kararlılık kısa sürede büyük fetihlerin önünü açar. Tarık bin Ziyad'ın İspanya'ya geçişiyle başlayan süreç, yaklaşık sekiz yüz yıl boyunca bilimde, sanatta, mimaride ve felsefede insanlığa yön veren Endülüs Medeniyeti'nin temellerini atar. Endülüs, sadece güçlü bir devlet hâline gelmez; ilmi, adaleti ve temsil ettiği İslami değerlerle çağının en önemli medeniyetlerinden biri olur. Öyle ki ilim öğrenmek isteyenler Avrupa'nın dört bir yanından Kurtuba'ya gelir, aynı çarşıda sekiz farklı dilin konuşulduğu rivayet edilir.

   Peki, böylesine güçlü bir medeniyet nasıl tarihin tozlu sayfalarına karıştı?

   Rivayetlere göre kırılma noktası, Kastilya Kraliçesi I. İsabel ile Aragon Kralı Fernando'nun evliliğiyle başlar. Bu evlilik, sadece iki hükümdarın birlikteliği değil; aynı zamanda Endülüs'ün temsil ettiği medeniyet anlayışına karşı kurulan siyasi ve dinî bir ittifak olarak değerlendirilir. Namıdiğer “Pasaklı İsabel” olarak anılan Kraliçe'nin, koyu bir Katolik olduğu, hayatı boyunca sadece iki kez banyo yaptığı ve İber Yarımadası'ndaki son Müslüman ile Yahudi ortadan kalkıncaya kadar yıkanmamaya yemin ettiği rivayet edilir. Bu nedenle tarih boyunca İsabel, yalnızca bir kraliçe olarak değil; Endülüs'ün temsil ettiği medeniyet anlayışına karşı yürütülen mücadelenin sembol isimlerinden biri olarak anılmıştır.

   İşte bu anlayışın hâkim olduğu süreçte Endülüs şehirleri birer birer düşmeye başlar. Toledo, Sevilla, Jaen ve Murçia'nın ardından geriye yalnızca Granada kalır. Son Granada Sultanı Ebu Abdullah, daha fazla kan dökülmemesi için Kral Fernando ile bir anlaşma yaparak şehri teslim eder. Anlaşmaya göre Müslümanların ve Yahudilerin can ve mal güvenliği korunacak, dinlerine, dillerine ve örf-adetlerine dokunulmayacaktır.

   Ancak verilen sözler uzun sürmez.

   Camiler yıkılır, yerlerine kiliseler inşa edilir. Müslümanlara ve Yahudilere ait kitaplar yakılır. Halk Hristiyan olmaya zorlanır; kabul etmeyenler ise ya sürgün edilir ya da bu toprakları terk etmek zorunda bırakılır. Böylece yalnızca Endülüs Devleti değil, onun temsil ettiği medeniyet anlayışı ve değerler dünyası da İber Yarımadası'ndan silinmeye çalışılır.

   Peki, bütün bunları neden anlattım?

   Çünkü tarih sadece geçmişi anlatmaz; bazen bugünü anlamamıza da yardımcı olur.

   Bizler Malazgirt Zaferi'nden bu yana yaklaşık bin yıldır Anadolu'da yaşıyoruz. Bu süreçte sadece topraklarımızı değil, inancımızı, kültürümüzü ve medeniyet anlayışımızı da koruma mücadelesi verdik. Avrupa ile kimi zaman savaştık, kimi zaman aynı cephede yer aldık. Ancak tarih, siyasi ittifakların her zaman medeniyet ve değerler konusundaki bakış açısını değiştirmediğini de gösteriyor. Nitekim Birinci Dünya Savaşı'nda, Sina-Filistin Cephesi'nde Alman komutanlar Erich von Falkenhayn ve Otto Liman von Sanders ile birlikte Kudüs'ü savunmamıza rağmen, Kudüs'ün Osmanlı'nın elinden çıkmasının ardından Almanya'da kilise çanlarının sevinç için çaldığı tarihî kayıtlarda yer almaktadır.

   Bu örnek, mücadelenin yalnızca devletler arasında değil; aynı zamanda medeniyetler ve onların temsil ettiği değerler arasında da yaşandığını düşünenlerin dikkat çektiği tarihî olaylardan biridir.

   Belki de Endülüs'ten alınacak en büyük ders budur.

   Bir medeniyeti güçlü kılan yalnızca orduları ya da fetihleri değildir. Asıl güç; onu ayakta tutan inançta, kültürde ve temsil ettiği değerlerde saklıdır. O değerler hedef alındığında kaybedilen sadece topraklar değil; kimlik, kültür ve medeniyet olur.

   Bu nedenle Endülüs Emevileri'nin yaşadığı akıbetten ders çıkarmak istiyorsak, bizi bir arada tutan milli ve manevi değerleri korumak, içerideki ayrışmaları aklıselimle yönetmek ve ortak hedefler etrafında kenetlenmek zorundayız.

Kalın sağlıcakla…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...